Sevim Akyürek/Arkeolog- Albert Anker’in Müze Evi ve Atölyesi

evin distan görünüsü

Albert Anker İsviçre’nin ünlü ressam ve grafik sanatçısı . Biel yakınında bulunan İns köyünde 1 Nisan 1831 yılında doğdu. Yine İns’de 16 Haziran 1910 tarihinde öldüğü  müze evini ve sanat atölyesini  ziyaret ettim.

 

Caddenin hemen yanında bulunan sokağa girdiğinizde sizi bir Verdingkind-Köle Çocuk heykeli karşılıyor. İsviçre tarihinin karanlık dönemini simgeleyen, çıplak ayakları, zayıf vücudu, fakir giysileri ile çömelmiş, elinde çiçek tutan bir erkek çocuk heykeli ziyaretçilerine  hoşgeldiniz diyor. Alttaki kaidede ‘Dem Maler Albert Anker’ ( Ressam Albert Anker’e)  yazı var. Etrafı çiçeksiz çimlerle çevrilmiş  bir alanın ortasında duruyor. Daha ön sırada çiçekler var. Heykelden uzakta, yaşadıkları dönemi simgeler gibi.

Yıllarca tabu olarak saklanan, hor görülen seslerini duyuramayan, duyuranların toplumdan dışlandığı bu çocukların gerçek görüntülerini tablolarında resmeden Albert Anker, o dönemin korkusuz ilerici seslerinden biriydi. Bu yüzden O’nun evini görmek, tanımak istiyordum. Tanıdıkça  daha çok saygı duydum. Sergilerini gezip, O’nu sizlere tanıtmaya çalıştım. Elbetteki O’nun yaşadığı evi, atölyesini gezmek benim için bir ayrıcalık olacaktı. Evin önünde bir grup İsviçreli bekliyor. Birazdan atölyeye gireceğiz .Tanıtımı yapacak olan Albert Anker’in akrabası Mattias Brefin’ de gelenleri karşılıyor. Anker’in kızı Lousie, O’nun  büyük büyük annesiymiş. Ev tipik geleneksel İsviçre evi. 1802 yılında Albert Anker’in dedesi tarafından yapılmış. Tamamı ahşap, kırmızı kiremit damı ile bir köy evi.  Ev; dedesinin ve babasının veteriner olmasından dolayı hem ev hem de işyeri planında. Muayenehane eve bitişik olarak inşa edilmiş. Yüz yıllardır sürekli akan çeşme , eski taşı, akan şırıltılı su sesi ile gelenlerin hemen başını o yöne çevirtiyor. İşyeri olarak kullanılan bölümün  kapısının önünde halen duran yıpranmış tahta sıra, tarihi bir döneme, acı ve güzel birçok anılara tanıklık etmiş . Evin girişindeki kapı önünde ise masa ve sandalyeler var. Albert Anker ailesi ve dostları ile çok defalar burada semaver ile çay içip, güzel havalarda yemek yemişler. Kitap,gazete okuyup, sanat çalışmalarını  da sürdürmüş. Çay içmek Avrupa’da o dönem bir moda ve kesme şekerde yeni yeni imal edilmekteydi. Çay ve kesme şeker ancak zengin sofralarında bulunurmuş. Anker’in bu masada fotoğrafları ve tabloları var. Kızkardeşinin arkadaşı olan eşi Anna’yı bu çay sohbetlerinde tanımış. Ön taraftaki geniş bahçede meyve ve sebze yetiştirilmekte. Evde halen akrabaları oturuyor.

Vakit geldi. Dik, dar ve çok sayıda ki tahta basamaklarla yukarı çıkıyoruz. Albert Anker zorlanmıyormuy du? Basamakların bittiği ilk katta çocukların yatak odaları bulunuyor. İkinci kata yani tavan arasının bulunduğu atölyeye varıyoruz. Tahta kapı bir döneme, bir tarihe tanıklık etmek üzere açılıyor. Sanatçının son bıraktığı haliyle koruma altına alınmış bir sanat atölyesine adım atıyoruz. Dışarıda hava çok soğuk . Yanmayan şömine ve soba insanı sanki daha bir üşütüyor. Ama odadaki görüntülerle tarihi soluyorsunuz. Alan, 70 metrekarelik ve büyük bir pencerenin aydınlattığı tavanarası. Sanatçı;  her yaz ailesi ile birlikte bu köye düzenli geliyor, kışları Paris’de kalıyorlardı. Çok sayıda tahta sandelyeler de, portre çalışmalarını yaptığı kadın, erkek, çocuk yaşlı İns’li köylülerin de tabii kendisininde hatırası çok. Sanatçının yaptığı tabloların çoğu bu köyden insanlara ait. Kendi saçından yaptığı boya fırçaları,  portre çalışmaları yaptığı ve kendisinin de dinlendiği sandalyeler, duvarın dibinde yorgunluğunu attığı, bir yer yatağı var. Duvarlarda  heykel kalıpları, tamamlanmış veya yarım kalmış tablolar, fayanslar asılı. Fayanslarda ki portre çalışmaları zengin müşterileri için . O dönem bir moda akımıymış. Kapının hemen karşısındaki duvarda  eşine ait bir elbise ve şapka ile Albert Anker’e ait Seeland Bölgesi’nin ilk kotunu görüyoruz. Elde dikilmiş, içten beyaz astarlı ve çok yamalı mavi kot pantolonu ilgi çekiyor. Amerika’dan gelmiş. Bölge de bir zamanlar Alman ve Fransız savaşı yaşanmış. Halk, Napolyon askerlerini samanlıklarda saklanmalarına ve yaralarının sarılmasına yardım etmiş. Albert Anker’in de bu görüntüyü konu ettiği tablosu var. Başka bir duvarda üç Napolyon askerine ait şapka  asılı duruyor. Kendisine ait iki hasır şapkada başka bir duvarda asılı. Fransa’da yaşadığı dönemde  üniversitede heykel eğitimi aldı. Tarihe de merakı olan Anker,Troya’da kazı yapan arkadaşı  Heinrich Schliemann ile kazı süresince birbirlerine kart göndererek haberleşmişler. Fransa’da Monet ve Vincent van Gogh sanatçı arkadaşları. Şarap şişeleri, kahve fincanları, pipoları tablolarında kullandığı boyalarını ezdiği taş, saplı süt kabı, yün eğirme aleti,  içi yumak dolu bir sepet, kerpetenler, alacak listesi….  Bir 19.yüzyıl belgeleri gibi etrafı doldurmuşlar ama  hepsi de bir isviçreli  düzeni içerisinde yerleştirilmiş. Herşeyi kolaylıkla takip edebiliyorsunuz.

 

2005 yılında yapılan Albert Anker sergisi Japonya’da çok ilgi görmüş. Buna ilişkin afiş evin önünde yaz kış  asılı duruyor. Tavana kadar  yükselen kitaplığında sanat, dini, bilimsel roman ve dil kitapları bulunmakta. Kitaplar arasında Darvin’e ait kitaplarda var. Öalışma masasında en son okuduğu kitap, bir büyüteç, piposu ve kalemi durmakta. Kitap ibranice. Sanatçı bir zamanlar babasının zoru ile teoloji okumuş. Ama daha sonra bir yılbaşı günü babasına bir mektupla okulu bıraktığını sanatçı olacağını yazarak Paris’e gitmiş. Duvarda İsviçre’de ilk defa kuruluş çalışmalarına öncülük ettiği, Ressam ve Heykeltraş Derneğine ait üyelik kartı görülüyor. 1901 yılında geçirdiği  kriz sonunda sağ eli tutmaz. Felç olmuştur. Bu sürede artık çalışmalarını suluboya ile sürdürür.  Albert Anker 1910 yılında geçirdiği ikinci kalp krizi ile yaşama veda eder. Çıkıştaki koridorda Anker’e ait satılık kitap ve tablolarının resmedildiği kartpostallar var. Her ölüm yıldönümünde İns’de Albert Anker Kültür Haftası’nda çeşitli etkinlikler yapılıyor.

Bugünler de Schaffhausen’de Allerheiligen Müzesinde ‘Albert Anker und Realismus in der Schweiz’ adlı sergi 22 Mart- 1 Eylül 2013 yılına kadar  gezilebilinir. Sergide sanatçıya ait altmış adet  tablo ve çok sayıda belge var.

Merdivenleri inerken halkını seven gerçekçi ve korkusuz Albert Anker’in  müze evini ziyaret ettiğim için, yaşadığı yeri yakından tanımış olduğum için de kendimi huzurlu hissettim.