Sorunlarımıza sırtımızı dönme lüksümüz yok!

schweiz_essen_trinken_feldschloesschen2

İşçilere, emekçilere, onların hak ve kazanımlarına yöneltilen saldırılar, çalışma koşullarından sosyal yaşam ve ekonomik kazanımlara kadar bir çok alanı etkiliyor. Sürekli kâr arzusu, daha fazla sömürü eşliğinde emekçilere yönelen bu saldırılar, çalışma koşullarında kölelik sistemini dayatmakta, yaşam alanlarını, mücadele araçlarını ortadan kaldırmak hedefini gütmektedir. Esnek çalışma, artık günlerden çıkarılıp mevsimsel periyotlara bağlanmakta, ağır iş koşullarında çalışmaya maruz kalmaktan kaynaklı fiziki ve ruhsal hastalıklar, geçim sıkıntısı, emeğiyle geçinenleri günden güne daha da sarmalamaktadır. Bir taraftan kapitalist sömürünün her türlü dayatmalarını iliklerine kadar hisseden, öteki taraftan da hakları için mücadele etmek ve mücadele olanaklarını genişletmek amacında olan çalışanların, emekçilerin, yaşamlarını daha yakından tanıma, duygularını ve beklentilerini anlamak ve bunu ortaklaştırmak önemli olmaktadır. Bu amaçla, Feldschlösschen fabrikasında çalışan işçilerden Yusuf Polat ve Sezai Güven’le çalışma koşulları, sendikal mücadele ve toplu iş sözleşmesi vb. sorunlarla ilgili konuştuk.

Röportajlar Ali Ateş

Kısaca kendini tanıtır mısın?
İsmim Yusuf Polat ,1980 Konya doğumluyum,ilk ve orta okul eğitimimi doğduğum köy olan Cihanbeyli ilçesinin Kelhasan köyünde tamamladım. Lise eğitimimi İlçemiz Cihanbeyli`de tamamladıktan sonra üniversite hazırlık için Konya şehrine taşındım. Politik nedenlerden (Kürt halk hareketine verdiğim destekten) dolayı rahatsız edildim. Bundan dolayı Almanya’ya iltica talebinde bulunarak 2001 yılından 2003 yılına kadar burada kaldım, 2005 yılından bu yana resmi olarak İsviçre`de bulunuyorum.

Çalışıyor musun?
Çalışma hayatına Konya`da başladım, Almanya`da da çalıştım,buraya geldikten sonra kısa bir süre lokantalarda 1.5 yılda sebze halinde çalıştıktan sonra, 2008 yılında halen çalışmakta olduğum Feldschlösschen isimli içecek firmasında işe başladım.

Sendikaya üye misin? Sendika ile nasıl tanıştın?
Politik mücadeleden dolayı sendikayı Türkiye`den de tanıdığım için, Feldschlösschen’de işe başlayınca birçok arkadaşla birlikte işyeri işçi temsilciliği ile beraber Unia sendikasına üye oldum.

Sendikanın bir şey yapmadığı,sendika üyeliğinin gereksizliği işçiler arasında yaygın bir düşünce, bir sendika üyesi olarak bu düşünceyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Doğrudur, işçiler genelde böyle düşünüyor,fakat işçilerin böyle düşünmesinin nedeni sadece işçilerden kaynaklanmıyor. Bu bir devlet ve işveren politikasıdır. İşyerlerinde sendikaların propaganda yapmalarına kolay kolay izin verilmiyor, böyle olunca devlet ve işyerleri daha kolay yönetiliyor. Ağır işlerde çalışan işçilerin çoğu göçmen işçi, iyi almanca bilmedikleri için birbirleri ile kolay kaynaşıp kolay örgütlenemiyorlar. İşçiler örgütlü yaşamın ne olduğunu bilmiyorlar, devletler birer korku imparatorlukları kurmuş, insanlar bu korkular üzerinden yönetiliyor. İşyeri işçi temsilciliğinin komisyonları bile işverenin istediği işçiler arasından seçiliyor, bu komisyonlar göstermelik bir şeyler yapıyorlar. İşverenin lehine çalışıyorlar, bundan dolayı işçiler arasında sendikanın işverenlerle birlikte çalıştıkları düşüncesi oldukça yaygın

Buradan şöyle bir sonuç çıkıyor; işçiler kendi lehlerine çalışması gereken bu komisyonları yönlendirecek bilinç ve örgüt anlayışından oldukça uzaklar sen bu konuda ne düşünüyorsun?
Doğrudur, örneğin Türkiye`den gelen bir işçiyi ele alalım. Çoğu kırsal kesimden gelen bu işçilerin eğitim düzeyleri oldukça düşük, bundan dolayı örgütlenmeyi bilmiyorlar, yönlendiren birileri de olmayınca kulaktan dolma şeylerle ezbere konuşuyorlar. Bir depo işçisi koskoca Feldschlösschen`e karşı ne yapabilir ki?
Çok konuşursan işini kaybedersin, sosyale düşüp oturumunu kaybedersin bunun gibi korkularla tehdit ediliyorsun, benim çalıştığım işyerinde böyle.

İşyerinde toplu iş sözleşmesi var mı? İşçiler toplu iş sözleşmesinden doğan haklarından haberdar mı?
Toplu iş sözleşmemiz var. Çok iyi bir sözleşme olmamakla birlikte işçilerin çoğunun bu sözleşmeden haberi yoktur. Göçmen işçilerin çoğu toplu iş sözleşmesinin ne anlama geldiğini bilmiyor, Almanca az bilmekten kaynaklanıyor. Zor bir dil, insanlar okuduklarını anlamıyor. Sendikalar toplu iş sözleşmesiyle ilgili propaganda materyalleri gönderdiklerinde veya gazetelerinde yayınladıklarında işçiler ya okumuyor yada anlamadıkları için toplu iş sözleşmesinden haberleri olmuyor.

Sendika toplu iş sözleşmesini yenileyeceği zaman bir anket ile işçilerin görüşlerine başvuruyor, sizin çalıştığınız bölüme böyle bir anket ulaştı mı?
Hayır ulaşmadı, ben sendikadan duydum. Nedeni işçi temsilciliğinin işveren tarafından yönlendirilmesinden kaynaklanıyor. Anketlerde büyük olasılıkla çöpe atılmıştır. İşçilere ulaşır ise işçiler arasında huzursuzluk yaratabilir, işçiler haklarını aramaya yönelebilir, bu korkudan dolayı işçilere ulaştırılmıyor.

Sizce yerli işçi ile yabancı işçi arasında ücret eşitsizliği var mı?
Ben büyük bir eşitsizlik olduğunu düşünüyorum fakat ispatlamak zor. Verilere göre bir ailenin İsviçre`de yaşayabilmesi için gerekli para miktarı 7 ile 8 bin frank olarak belirtiliyor. Bir yabancı işçi ortalama 3200 ile 4000 frank arasında bir ücret alıyor. Ailesi var ise zaten bu para ile geçinmesi mümkün değil. Herkese farklı standartlarda ücret ödeyerek sosyal patlamaların önüne geçmeye çalışıyorlar. Dışarıdan görüldüğü gibi değil başka ülkelerde yaşayan işçiler İsviçre`nin koşullarının çok iyi olduğunu, milli gelirinin yüksek, aylıkların dolgun olduğunu düşünebilir. Fakat ev kiraları, sağlık sigortaları,giyim kuşam ve gıda maddeleri oldukça pahalıdır. İnsanlar Almanya`ya gidip oradan alışveriş yaparak geçinmeye çalışıyorlar. İşçiler için yaşamın en zor olduğu ülkelerden birisidir burası.

Sizin çalıştığınız bölümde yerli işçi çalışıyor mu?
Bir veya iki işçi bazen geliyor, ya daha kolay bölümlere gönderiliyor veya birkaç ay sonra işi bırakıp gidiyor. Şuan tek bir yerli işçi çalışıyor.

Bize biraz çalışma koşullarınızdan bahseder misiniz?
Bizim için en önemli husus çalışma koşullarımızın düzeltilmesidir. Hem sosyal yaşamımız hem aile düzenimiz ve hem de sağlığımız için bu bir şarttır. Bizim işyerinde çalışma saatleri keyfi ayarlanıyor. Haftalık 41 saat çalışmamız gerekirken yazın beş altı ay boyunca 45 ile 50 saatten az çalışmıyoruz, kışın iş az olduğunda erken eve gönderiliyoruz. Bu sağlığımızı, psikolojimizi ve aile düzenimizi bozuyor. Danimarka, Fransa gibi ülkelerde işçiler 37 saat çalışırken biz neredeyse iki katı çalışıyoruz. İşimiz ağır,saatte 2.5 ile 3 ton mal hazırlamak zorundayız, günlük 25 ila 30 ton mal hazırlamamız isteniyor. Bu limitin altına düştüğümüzde çıkışla tehdit ediliyoruz. Tazminat hakkımız yok, ne kadar çalışmış olursan ol seni koruyan herhangi bir yasal güvence yoktur. Bu ağır koşullardan dolayı birçok arkadaşımızın sağlığı bozulmuş, ameliyatlar geçirmelerine rağmen halen çalışmak zorundadırlar. Güvencesi olmadığından dolayı.

İşyerinizdeki koşullarınızı düzeltmek için herhangi bir girişimde bulundunuz mu?
Evet halen uğraşıyoruz, iki yıl önce iş arkadaşlarımızı sendikaya üye yapmakla işe başladık,yaklaşık 20 arkadaşı sendikaya üye yaptık. Bu arkadaşların bir çoğu ile sendikada sorunlarımız üzerine toplantılar düzenledik, bu toplantılar sonucunda sendika işverenlere sorunlarımızı anlatan bir mektup yazdı, işverenle görüştü. İşveren bizimle görüşmek istedi, bu son aşamada korkup bizi yalnız bırakan arkadaşlar oldu. Bu 20 kişi içinden 4 arkadaş ile işyeri yöneticileri ile görüştük. Sorunlarımızı çözeceklerini söyleyerek zaman istediler. Şimdi kendimize daha fazla güveniyoruz. Buradaki sorunlarımızı görüp bu sorunlara karşı mücadele etmek zorundayız. Biz yarin emekli olacak isek burada ödediğimiz pirimler üzerinden emekli olacağız, çocuklarımız burada doğuyor, eğitimini burada tamamlıyor, gün geçtikçe buraya daha fazla kök salıyoruz. Onun için buradaki sorunlarımıza sırtımızı dönme lüksümüzün olmadığını düşünüyorum.

***

 

“Çalışma koşullarımız çok ağır ve düzensiz”

Sizi tanıyabilir miyiz?
İsmim Sezai Güven,1975 Nevşehir Kozaklı doğumluyum,ben bir yaşındayken İzmir`e taşınmışız,ilkokul,orta okul ve lise eğitimimi İzmir`de tamamladıktan sonra 2000 yılında İsviçre`ye geldim.

Şimdiye kadar hangi işyerlerinde çalıştınız, şuan nerede çalışıyorsunuz?
İlk geldiğim yıl bir akü fabrikasında çalıştım, daha sonra bir buçuk yıl deterjan fabrikasında çalıştıktan sonra ,birkaç yılda bir iskele firmasında çalıştım, daha sonra 2006 yılından bu yana şimdiki çalıştığım Feldschlösschen isimli bira fabrikasında çalışıyorum.

Sendika üzesi misiniz? Ne zamandan beri?
Evet, son iki yıldır.
Sendikaların bir şey yapmadığı, sendika üyeliğinin gereksizliği işçiler arasında yaygın bir düşünce sizce bu düşünce doğru mu?
Sendikaya üye olmadan önce benimde böyle bir düşüncem ve ön yargım vardı. Ama sendika üyeliğinden sonra bu düşüncem tamamen değişti,bu değişimi birazda sendikada doğru insanlarla karşılaşmış olmama borçluyum. Hakkını korkusuzca gerçekten aramak isteyenlere illa ki yardımcı oluyorlar.

Sendika bir şey yapmasa bile sendikaya tepki olsun diye, üyeliğinden vazgeçmek doğru mu? Bu durumda işçilerin tutumu ne olmalı sizce ?
Sendika işyerindeki olup bitenden haberdar olmaz,işçiler kendi sorunlarını sendika ile paylaşmalı onları bir şeyler yapmaya zorlamalıdır,sen meramını anlatmadığın sürece sendika bir şey yapmaz. Mesela doktora gidip derdinizi anlatmazsanız doktorunuz size bir teşhis koymaz. Biz son iki yıldır kendi işyerimizde kendi sorunlarımızı çözmeye çalışıyoruz, tabiki sendika aracılığı ile.

İşyerinizde toplu iş sözleşmesi var mı?
İşyerimizde toplu iş sözleşmesi var
İşyerinizde ne gibi sorunlarınız var?
En başta Çalışma koşullarımız ağır, çalışma saatlerimiz düzensiz, insanlara haddinden fazla yükleniliyor, ırkçılık yapılıyor. Almancayı fazla bilmediğimizden dolayı ikinci sınıf insan muamelesi görüyoruz, dini inancımızdan dolayı küçümseniyoruz.

Toplu iş sözleşmesi yenileneceği zaman sendika bir anket ile işçilerin görüşlerine başvuruyor, size böyle bir anket ulaştı mı?
Bizim haberimiz olmadı, böyle şeyleri firma fazla duyurmadan geçiştirmeye çalışıyor. İşçiler, işyeri temsilciliğinden haberdar değiller, ne işe yaradığını bilmiyorlar.

Bize çalışma koşullarınız ile ilgili bilgi verir misiniz? Vardiya var mı? İşyerinizde haftalık çalışma süresi ne kadardır?
Haftalık 41 saat çalışmamız gerekirken beş altı ay (yazın) 45. 50 saat çalışıyoruz. İki vardiya çalışıyoruz, bir hafta sabah saat 06 da alıyoruz akşam 16.00 kadar çalışıyoruz, diğer haftada saat 12.00 de alıp gece 22.00. 23.00`e kadar çalışıyoruz. İçecek firması olduğu için işimiz ağır saatte 2,5 . 3 ton iş çıkarmamızı istiyorlar, biz ilerde yaptığımız işin cezasını çekeceğiz bedensel rahatsızlıklar olarak, şimdiden çekiyoruz zaten.

İş hastalığı diyebileceğimiz sık sık karşılaştığınız temel sağlık sorunlarınız var mı?
Ağırlık kaldırdığımız için dizinden, kalçasından, belinden, omuzundan ameliyat olanlar var. Bu sorunlardan dolayı bir hayli kişi emekliye ayrıldı. Ben biraz hareketsiz ayakta durduğum zaman belim ağrıyor durup dururken.

Aldığınız ücret yaptığınız işe göre yeterli mi ? Bir işçi tek başına çalışarak ailesini geçindirebilir mi?
İsviçre`de hayat standartları belli normal üç odalı evin kirası 1500 franktan başlıyor üç çocuğunuz var ise araba lazım o zaman bir işçinin maaşı yeterli gelmez, mecburen eşinizin de çalışması lazım, çocukları nereye bırakacağınız sorunu ortaya çıkıyor, hayat sürekli pahalılaşıyorken ücretlerimize son beş yıldır gülünç zamlar yapıldı. Çocukların bile kabul edemeyeceği 15. 20 franklık ücret artışı bize dayatıldı.

Türkiye`li vatandaşlarının buradaki sorunlarına duyarsızlığını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Genelde duyarsız davranıyoruz, ama birlikte olmadığın sürece ezilmeye mahkumsun. Nerede olursa olsun, neye mal olursa olsun sonuna kadar hakkını arayacaksın, işten çıkarılmaktan korkmayacaksın.