“Sığınabileceğim Bir Karış Toprak Parçası Yok mu?”

Yoruldum her şeyden. Bir çıkar ve hırsızlık çetesi olan devletten yoruldum. Yabancılıktan yoruldum. Hakkımı savunabilecek tek bir kurumun olmayışından, kazancımdan fazla gelen faturalardan… Yoruldum.

Tüm bu nedenlerden dolayı, sığınabileceğim bir karış toprak parçası arıyorum. Yani devlet denilen çıkar teşkilatının olmadığı bir yer. Yabancılardan dolayı, doğru dürüst okuması olmayıp da bürolarda çalşan hüdükleri göremeyeceğim bir yer…

Vadandaşı olduğum ülkeye giremiyorum. Hem girsem ne olacak! Bir Kürt’ün değeri bir mermi kadardır onlar için. Şimdi bulunmakta olduğum İsviçre ise beni nefessiz bırakmış bir durumda. İnanılmaz şeyler yaşıyorum. Bir insanı nasıl kaderlerine değil, tam tersine kişinin yaşamını nasıl alt üst etmeye çalıştıklarına şahit oldum.

Bazı nedenlerden dolayı, 2012′nin başında işimi kaybettim. Doğal olarak işsizlik kurumuna yazıldım. Çünkü yıllarca maaşımdan para kesilip oraya yatırılmıştı. Hem kim ister işsiz kalmayı. Madem kaldık, işsizlik kurumunun devreye girmesi gerekiyordu.Yazıldık.

Hayatımda böylesine insanın gözünün içine bakıp da yalan söylendiğine tanık olmamıştım. En ağrıma giden de işçi sendikası olan Unia’nın tutumu. Birçok şeyi kafalarından uydurup adeta beni şok ettiler. Öylesine problemlerle karşıma çıktılar ki apışıp kaldım. Yverdon’u ya da İsviçre’yi terk etmem için ellerinden ne geliyorsa onu yaptılar. Durup dururken maaşımı kesmeler, sen üç hafta tatil yapmışsın deyip maaşıma el koymalar.

Yalan söylediklerini ben ispat ettikçe, değişik santajlarla karşıma çıktılar. Mesela kiosklarda imza toplamışım. Kioskta imza almak yasakmış gibi. Benim dosyamla ilgilenen Bernard Wetsel’den beş gün tatil izni almışken, iki hafta yazması, onunla yetinmeyip üç hafta demeleri büsbütün beni çileden çıkardı. Irçılıktan körelmiş olan bir kurum çalışanının komplolarıyla karşı karşyayım. Mesela, beni işsizlik kurumunun işine yolladı. İş buldum. Yüzde elli çalışıyordum. Bulduğum iş geçiciydi. O geçici işe gitmek zorunda olduğumu söyledi. İşe gittim, ama cezalandırıldım.

Öyle bir hale geldim ki ev kiramı ödeyemiyorum. Hiç bari maaş kağıdımı verin, onunla gidip sosyala baş vurayım dedim, maaş kağıdımı vermediler. Bu ülke beni istemiyor, anladım. Ama nereye gidebilirim. Beni kabul edecek bir devlet var mı? Sosyal haklarının çok geniş olduğu söylenen İsvicre, bir işçinin maaşına göz dikecek kadar küçülmüş müdür acaba?

Ama kimse yanılmasın. Bu işin peşini bırakmayacağım. Gerekirse açlık grevine yatarım. Yasal yollardan da hakkımı arayacağım. Kızım liseye gidiyor. Mecburi eğitim olmadığı için, masraflarını ben karşılamak zorundayım ve açıkcası zordayım. Ama yılmayacağım. Sorumluluklarım var. Ve Kürt’üz var mı ondan ötesi. Varsa haksızlık direnmesini de biliriz.

Bernard Wetsel’e, nasıl her gece dişlerini yıkıyorsa, yılda bir sefer de olsa kalbini yıkaması gerektiğini önereceğim.

Irkçılığın ve devlet denen çıkar teşkilatının olmadığı bir dünya dileğiyle dedikten sonra, umarım gelecekteki, demokratik eylemlerime de destek sunarsınız.

Ama asıl yapmamız gereken şudur, bir karış da olsa özgür bir toprak parçası için mücadele edebilmek…”

Mehmet Söğüt