Şubat Devriminin tarihsel Önemi

137

Fransa’da Paris‘te  başlayan ve tüm Avrupa’yı sarsan  1848  devrim dalgasının  ve  yenilgisinin yolaçtığı sonuçların yankıları salt Avrupayla sınırlı kalmamış , tüm dünyayı etkilemiş ; ezilenlerin ve emekçilerin eylemine  ışık tutmuş ,onların deneyim hazinesini zenginleştirmiştir.

Fransa’nın  1789 burjuva demokratik devriminde ve sonrasında işçi sınıfı her zaman ayaklandı ve devrimlere proleter nitelik kazandırdı.Ama  işçilerin ayaklanmadaki rolü ve  temel kitlesel bir güç olmasına karşı; burjuvazinin feodaliteye karşı devrimler sürecinde,  henüz  işçilerin iktidar zamanı gelmediğinden , destekçi pozisyonundadırlar.Kendi çıkarını tüm toplumun çıkarıymış gibi lanse etmeyi beceren burjuvazi,  devrim sonrası  süreçte ,çok geçmeden işçi sınıfının taleplerine kulağını tıkadığı anda  onu karşısında buldu. 1789’dan sonra , proletarya,  tarih sahnesine  artık kendi talepleriyle  bağımsız bir sınıf olarak girmeye başladı.. Aslında işçilerin talepleri, bazen bulanık ve karışıktı, kapitalistler ve işçiler arasındaki karşıtlığın ortadan kaldırılmasını istiyorlar ama bunun nasıl yapılacağını  henüz tam bilemiyorlardı . Ama işçiler, burjuva demokratik devrim sürecinde  silahlanmışlardı.. Ve  bu , burjuvaları korkuttuğu için , onları hemen silahsızlandırmak istiyorlardı.Bu nedenle başlarda , feodalizme karşı savaşta , eşitlik -adalet,-özgürlük – cumhuriyet vb. sloganlarla ,aynı bayrak altında  müttefiği olan işçi sınıfına karşı,  iktidarı aldıktan sonra  gerçek yüzünü gösteren  burjuvazi, kendi iktidarını korumak için işçilerin taleplerine kulaklarını tıkamış ve işçi eylemlerini ayaklanmalarını yenilgiye uğrattığı koşullarda da,  proleterleri , binler ve  onbinler halinde katletmiştir.1848 Şubat sonrasında , Haziran’daki işçi ayaklanmasından sonra da öyle oldu.

1848 öncesinde,  ekonomik ve politik koşullar.  

Avrupa’da ve Fransa’da sanayi , 1818 bunalımından sonra giderek hız kazanacaktır.Barış çalışmaya elverişli bir ortam sağlamıştır çünkü. Ama  her on yılda bir ortaya çıkan ( 1817-1827- 1837-1847-1857 )  bunalımlarla kesintiye uğrayan hareket, daha sonra yeniden başlama eğilimine girmektedir.. 20yy.  nasıl bir elektrik yüzyılı olduysa 19.yy da bir buhar yüzyılı olmuş ve kapitalist gelişmeyi zıplatmıştı.Borumsu kazan ın ,yani  gerçek bir buhar makinesinin keşfi ve yapımı; bir fransıza Sequin’e nasip oldu.

1830 sonunda 64.789 beygirlik bir gücü temsil eden 625 buhar makinesi varken ,1859’da bu 169.166  beygirlik 13.691 makineye ulaşmıştı.Bir çok sanayi dalı;  pamuk iplikçileri, kömür madenleri, şeker fabrikaları,ipek ve ipek dokumacılığı,yün iplikçiliği  alanlarında yüzlerce buhar makinesi faaliyetteydi.Buhar, makinalaşmayı yaratırken, işbölümünü artırmış , öte yandan ulaşım ve iletişimde de devrime yolaçmış , yelkenlinin yerini buharlı gemiler, atlı posta arabasının yerini , demiryolu ve trenler almıştı. Kapitalizmin iç pazarı bütünleştirmesinin ve engelsiz dış pazarlara sarkmasının yolu açılmış, kapitalist gelişme büyük bir ivme kazanmıştı.

Sanayideki dönüşümün en büyük kanıtı niteliğinde görülen maden kömürü üretimi, 1847’de , 5 milyon 153 bin tonu bulmuştu. Maden kömürüyle beslenen buhar makineleri, 1847’de en az birbuçuk milyon işçininkiyle eşdeğer bir çalışma  gerçekleştirmişti.Demir ve çelik üretimi ikiye katlanmıştı.136’da 40 milyon kilo şeker üreten 400 şeker fabrikası vardı.1847 bunlaılımı öncesinde , sadece Lyon’da 50-60 bin kadar ipek yapan tezgah vardı.Kağıtçılık sektörü makinelerle donanmıştı.1827 ‘de makineyle çalışan 4 kağıtçı varken , Fransa’da bu sayı, 1834’de onikiye,  1848’de yüze çıkmıştır. Ayrıca 1844’te makineyle ekmek yapımı da başlamış bulunuyordu.

Ayrıca bu sanayideki gelişmeye bağlı olarak , kentler büyümüş, kırsal nüfusun kente akışı hızlanmış,  çalışmada fizik gücün azalması sonucu kadın ve çocuk emeği de sanayiye girmişti.1840-45 sanayi anketlerine göre,  63 ayrı sektörde,10’dan fazla işçi çalıştıran sanayi kuruluşlarında 131.000 çocuk, 254.871 kadın ve 672.446 yetişkin erkek çalışıyordu.Tüm bu gelişmelere bağlı olarak sanayide yoğunlaşma ve özel mülkiyetin belli ellerde toplanması da hız kazandı. 1851 ‘de büyük sermaye sahiplerinden oluşan bu azınlık zümre sadece 124.000 kişiydi.Bu burjuva tabaka sadece mülke sahip değil, aynı zamanda ülkeyi yöneten yönetici sınıftı. Hem seçmen hem de seçilendi.Küçük burjuvazi ve işçi emekçiler, gelire göre seçme ve seçilme hakkı, oy kullanma hakkı veren seçim sistemiyle yönetimden dışlanmıştı. Sanayi devrimin sonucunda yoksulluk ,işşizlik ve sefalet diz boyu artmış, kapitalizmin çelişkileri keskinleşmiş , ekonomik devrevi  buhranlar dönemine girilmişti .Yani tüm bu dönem işçi ayaklanmaları durduk yerde oratya çıkmamış işçilerin  sefalet ve yoksulluğu , dayanılmaz çalışma ve ağır sömürü koşulları, onları burjuva sisteme karşı  ayaklanmaya  yöneltmişti.,

1789 Fransız ihtilali , salt Fransa açısından bir dönüm noktası değildi. Aslında  daha önce italya ve ingiltere ve  Amerika‘da başlamış olan burjuvazinin yönetime gelmesi sürecine Fransa’nın 1789 ile girişi , daha önceki devrimlere oranla büyük yankı yarattı ve tüm Avrupa’yı ve giderek Balkanlar ve Asya‘yı da sardı.Avrupa’da önce  İtalya ve İngiltere’de başlayan  kapitalizmin ve ticaretin gelişim süreci , Fransa’da da kapitalist ilişkilerin gelişmesi ; paralael olarak  1789   devriminin koşullarını yarattı . Feodal engellerden devrimle kurtulan  burjuva üretici güçler, tüm Avrupa’da serpilme ve  engelsiz gelişme süreci yaşadı.Napolyonun feodal krallıklara karşı Avrupa’daki seferlerinin de  bu gelişimde  büyük payı oldu.Ama bu kapitalist hızlı gelişme, giderek uzlaşmaz çelişkinin de ilk olgunlaştığı alan  olarak, politik olarak gelişkin bir işçi sınıfına, 1789’un deneyimlerine sahip   Fransa’yı ve  Paris’i işçi ayaklanmalarının odağına yerleştirdi. (1830  ayaklanmaları, Lyon, Silezaya ayaklanmaları, 1848 Şubat ve 1871 Paris komunü) .  1830 ile 1848 arası  Fransa’sı,  hiçbir ülkede , ne İngiltere, ne Almanya ne de  Birleşik Devletlerde görülmeyen ayaklanmalarla doludur.1832 Haziranında ve 1834 Nisanında Parisli işçilerin ayaklanması, 1831 ve 1834’de Lyon’da büyük işçi ayaklanması,1839’da Blanqui taraftarı bir ayaklanma,1840’ta Lille, Clermont ve Toulouse’da karışıklıklar, 1833 ve 1845 ‘te Parisli dülgerlerin ve marangozların politik grevi, 1833’te Anzin’de Saint Etienne’de madenci grevleri ; işçi hareketinin düzeyini ve Fransa proletaryanın bilinç düzeyini gösteriyor.

Bu hareketlerde çoğu zaman slogan sosyalizm, enternasyona lizmdi. Marksist bir içerike olmasa da işçilerin yöneliminin nereye olduğu görülmektedir. Arıca, Fransa’da bu dönemde  birçok sosyalist ve demokratik içerikli gazete  de yayınlamaktaydı.  Yine  Fransa’ , bu dönem  ütopik ve darbeci de olsa farklı sosyalizm arayışlarının mekanıydı.Süreci yakından ve içinden pratik olarak izleyen Marx ve Engels, bu  ütopik ve bilimsel olmayan sosyalizm anlayışlarına karşı mücadele süreci içinde sosyalizmi, bilim düzeyine yükselterek 1848 Şubat’ında,  bunun özlü ifadesi olana Komunist Manifesto’yu işçi sınıfına armağan ettiler.Haziran ayaklanması öncesi Fransızca baskısı yapılan  Komunist Manifesto kuşkusuz işçilerin ayaklanmasını etkilemiştir.. Sayıları az olsa ve  yüzlerle ifade edise de ,öncelikle , Fransa , Almanya , İngiltere , İtalya  olmak üzere Avrupa’da  o zamanki işçi birlikleri içinde Komunist Manifesto’yu benimsemiş, bir çoğu zanaatçı kökenden gelme , işçi sınıfının ileri  önderler kuşağı  vardı.1830 barikatlarından ve birçok işçi ayaklanmasından geçen hızlı refleks yeteneğine sahip Fransız proletaryası, o dönem Avrupa devrimlerinin kahramanıydı. Ozan  Auguste Barbier; bu yeni kahramanı şöyle selamlıyordu:

Ne güzel , şu geniş omuzlu, heykel gibi gövde
Şu adam paçavralar içindeki
Şu, ceketi birliklerin kanıyla boyanmış
Aba ceketli beden işçisi;
Şu duvarcı,bir vuruşta deviren tahtaları
Ve boğucu bir havada
Kaldırımların üstünde taşları yuvarlayan,
Tıpkı bir çocuğun çemberi gibi.

Fransa’da, 1830 Temmuz devriminden sonra burjuvazinin tefeci  kanadı siyasi iktidarı ele geçirmiş, 10. Charles’i tahtan indirerek, Orleans dükü Louis Philippe’i Fransız kralı ilan ettirmişti. Mali sermayeye bağımlı Louis Philippe’in hanedanlığı döneminde burjuvazinin bu kanadı iyice palazlandı. İktidarın baş muhalefetiyse, sermayenin diğer kanadı, yani iktidardan yalnızca ufacık bir pay alabilen sanayi burjuvazisiydi. İşçi sınıfı, küçük burjuvazi ve köylülük ise tamamen iktidar dışıydı.Mali sermayeye ve onun güdümündeki iktidar döneminde  zaten varolan hoşnutsuzluğa yaşanan hasat bereketsizlikleri ve ekonomik kriz tuz biber ekti. İktidar karşıtı hoşnutsuzluk yer yer başkaldırılara sebep oldu.

1830’dan 1848’e kadar geçen sürede işçi sınıfı Louis Philip iktidarına karşı olan tepkisini daha şiddetli ve örgütlü bir şekilde dile getirmeye başlamıştı. 1831 ve 1834 yıllarında Lyon’lu işçiler “ya çalışarak yaşarız ya da dövüşerek ölürüz” sloganı altında, patronların önceden anlaştıkları ücretlere uymadıklarını söyleyerek ayaklanmışlardı. Bu ayaklanmalar kanlı  bir şekilde bastırıldı ancak işçiler yardımlaşma derneklerinde örgütlenmeye devam ettiler. 1848’e uzanan süreçte işçi hareketleri bir yükseliş dönemindeydi. Bu dönemde, Fransa’da pek çok devrimci örgüt de kurulmuş ve Louis Philip monarşisine karşı bir mücadeleye girişmişti. Hakikatin Dostları, Halkın Dostları, İnsan Hakları Derneği, Aileler Derneği, Mevsimler Derneği gibi ,  çoğunun kuruluşunda Blanqui’nin önemli bir  rol oynadığı bu dernekeler;  1831-1834 Lyon ayaklanmasında, 1834 ve 1839’daki Paris ayaklanmalarında halkı barikatlara taşıdılar.

1848 Şubat devrim süreci..

23 şubat 1848 günü ,Paris işçileri kızıl bayrakalarıyla barikatlarını kurup tahkim ederek ayaklandı.Ertesi gün kent halkının tümü ayaklandı. Basının, mevcut klüp tarzındaki örgütlerin ve taşranın deteğini alan  parisliler demokratik bir hükümet kurulmasını istiyorlardı.Muhafız alyındaki askerlerin desteğ ide ayaklanmadan yanadır. Acele tarafından kurulmuş olan geçici hükümet bir halk hükümeti karakterinde değildir. Fransa cumhuriyeti ilan edildikten sonra , Hükümetin kuduğu komisyona bu arada iki sosyalist de seçilir.. Bunlardan bir olan Louis Blanc,‘‘ burjuva devleti kadrosunda iş dünyasını örgütlemeyi kendine iş edinmiştir‘‘ Devrimde iktidarı ele geçiren burjuvalardı ve ilk günlerde paris halkı, özgürlüklerin elde edildiği sanısına kapıldı..Devrim ise Avrupa’daki feodal kralların yüreğine korku saldı.Ve bir salgın gibi dört bi yana yayıldı. İtalya’da  Palermo ve Napoli’de zaten bir yıldır ayakta olan işçiler, 1848’le birlikte , karşı devrime geri adım attırıyor, Napoli, Piemonto kralı ve Toscana dükü anayasaları tanımak zorunda kalıyordu.Avusturya‘da Viyana’daki çarpışmalar sonucu Matternich kaçmış, imparator kendinden istenenleri kabul etmiş, Avrupa feodalizminin bu yıkılmaz kalesi de devrilmiştir.Belçika da liberaller seçimde başarılarıyle öne çıkarken Almanya’dakiler ise,  demokratik bir Frankfurt parlamentosu kurarlar. Danimarka kralı liberalleri iktidara çağırırken, İsviçre bu arada anayasasını geliştirir.

Nisan ayında fransızlar seçim , rahiplerin,bankerlerin ve ılımlıların yönlendirmesiyle giderler.Halkın yarıdan fazlasının okur yazar olmadığı Fransa’da sosyalizm ve paylaşımından duyulan korku ve dehşeti  kullanan ,özel mülkiyet savunusunu  ön plana çıkaran  bu  yönetici kesim, köylülerin işçilere karşı desteğini elde etti.Sol adına örgütlenen külüplerde ise,  işçiler gerçek liderlerinden yoksun bir durumdaydı. Louis Blanc’ın demegojileri ve ayaklanmada pek gözükmeyen Proudhon’un öfkelerine teslim olan işçiler,varlıklarının bilincine varmış olarak iktidar yürüyüşüne çıkmışlardır ama,ne yapacakcalarını işlevlerinin ne olduğunu henüz kavramış değillerdir. Seçimlerde, hızlı istediği gibi örgütlenen uyanık burjuva sınıfı, oyları toplarken , işçiler bu fırsatı bulamayacaktır. İşçilere karşı yapılan bu seçimler sonucunda , 800 milletvekili arasında 100 cumhuriyetçi bile seçilemedi.Devrim geriye çark etmeye başladı.15 Mayıs’ta bir ayaklanmayla meclis basılarak, belediye meclisine yürünmüş ama bu girişim,  aynı akşam bastırılarak,önderlerinden Blanqui  tutuklanmış, devrimci klüpler kapatılmış, İşçi encümeni dağıtılmış, muhafız alayı isyancı unsurlardan arındırılmıştır.Sonuç olarak burjuvazinin  halka ihtiyacı kalmadığı
için, işçilerle de  iktidarı paylaşma niyetinin olmadığını da  açıkça göstermiştir. Cumhuriyetçi hükümet Haziran başından itibaren işçilere karşı sert önlemler alarak, askeri birliklerin sayısını artırmıştır.Paris, baskının, terörün  orgütlendiği bir kent haline geldi. Vergi artırımı  köylüyü işçi eylemlerinden ayırır, tüccarlar karşıklık  durumuna bozulurlar, burjuvazi kendine hizmet için muhafız alayına yoksullardan da eleman alır,ulusal atelyeler kapatılır , işçilerin toplanmalarına yasak getirilir.Louis Blanc bu arada  mecliste şikayet ve sövgülerini artırır. 15 Mayıs’tan beri önderleri içeriye atılmış olan paris proletaryası;   22 Haziran’da var gücüyle  ayaklanır, ama bir şeyler değişmiştir artık ,işçi sınıfı yalnızlaşırken karşılarında tüm gerici güçleri, burjuvazinin bütün kesimlerini – yönetici burjuva sınıfı, orta sınıfı ve köylüleri – tek cephe , tek bir blok olarak bulmuştur.Tam beş gün boyunca barikatlarda kahramanca savaşan işçi sınıfının ayaklanması , burjuvazinin siyasal pozisyonunu  güçlendirmek olarak anladığı ve yürüttüğü bu devrim sürecinde,  kana bulanarak bastırılmıştır. Hapishaneler dolup taşmış, basına darbe vurulmuş, on saat yasası yürürlükten kaldırılmıştır.Borçlular için hapis cezası getirilmiş , ama sermaye üzerinden vergi  alımı yasa tasarısı hepten kaldırılmıştır.. Bu karşı devrimin zaferi Avrupa da etkili  oldu , gericiliğin aldığı tedbirler , diğer ülkelrde de  işçilere ve onların savunucusu olan sosyalist ve komunistlere yönelik baskının  ve tutuklamaların artmasını bereberinde getirdi. Devrimlere karşı,  işçi hareketine karşı Avrupa gericiliği, Rus çarıyla birleşerek  Kutsal ittifak kurdular.

Haziran ayaklanmasının hemen ertesinde , yenilgiyi  Rheinische Zeitung’ta Marx şöyle değerlendirdi:’’ Parisli işçiler karşılarındaki insan selinin içinde boğuldular.Ama yılmadılar.Yenildiler, ama hasımları yenikti.Kaba kuvvetin bir anlık zaferinin bedeli Şubat Devriminin bütün  hayallerinin yokedilmesiyle , bütün eski cumhuriyetçi kanadın parçalanmasıyla, Fransız ulusunun mal mülk sahipleri ve işçiler olarak ikiye ayrılmasıyla ödenmişti. Cumhuriyetinin üç renkli bayrağının artık yalnız tek bir rengi var; yenilenlerin rengi, kan rengi.Bayrağı üç renkli cumhuriyet yerine artık kızıl bir cumhuriyet oldu..’’

Yenilgi sonrası  süreçte ,Fransa’daki din adamlarının ingiliz parasıyla çevirdiğı dümenler  sonucunda  köylü sınıfının desteğini arkasında toplayan Napolyon Bonapart’ın yeğeni Louis Napolyon Bonapart , cumhurbaşkanı yapılır.Burjuvazi cumhurbaşkanı etrafında toplanarak, güçlü bir iktidar özlemini hayata geçirir.Daha önceki kilise eğemenliğine karşı yürüttüğü mücadeleden vazgeçerek kiliseyi yanına alır ve Roma cumhuriyetini alaşağı ettirir, papanın geçici iktidarı döneminde durumunu  ağlamlaştırarak , Garibaldi’ yi  Roma’dan kovacaktır.Yıl sonu geldiğinde  Louis Napolyon’un Cumhuriyet karşıtı olduğu iyice açığa çıkmıştır.Yeni baskı yasaları, artırılan vergiler, eğitimin din adamlarına teslim edilmesi,en küçük direnişi bastırabilmek hesabıyla daha önce kamuya tanınan oy hakkının ortadan kaldırılması bu dönemi karakterize eder.İzleyen  süreçte 2 Aralık 1851 darbesiyle Louis Napolyon Bonaparte ,millet meclisini dağıtarak parti liderlerini tutuklatır , köylü sınıfını yardıma çağırır.Zayıf bir iki direniş kanla bastırıldıktan sonra, yapılan bir plesibitle (halk oylaması) darbe , halka onaylattırılır, muhalifler sürgüne yollanır.Ertesi yılda  diktatör,  mecliste, 3. Napolyon adı altında fransa’nın imparatoru ilan edilir. Karl Marx,  Louis Napolyon’un bu Hükümet darbesine ilişkin saptaması şuydu: ’’Burjuvazinin ulusu yönetme gücünü yitirdiği ve emekçiler sınıfının henüz o gücü kazanamadığı bir anda, mümkün olan tek hükümet biçimi  olan’’ imparatorluk kurulacaktı.Cumhuriyetçi burjuvazinin , işçi, sınıfının talepleri karşısında dehşete düşmesi, özel mülkiyetini kaybetme korkusu, onun kralcı burjuva kesimlerini desteklemesine , cumhuriyeti savunmamasına  ve toplumsal ekonomik boyutlu işçi ayaklanmasının kanla boğulmasını onaylamaya götürdü, binlerce işçi Paris varoşlarında ve barikatlarında, Fransız askerleri tarfından kurşuna dizildi. Louis Bonapart’ın 2 Aralık hükümet darbesini kolaylıkla yapabilmesininve kendini imparator ilan ettirmesinin  nesnel koşulları,  bu şekilde oluşmuştu..

Devrimin sonuçları  ve   işçi sınıfı açısından önemi

1848  Şubat devrimi, işçi sınıfının, toplumsal olarak kendi iktidarı için tarih sahnesine çıktığı ve gelecek sınıfsız topluma  gidiş yolunda çaktığı  bir işaret fişeği olmuştur.. Burjuvazinin tüm blok olarak işçilerin karşısına geçmesi, burjuva demokratik kazanımları bir tarafa atarak despotizme yönelmesi , yeni bir sömürgeceilik dönemi başlatması; işçi sınıfıyla arasındaki uzlaşmaz çelişkinin apaçık kendini göstermesi; artık  burjuvazinin kendi sınıfsal çıkarlarını tüm ulusun çıkarları olarak yutturmasının iflas edişi;1848 devriminin önemli sonuçları olmuştur. İşçi sınıfı bu süreçte yenilse,  Avrupa ölçeğinde sesi bir süre kısılsa, işçi hareketine karşı kutsal ittifak kurulsa da;   yeraltına geçen hareket mayalanarak,ekonomik bunalım süreçlerinde ayağa kalkmış ve 1871’de Paris komünüyle, dünya’da ilk kez işçi iktidarını bir süreliğine olsa da kurmayı başarmış; işçi sınıfının  kapitalist topluma son vermeye ve yönetmeye muktedir bir sınıf olduğunu kanıtlamış ve  1917 Ekim Devrimi’ne giden  yolun taşlarını döşemiştir..

Şubat devrimi cumhuriyet ve demokrasi mücadelesinin gerçek savunucusunun emekçiler olduğunun, özellikle burjuvazinin artık tümüyle karşı devrimci kampta yer aldığının, monarşiyi yani kralı karşısına alma niyetinin ve cesaretinin hiç bir şekilde bulunmadığının, ilk fırsatta tüm silahlı güçleriyle beraber cumhuriyetin gerçek savunucusu olan proleter devrimcilere ve sınıf düşmanlarına yani işçi sınıfına saldıracağının en açık kanıtı olmuştur.

1848 Şubat Devrimi’nin bir başka önemli sonucu,  Karl Marx ve Engels’in , bilimsel sosyalizmin bu kurucularının Devrim öncesi kaleme aldıkları‘’ Komunist  Manifesto’ da formule ettikleri  mataryalist tarih anlayışlarının pratikte doğrulanması olmuştur. Kapitalist toplum tarihsel miadını  doldurmuş , işçi sınıfı devrimlerinin yolu açılmıştır.‘’Kapitalizm her geçen gün kendi mezar kazıcılarını üretmektedir’’. 1848  Şubat ve Haziran ayaklanması,hedeflerine ulaşmasa da işçi sınıfının burjuvaziye karşı iktidar perspektifiyle ilk ayaklanışıdır.  Fransa’da  1848 haziran öncesi basılan Manifesto’nun , Brüksel  -  Paris çevresinde bulunan Karl Marx ile Engels’in , ayaklanma önderlerine eleştiri ve görüşleriyle yardım ve müdahaleleri bir yana; nesnel olarak  bu ayaklanmanın karakteri, Manifesto’da da önceden tahlil edildiği gibi, işçi sınıfının, tüm burjuvaziyi karşısına alması,özel mülkiyete son verme , kendi kurtuluşunu sağlamak uğruna , bağımsız toplumsal  bir eylem  olmasıdır.

Fakat o günden beri her yenilgi döneminin  ardından , burjuvazi ve soldan destekçisi olan  revizyonist ve oportunistler , Ekim devrimi öncesi ve sonrasında troçkistler;  ayaklanmaların ve işçi devrimlerinin yanlışlığını, komunistlerin komplocu ve darbeci oldukların ı- oysa bilimsel sosyalizm, kuruluşu döneminde  hakim olan darbeci ve komlocu eğilimlerin,  eleştirisi temelinde kuruldu  -  henüz işçi sınıfının tarihsel olarak iktidarı alma zamanının gelmediğini, burjuvazinin halen üretici güçleri ve örtük ilişkilerini geliştirme potansiyeline sahip olduğunu söyleyerek ; işçileri devrim mücadelesinden vazgeçirip reformist ve revizyonist bir platforma sürüklemeye çalıştılar; ‘’Burjuvazinin krizlerinden kurtulması, bilimsel ve teknolojik gelişmeler, kol emeğinin  yerini kafa emeğinin aldığı , işçilerinde artık  burjuvalaştığı , şçi sınıfının  kaybolduğu, ulus ,cinsiyet ,çevre vb. çelişkilerin ön plana çıktığı .’’  gibi uyduruk gerekçelerini yineleyip durdular..

Oysa işçiler için toplumsal bir devrim döneminin gelişi ve bunun pratik yansımaları,1830’larda dahi, doğal olarak  teorinin bile önünde seyrediyordu.Marksizm bu sürecin  felsefi, ekonomik ve politik   gözlemi,  dönem olgularının analizi  temelinde inşa edildi.

‘’Tuhaf bir şeydir, emekçilerin kurtuluşu üzerindeki son 60 yılın bütün cafcaflı söylevlerine ve tüm engin yazınına karşın, işçiler nerede olurlarsa olsunlar, kendi öz davalarını ele almaya görsünler , sanki kapitalist toplum ,daha tüm çelişkileri  gelişmemiş , daha bütün yalanları ortaya çıkmamış, daha pis gerçekliği  gözler önüne serilmemiş  de, henüz bakir suçsuzluğunun en arı durumu içinde bulunuyormuş gibi,  sermaye ve ücretli kölelik gibi iki kutbu ( toprak sahibi,  kapitalistin komandit ortağından başka bir şey değildir) ile birlikte, güncel toplum sözcülerinin  tüm  savunumlu lafazanlıklarının gözlendiği  hemen duyulur. Komün diye haykırırlar; tüm uygarlığın temeli olan mülkiyeti kaldırmak istiyor. ‘

Aslında Marx’ın bu saptaması, kapitalizmin  devrevi bunalımlarıyla birlikte artık üretici güçleri ,ilişkileriyle uyumlu olarak geliştirmediğinin, onun tüm çelişkilerinin olgunlaştığının , toplumsal devrimler döneminin başladığının, proleter devrimlerin tarih sahnesine girdiğinin  net bir  anlatımıdır.Zaten Komunist Manifesto’nun ,1848 Şubat devriminden  bir iki hafta önce baskıya verilmiş olması, haziran ayaklanması öncesi Paris’te ilk baskısının yapılması; ve Manifesto’nun  işçi sınıfını,  devrime ve kendi iktidarını kurmaya çağrısı, toplumsal devrimler döneminin başlangıç tarihinin ne olduğu  konusunda en ufak kuşkuya yer bırakmaz.1880 yılında yayınlanan ‘’Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm ‘’ adlı yapıtında Engels: ‘’(.)Burjuvazinin politik ve zihinsel iflası, artık burjuvazinin kendisi için bile bir sır değildir.Burjuvazinin ekonomik iflası, her on yılda bir düzenli olarak yinelenmektedir. Toplum her bunalımda kullanamadığı kendi öz güçlerinin ve ürünlerinin ağırlığı altında boğulmakta ve tüketiciler yoksunluk içinde oldukları için üreticilerin tüketecek hiçbir şeyleri olmaması saçma çelişkisi karşısında , çaresiz kalmaktadır.Üretim araçlarının bu zincirlerden kurtulması ,üretken güçlerin aksaksız ve sürekli bir hızla gelişmesi ve aynı zamanda üretimin kendisinin gerçekten sınırsız artması için biricik önkoşuldur. Ama hepsi bu değildir.Üretim araçlarının toplumsallaştırılmış mal edinilmesi, yalnız bugünkü düzmece üretim engellerini yoketmekle kalmaz, bugünkü günde üretimle birlikte olmasından kaçınılmayan ve bunalımlar sırasında doruğuna ulaşan o kesin üretken güç ve ürün ısrafını ve yıkımını  da ortadan kaldırır.’’
( F.Engels, Ütopik sosyalizm  ve  Bilimsel sosyalizm. Sol yay. Sf. 114. Abç )

Aslında marksistler açısından bilimsel sosyalizmin kuruluş süreci, kurucuların geçirdiği düşünsel evrim ve Manifestonun yazıldığı 1847-1848 koşulları;işçilerin kendiliğinden ayaklanmalarının, ütopik, burjuva eşitlikçi, anarşist , komplocu sosyalizan  etkiler altında da olsa örgütlü kalkışmalara ( 1795  Babeuf ayaklanması’nın mirasıdır bunlar) dönüştüğü  bir dönemdir.Yani burjuva ilişkinin üretici güçlerle uyumlu  olmaktan   ve üretici güçleri geliştirmekten çıktığı, üretici güçleri yıkıma uğrattığı, en büyük üretici güç olan işçi sınıfını, salt, ağır çalışma koşulları, işşizlik ve açlık ile değil asker kurşunlarıyle terbiye etmeye çalıştığı ve  canlı emeğin ürünü olan diğer   üretici güçleri ( üretim aletleri ve makineler ,ürünler) yok etmeye yöneldiği, canlı emeği sermaye durumuna dönüştürmekte zorlandığı, üretici güçlerin( emeğin)  üretim ilşkilerine( Brurjuvazi) karşı  ayaklandığı  bir dönemdir. O gün bugündür, burjuvazinin gözünde  işçiler, artık sadece  Avrupa’da  değil tüm dünyada dolaşan  bir hayalet durumuna gelmiştir. Tüm bunlar, işçiler açısından toplumsal devrimler dönemine girildiğini,‘’zorunlu uygunluk yasası ‘’nın işlediğini; kapitalist toplumdaki üretici güçlerle üretim ilişkisi uygunluğunun bozulduğunu , burjuva özel mülkiyet ilişkisiyle uzlaşmaz çelişki içine girmiş olan  toplumsal üretimin , üretici güçlerin kendilerini sınırsız ve engelsiz geliştirecek  toplumsal ilişkileri , yani zorunlu yeni bir uyumu  gereksindiğini ve bunun yolunun da  proletaryanın  devrimci iktidarından geçtiğini göstermektedir. Bu uzlaşmazlık ve  kapitalist toplumun, son özel mülkiyetli toplum olarak  kendi mezar kazıcılarını yarattığı saptaması, Bu ayaklanmalardan önce  Manifesto’da da yerini almıştır. Bilimsel sosyalizmin , temel yasalarından olan,  ‘zorunlu uygunluk yasası’ nın 1830 ‘lar sonrasında  işlemeye başlamasıyla, tek tek her ülkede devrimin subjektif koşullarının hazır olmasını, yani devrimci durumun var olup olmamasını da  birbirine karıştırmamak gerekiyor..Bu  karıştırmayı ve  çarpıtmayı en fazla  yapanlar; ‘’zorunlu uygunluk yasasını’’ çarpıtan , bozmaya çalışan reformist -revizyonist  ve troçkist devrim kaçkınlarıdır
Bilimsel sosyalizm’in kuruluşu tesadüf olmadığı gibi,  Komunist Manifesto’da , hayali kurgu bir eser değildir. O,  bütünüyle,  kapitalist  düzenin  burjuva ilişkisinin, üretici güçleri geliştirememesinin, onunla uzlaşmaz çelişkiye girmesinin ürünü olarak, işçi ayaklanmalarının(1830-1840) tam göbeğinde  doğmuş ve toplumsal pratikte sınanmıştır.Toplumbiliminin ve tarihin bilim düzeyine yükseltilmesi onuru, bu nedenle Marx ve Engels’e aittir.
Özetle, 1848 Şubat Devrimi’nin gösterdiği  ve sonraki kuşaklara aktardığı en önemli tarihsel ders;   kapitalist ilişkilerin  ekonomik ve politik olarak  iflasını, üretici güçlerle uyumsuzluğa düştüğünü ,zorunlu uygunluk yasası nın hükmünü icra ettirdiğini,  net olarak göstermesi ve işçi sınıfının toplumsal devrimler dönemine kapıyı açmış olmasıdır.

 

Kaynakça:


1) Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i /  Karl Marx.Sol Yayınları.
2) ‘Komunist Manifesto’nun doğuşu /  Dirk Struik. Sol yayınları
3) Emeğin ve Emekçilerin Tarih i /  Pierre Brizon. Sol Yayınları.
4) Fransa’da iç savaş / Karl Marx  . Sol yayınları .
5) Ütopik sosyalizm ve bilimsel sosyalizm /  F.Engels . Sol yayınları