Sevim Akyürek- Suffragette

6

3 Şubat 2016 tarihinden itibaren sinemalarda kadın direnişini konu alan Suffragette gösterime girdi. 20. yüzyılın başlarında İngiltere ve ABD’de kadınlar seçme ve seçilme haklarını elde etmek için çeşitli eylemler yaptılar. İngiltere’de bu örgütlerden biri olan Suffragette ( seçme ve seçilme hakkı isteyen kadınlar) hareketinin tarihi 1970 doğumlu yönetmen Sarah Gavron tarafından filme alındı.Filmde ünlü oyuncu Meryl Streep kısa bir rol alıyor. Sanatçı ; ünlü kadın liderlerden Emmeline Pankhurst’u kitle önünde yaptığı bir konuşma ve hemen sonrasında polisin elinden kaçışını oynuyor.Film 1912 yılının İngiltere’sinin politik, sosyal ve tarihini anlatmaktadır. Gösterime giren film sinema otoriteleri tarafından başarılı bulundu.

1903 yılında Emmeline Pankhurst liderliğinde ki radikal kadın hareketi protestolar, ya ve açlık grevleriyle dikkat çeker.Emmeline Pankhurst Kadınların Sosyal ve Politik Birliği’ni (Women’s Social and Political Union/ WSPU) kurar. Kızı Christabel Pankhurst kadınların seçme ve seçilme hakkı için savaşan önder biri olmuştur. Daha sonraki yıllarda Christabel Pankhurst devrimci kadın birlikleri ile ortak çalışmış ve Lenin’le tanışmıştı. Sufragettelerin yıktığı diğer bir tabu ise kamu alanında sigara kullanmalarıdır. O yıllarda sadece erkekler dışarıda sigara içiyorlardı. 1910 yılında kadın haklarının genişletilmesi olan yasa tasarısının reddedilmesinden sonra vitrinler taşa tutulmuş, yangınlar çıkarılmış, bombalı saldırılar düzenlenmiştir. I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla İngiltere’de kadınların oy hakkı kampanyaları geçici olarak durdurulmuştur.

1919 ve 1920 yıllarında ABD’de Temmuz 1928’den itibaren İngiltere’de kadınların seçme ve seçilme hakkının elde edilmesiyle kadın hareketleri amacına ulaşmıştır. Bu süreçte Sufragette kavramı kendini kadın hakları savunucusu olarak adamış kadınlar için küçümseyici anlamda kullanılmıştır. Bu açıdan günümüzde yaygın olarak kullanılan önyargılı “feminist” kavramını karşılamaktadır.7

Film bir çamaşırhanede ölesiye çalışan kadın işçileri göstermektedir.Genç yaşlı ve çocuk işçileri daha çok çalışmaları için yukarıdaki erkek şefler kontrol etmektedirler. Sokakları beyaz çamaşırlarla asılı evlerine akşam saatlerinde dönebilen işçiler, yemek yiyip yorgunluktan hemen uyumaktadırlar. Bu işçilerden biri de genç çamaşırcı (Carey Mulligan) dır. Filmde ünlü Suffragettenlerden Maud Watts’ı canlandırmaktadır. Bir gün şefinin elden çamaşır teslimat paketini götürürken, o dönem Londra’nın ünlü caddelerinde ki mağazaları taşlayan kadınlar arasında kalır ve paketi teslim edemeden evine geri döner. Bu arada eyleme katılan işyerinden arkadaşı onu görür . Arkadaşı kendilerine katılması için konuşurve bildirilerini verir. Maud katılmak istemez. İşyerinde zamanında kendisine şimdi ise henüz çocuk işçi kadınlara yapılan tacizler, toplumda ve evdeki erkek egemenliği. Ücretlerin az oluşu, aynı işyerinde çalışşa da parasını kocasının alması ve kanuni olarak çocukların her hakkının babalarda oluşu O’nu içten içe öfkelendirmektedir. Birgün o arkadaşının çağrısı ile gittiği eylemde tutuklanır. Ve Maud artık evini kocasını oğlunu kaybedeceği bir yola da girmiş oldu. Eşi bir kez daha olursa onu eve almayacağını söyler. İkinci tutuklanışında polis şefi polislere,Maud’u eve götürüp bırakmalarını gerekenin kocasının yapacağını söyler. Nitekim öyle olur eşi Maud’u eve almaz. Bir süre sonrada oğlunu evlatlık olarak zengin bir aileye satar. Tam aileye verileceği gün tesadüfen eve gelen Maud oğluna sarılarak ağlar ‘Adım Maud Watts, adım Maud Watts sakın bu ismi unutma beni ara oğlum ‘ der. Politik yaşamı da cezaevi, işkence, açlık grevleri ve mücadele içerisinde geçer. Artık evi kilisedir. Kilisenin çıplak mermerlerin üstüne serdiği bir yatakta gecelemektedir. Toplumda erkeklere ait olan dışarıda sigara içme ayrıcalığını protesto etmek için sigara içmeye başlar . Yine bir suffragette militanı Emily Davison ile eylem kararı alırlar . 1913’te Emily Davison protesto amacıyla kendini at yarışında İngiliz kralı V. George’un atının önüne atmak ister ama başaramazlar. Bir süre sonra Maud’u bırakıp at yarışlarının yapıldığı yere girer ve kendini atar. Birkaç gün sonra da ölür. Suffragetteler ülke çapında bireysel eylemlere hız verirler. Tesbit ettileri evlere, kiliselere bomba atmakta posta kutularına asitler dökmekte ve dük
kan vitrinlerinin camlarını kırmaktadırlar. Cezaevindeki başlattıkları açlık grevlerinin kırılması için zorla süt beslenmesi yapılan kadınlar buna karşı çıkarak direndiler.

Emmelıne Pankhurst 1928 yılında hayata veda eder. Film Emmeline Pankhurst’un gerçek cenaze töreninin belgeseli ile bitirilir. Binlerce kadın beyaz giysileri ve siyah kurdelelerle sarılı bedenleriyle yürüyüşe katılırlar. Erkekli kadınlı halkta bu mücadeleci inançli kadına saygılarını göstererek selamlarlar.

Kadınların oy hakkı mücadelesi, bireysel bir biçimde, 1600′lerin ilk yarısında örgütlü bir biçimde girmeleri ise 19. yüzyılda gerçekleşti. Mücadele özellikle İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) yoğunlaştıysa da kadınların seçme hakkını tanıyan ilk ülke Yeni Zelanda (1893) Avustralya’da (1902), Finlandiya (1906) Norveç’te (1913) ABD (1920), Büyük Britanya (1918 ve 1928), Sovyetler Birliği (1917), Myanmar; 1922), Ekvador (1929) ve Türkiye’nin de (1934) II. Dünya Savaşı’ndan hemen sonra Fransa, İtalya, Romanya, Yugoslavya ve Çin de bu ülkelere katıldı. İzleyen 20 yılda, kadınların oy kullanabildiği ülkelerin sayısı 100′ü aştı. Bu artışta, II. Dünya Savaşı sonrasında bağımsızlığını kazanan ülkelerin hemen tümünün anayasalarında kadınlarla erkeklere eşit oy hakkı tanınmasının da payı vardır. 1971′de İsviçre’de, kadınlara federal seçimlerde ve çoğu kanton seçiminde oy kullanma hakkı verildi. 1973′te Suriye’de, 1976′da Liechtenstein’da ve daha geçen yıl 2015 de Suudı Arabistan’da kadınlar oy hakkını kavuştu.

23 Mart 1957 yılında, işyerlerinde aynı işi yaptıkları halde kadınların erkeklerden daha az ücret almasının kanunen kaldırılmıştı. Ama halen günümüzde kadınlar tüm dünyada ‘Eşit İşe Eşit Ücret ‘ mücadelesini sürdürmek zorundalar.

8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu Olsun