Söz hakkı olmadan tabii olmak!

Capture13

Geçtiğimiz ay, vatandaşlığa geçiş koşullarının ‘revize’ edilmesi ve Zürih Kantonu’nda göçmenlere yerel düzeyde seçme hakkı tanıyan tasarının kanton bazında reddedilmesi, bu eksende süren tartışmaları yeniden gündeme getirdi. Hatırlanacağı üzere Mart ayı içerisinde siyasi komisyonu, vatandaşlığa geçiş ile ilgili, bakanlar kurulunun önerilerini karara bağlamış ve bu karar Federal meclis’e havale edilmişti ve Mart ayında bu haber sayfalarımızda yer almıştı. Federal Meclis’in onaylamasından sonra Kanton Temsilcileri Meclisi’ne gelen yasa tasarısı burada da 21’e karşı 22 oyla kabul edildi. Böylece vatandaşlığa geçiş için C Oturumu şart resmiyet kazanırken, İsviçre’de ikamet etme süresi üzerine bir anlaşma sağlanamadı ( 8 ya da 10 yıl). Yasada başka da değişiklik var. Bakıldığında ne bu tartışmaların ne de yasal değişikliklerin daha doğrusu sertleştirilmelerin sadece bu dönemin konusu olmadığı görülecektir. Geçmiş dönemlerde de, kolaylaştırılmış vatandaşlık yasası, Secondas’ın girişimiyle oylamaya sunulan değişiklikler, ya da suç işleyen göçmen kökenli İsviçre vatandaşlarının vatandaşlıklarının geri alınması gibi önerilerle sürekli gündemde tutuluyordu. Siyasi partiler arasında futbol topu gibi kaleden kaleye gidip geliyordu. İsviçre’nin nüfusunun %20’den fazlası göçmen kökenli. Yani her beş kişiden biri göçmen. Bunun, siyasi alanda yol açtığı tartışmalar ve üzerinden yürütülen spekülasyonlar bir yana, taşıdığı başka anlamlar var. Çalışan, vergi veren, sosyal sistemin önemli unsurlarından olan, ekonominin dinamosu sayılan bu nüfus, siyasi iradenin belirlenmesinde ise sadece üzerinden politika yapılan bir figüran işlevi görüyor. Muhafazakar ve ırkçı partilerin gündem oluşturma ve tutmasının önemli bir aracı olması , ya da vatandaş olmayı ayrıcalıklı bir özellik olarak lanse edip meta usulü pazarlaması, tayin edici bir özellik olurken, siyasal ve toplumsal şekillenişin bu denli dışına itilen bu kesimlerin, yanı sıra hakim iradeye boyun eğmelerinin de katı kurallarla disiplin altına alındığı sistemde, toplumsal uyumun nedenli işler olacağı tartışma götürmeyecek kadar açıktır. Çünkü; kendilerinin uymakla yükümlü kılındığı hiçbir karar mekanizmasında kendilerine yer bulamamaktadırlar. Kaldı ki Zürih Kantonu’nda yapılan oylama ve sonuçları da başka yönlere işaret etmektedir. Göçmenlere lokal düzeyde seçme olanağı tanınmak istenmesinin reddedilmesi, aşağıdan yukarıya doğru hiyerarşik düzenin işleyişini sözüm ona garanti altına alma ve İsviçreliliğini koruma yaygarası ile ayrımcı biat hukukun uygulanmasından başka bir şey değildir. Bir taraftan ulusal devmılıkta sözüm ona istikrar arayan, diğer
taraftan da koyduğu her çıtayla bunu daha da zorlaştıran, küçümseyici ve tepeden bakıcı, farklılıkları, çıkarları için kullanan iki yüzlü, seçmeci burjuva politika anlayışının sonucundan başak bir şey olmayan bu durum, yüz binlerce göçmenin baş vurma hakkı kazanmasına rağmen, İsviçre vatandaşlığına geçmek için girişimde bulunmamasının ana nedenlerinden biridir. Ve bu durum kısa bir süre içerisinde çözülecek gibi de görünmemektedir. Ama bunun için yapılması gereken görevler, atılması gereken adımlar vardır ve bu adımlar başta duyarlı ve ilerici yerli kamuoyunun sorumluluğunda olmak üzere, halk kesimlerinin aydınlatılması ve ırkçı ayrımcı politikaların girdabından kurtulmasının olanaklarını genişletmekten oluşmaktadır.

arkadaş