SENDİKALARIN GÜNCEL MÜCADELELERİNİN SORUNLARI VE SENDİKALARIN YENİDEN GÜÇ TOPLAMALARININ OLANAKLARI (2)

32571_123657527667665_2522359_n

Kuşkusuz İsviçre’de sendikal hareket ve dolayısıyla işçi ve emekçilerin kendi talepleri için örgütlenme isteği ve eğilimi, ülkenin öznel ve somut koşullarıyla ilişkili olduğu kadar, dünyada ki gelişmeler ve eğilimlerle de bağlantılı olarak değişmektedir.Sendikal hareketin dünya genelinde yaşadığı sorunlar, ortaya çıkan eğilimler, emekçilerin dayanışma duygusu,ekonomik ve siyasal talepler için uyguladığı mücadele biçimleri, uzunca bir süredir tartışılmaktadır.Bu tartışmalar  bir zorunluluğun sonucu olmakla beraber aynı zamanda da yüz yıldan (dünya için yaklaşık 150 yıl) fazladır deney ve tecrübe biriktiren sendikal örgütlülüğün yenilenmesi,erozyona uğrayan,işçi ve emekçilerin dinamiğinin yer yer dışına savrulan anlayış ve yapılanmasının emekçilerin öz örgütlenme gücüne uyumlu hale gelecek şekilde biçimlendirilmesinin, yaşadığı güç kaybının giderilmesi çabasına ait geçeğinin de yansımasıdır aynı zamanda.

Bu tartışmalar bu günde devam etmekte,örgütlenme, üye kazanma, ya da üye kaybetmeme ve nihayetinde de hak ve taleplerin savunusunda da ilerleme elde etme, emekçilerin ilgisini çeken bir mücadele odağı olma gibi eksenler ağırlık merkezi olmak üzere, mücadeleci eğilimlerin,reformcu ve uzlaşmacı sendikal anlayışla yer yer  çatışmalar yaşadığı görülmektedir. İsviçre’de sınıf hareketinin gelişiminin seyrinin de etkilediği bu süreç, kuşkususz subjektif bir gelişmeni sonucu değil aksine, hakim ekonomik ve siyasal hegomonyanın emekçilere ve onların kazanılmış haklarına yönelen saldırıların aldığı boyutun, 3-5 yılda içine düşülen kirzlerin ve akabinde, kaos, ekonomik ve siyasi alanda yaşanan anarşi karşısında tutulan yerden geriye doğru savrulmaya başladığı iç ve dış çelişkilerin daha da belirginleştiği bir süreç olmuştur.

Dolayısıyla sendikal örgütlülüğü değerlendirme, hem onun tarihsel gelişiminin  etki ve sonuçlarına bakmayı gerektirmekte hem de sendikal akım ve hareketlerin siyasal duruma bağlı olarak, emekçilerle iletişim biçiminin ve doğru yerde doğru talepleri savunmasının,bir işçi örgütü olarak bulunduğu yerin özelliklerinin iyi anlaşılmasını zorunlu kılmaktadır.Bu çerçevede, İsviçre’de  işçi sınıfının gelişmesinin tarihsel köklerini ve sendikal ögütlülüğün bu gelişmeye paralel olarak aldığı biçimlerin, sermayenin, emek örgütlenmelerinin içlerini boşalaratak kendine yedekleme çabalarının ve bunun  sendikalarda yarattığı etki alanının, dünyada yaşanan diğer gelişmelere bağlı olarak ta tespiti önemli olmaktadır.Sendikal harekette ortaya çıkan bu dönemleri ve eğilimleri 4 temel aşamada ele alınabilir.

1.Aşama

İlk işçi örgütlenmeleri

1800′lü yılların başlarından itibaren hızla gelişen kapitalizm, dokuma,tekstil,saat iş kolları ile başlayan daha sonraları da döküm,metal işleme ve biçimlendirme,lokomotif üretimi gibi alanları da  kapsayacak biçimde hızlı bir iş yoğunlaşması yaşamış,Cenevre,Basel, Zürih gibi kantonlarda,geniş bir işçi kitlesi yaratmıştı.Vahşi, acımasız bir şekilde günde 15-16 saat kölelik koşullarında çalıştırılan işçiler, örgütlenmenin ilk adımlarını atarak  işçi birliklerini oluşturmuşlardı.1818 ile 1824 yılları arasında oluşumları hız kazanan işçi kollektifleri, çalışma süreleri, ücretler ve çalışma koşulları,çocukların ve kadınların çalıştırılması ile ilgili  talepleri, bu birliklerin gündemine taşımış  ve kazanım için mücadele edilen ilk talepler olması sağlanmıştır.Bu çerçevede  ilk toplu iş sözleşmesi 1850 yılında Cenevre’de matba işçileri tarafından imzalamış, matbacıları, saat işçileri,ahşapçılar ve işlemeciler ve ayakkabıcılar takip etmiştir.Lokal olarak gelişen bu hareketlerin  kimi alanlarda  çalışma süreleri ve iş koşulları ile ilgili olarak sağladığı kısmi iyleşmeler, bu dönemde ülke genelini kapsamaktan henüz uzak bir nokta da bulunmakta,güç dengesi emekçiler açısından işverenlerin hakimiyetini sarsacak bir gelişme sürecine denk düşmemektedir. .

Bu dönemin  en tipik özelliği Avrupa’yı sarsan burjuva devrimlerin ve gelişen kapitalizmin yarattığı işçi dinamiğinin gücünün ve örgütlenme ruhunun kamıçılanması ve işçi örgütlerinin ilk deney ve tecrübe kazanması süreci olmasıdır.Dolayısıyla işçi birliklerinin yanı sıra, 1850′lerde sendikal örgütlülükler kurulmaya başlamış, işçilerin ardından, çeşitli kademelerdeki memurlar ve kamu görevlileri de meslek örgütlenmeleri ve meslek odalarıyla bu sürecin bileşenleri olmuşlardır.

1800′ün son çeyreğinde, yaşanan kapitalist buhran, işçilerin hak mücadelesinde yeni bir dönemi başlatmıştır.Bu dönem işçilerin siyasal taleplerinin de şekillenmeye başladığı bir dönem olmuş,aynı şekilde  işçi hareketinin öne çıkan talepleri arasına girmiştir.Yükselen mücadele eğilimleri, tek tek fabrikalarda ve bazen de iş kollarında grev tarzı  araçların kullanılmasını pratik olarak gündeme getirmiş, özellikle de 18.yüzyıl sonu kriz döneminde emekçilerin içine düşürüldüğü sefalet koşullarına karşı,etkin bir araç olarak görülmesinin tecrübeleri de yaşanmıştır.Bu deney ve tecrübeden hareketle tek tek oluşturulan işçi kollektifleri ve sendikalar giderek sektörel bazda konumlanan örgütlenme modelinin genişlemesini ve her sektörde tek bir sendika yapısın oluşturluması girişmlerini hızlandırmış ve benimsemişlerdir.1880 yılında İsviçre İşçi Birlikleri,yaptığı kongreyle İsviçre Sendikalar Birliği yapısına dönüşmüştür.

Bundandır ki bu dönemde yapılan eylem ve direnişler daha yaygın bir karakter kazanmış, gittikçe diğer sektörleri kapsayan bir niteliğe bürünmüştür.Elde edilen küçükte olsa kazanımlar, 1900′lü yılların başlarında kriz içinde çırpınan İsviçre burjuvaları tarafından pratikte yok sayılmış ve 1905 ile 1907 yılları arasında yeni bir grev dalgasının yayılmasına yol açmıştır.Akabinde tüm ülke genelinde 45.000 işçiyi kapsayan 412 toplu iş sözleşmesi imzalanmıştır.

2.Aşama

Siyasal taleplerde yükseliş

Avrupa’da yayılan ve yükselen işçi eylemleri, hak arama mücadeleleri ve siyasallaşan işçi hareketi bununla bağlantılı olarak sendikal örgütlülük, kuşkusuz sınırlı da olsa İsviçre’de ve dolayısıyla da İsviçre işçi hareketinde de etki alanı yaratmıştır.Siyasal bilincin artmasıyla beraber, yapılan eylemlerin ve öne sürülen taleplerin çerçevesi de nispi bir politik nitelik kazanmakla beraber, iş yaşamının emekçilerin talepleriyle ilgili kısımları daha da netleşmeye,iş sürelerinin kısaltılması,ücretler,sigorta,hastalık sigortası vb. taleplerin biçimlenerek,öne çıkarılması daha somut ve örgütlü bir dille ifade edilmeye başlanmış ve bu talepler etrafında gelişen hareket,sendika merkezli olmak üzere ‘sosyal demokrat’ hareketin oluşumuna da etki etmiştir.

İş yasaları içerisinde toplu iş sözleşmeleri ile ilgili hukuksal normların oluşturulması ve yasal bir güvence altına alınması yine bu dönemin keskin mücadeleleri sonucunda gerçekleşmiştir.Ücretlendirme de ortaya çıkan azgın sömürü göçmen işçileri bu dönemde kıskacına almış görünmektedir.1888′de 210 bin olan göçmen işçi sayısı 1914 yılına gelindiğinde 600 bine ulaşmıştır.Yerli işçilere göre daha az ücretle çalıştırlan göçmen işçiler, talepleri için mücadeleye katıldıklarında, sınır dışı edilme,askere alınma gibi tehlikelerle karşı karşıya bırakılmaşlardır.1901,1905,1912 grevlerinde Gotthardt Tüneli’nin yapımı sırasında meydana gelen eylemlerde,eyleme katılanalar ya da grev için iş bırakanlar aynı akibeti paylaşmışlardır.İsviçre Sendikalar Birliği(SGB)’tüzüğünde bu dönemde öne çıkan siyasal vurguların başında sınıf mücadelesi vurgusu, işçi ve emekçilerin siyasal yaşama katılma hakları ile ilgili taleplerin formülasyonları göze çarpmaktadır.

1.Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle beraber halkın sefalete sürüklenmesi, yükselen fiyatlar karşısında ücretlerin giderek erimesi,tahıl ve buğday sıkıntısı ile  ekmek ihtiyacını karşılanamaması, nüfusun 1/6′sının hayatta kalma sınırının da altında yaşamak zorunda olması, siyasal taleplerde de ilerlemenin önünü açmış, gerçekleşen Sovyet Devrimi bu mücadelenin siyasallaşması, sendikaların işçilerin ekonomik talepleri ve sosyal haklarının yanı sıra,politik talepler için de mücadele edilmesinin olankalarını yaratmıştır.Olten Komitesi olarak adlandırılan,sendika yöneticileri,siyasi akım temsilcilerinin yer aldığı komite,bu koşullarda ülke genelinde genel grev çağrısında bulunmuş, 400 bin işçi 11-14 Kasım 1918′de genel greve çıkmıştır.Komitenin yayınladığı 9 maddelik talepler bildirisi;Seçimlerde oy oranına bağlı temsil sistemini,haftalık 48 saatlik iş gününü,kadınlara oy hakkının tanınmasını,kamu borçlarının mülklüler tarafından karşılanmasını,iş güvencesi sağlanması,ordunun yerine halk milislerinin geçirilmesi, ithalat ve ihracatın devlet tekelinde yapılmasını.. öngörüyordu.Ordunun greve müdahalesi Zürih ve Grenchen’de işçi ölümleriye sonuçlanırken, grevin başarı elde edemeden ezilmesini de beraber getiriyor önderleri ise tutuklanıyordu.Yenilgiye uğrayan bu çıkışın etkisi, sonraki süreçte  etkisini göstermiş sendikal mücadelenin siyasallaşan zemininin geri çekilmmeye  başlamasının da dönüm noktası olmuştur.Yenilgiye rağmen 1 yıl sonra grevin öne çıkardığı taleplerden 48 saatlik iş günü  ve oyla orantılı temsil sistemi kabul edilerek hayata geçirilmiştir.

3.Aşama

Sosyal ortaklık,2.Dünya savaşı ve sonrası gelişmeler

Daha önceki dönemlerde işçi ve emekçilerin hak ve taleplerinin örgütlenerek elde edilmesinin bir aracı olarak işlev gören sendikalar ve bazı işçi birlikleri, sosyal demokrasi ve sendikal hareket içerisinde işbirlikçi ve uzlaşmacı eğilimler tarafından kuşatılarak,köreltilmiş, sermaye güçlerinin, işçiler arasında ve fabrikalarda ve özelikle de endüstri sektöründe, kararlarını iknaya götüren görevi üstlenmiştir.1920′nin ikinci yarısından itibaren ise sendikaların hukuki formlarını pratikle uyumlu hale getirmek için sınıf,sınıf mücadelesi gibi kavramlar tüzük dışı bırakılarak, ‘toplumsal barışa katkı’ amaçlı,bilinçli sosyal, sorumluluk sahibi  ‘işçi örgütsüzlükleri’  yaratılarak  entegrasyon tamamlatılmaya çalışılmıştır. İkinci dünya savaşına doğru İsviçre burjuvazisinin arkasına takılan,bazı sendika bürokratları,en başta SMUV’unyöneticileri, sektör iş verenleriyle imzaladığı toplu iş sözleşmesinde iş barışı sorumluluğuyla,70′li yılların ortalarına kadar sendikayı,işçilere karşı girişilen kimi kıyımlarda ve hak gasplarında suskunluğa mahkum etmiş ve bu işbirlikçi geleneğin önde geleni olmuştur.

Ancak savaşın bitiminden hemen sonra İsviçre genelinde ve faklı sektörlerde işçi eylem ve hareketliliklerinde bir belirginliğin öne çıktığını, dönemin işçi ve emekçi hareketi açısından tamamen suskun geçen bir dönem olmadığını vurgulamak gerekmektedir.Örneğin Basel Arlesheim’de 400 işçinin verimliliğe endeksli ücretlendirme sistemine(Bedaux) karşı girştikleri grevli direniş başarıyla sonuçlanmış, işçiler ücretler ve tatil günleri ile ilgili ödemleri ile ilgili haklarını kazanmışlardır.1940-1946 yılları arasında Tekstil ve Fabrika İşçileri Birliğinin üye sayısını 7 binden 40 bine çıkarması,Cenevre’de 1946 yılında 1500 inşaat işçisinin grevle sektörü çalışamaz hale getirmesi,Zürih,Schaffhausen,Basel ve Bern’de fabrika işçilerinin ve inşaat işçilerinin ücret artışı ve çalışma saatleri ile ilgili  eylemleri ve yer yer grevleri dikkate değer bir özellik taşımaktadır.Artan bu eğilim karşısında sermaye patronları,sendikal hareketin mücadeleci kanadını tasfiye etme ve sosyal demokrasinin iş birlikçi kesimi  içerisinde yer edinerek kendine bağlı bir klik oluşturma ve bu sayede de sendikalar üzerinde tahakkümünü arttırmaya çalışmıştır.

Bu gün yasal olarak siyasi içerikli grev yapılmasının, toplu iş sözleşmeleri sırasında uyarı grevleri yapılmasının  yasaklanmasının temelleri de  o zaman atılmış ve grev yapma şartları uygulama alanı patronlar lehine olan maddelere bağlanmıştır.İş verenlerle yapılan bu anlaşmanın, iş yasalarının esnekleştirilerek patronların çıkarına uygun hale getirilmesinde, özellikle metal ve makine endüstrisi sektöründe, önemli rol oynamış,iş barışı altında arttırılan  verimlilikle, işçilerin sömürülme koşulları iş verenler için daha uygun hale getirilmiştir.50′li yıllardan 70′in başına kadar ortalama %4,4 büyüme kaydeden ekonomi, iş gücü verimliliğini de yine aynı dönemde ortalama %3,2 arttırmıştır.Sanayinin gelişmesinin ihtiyaç duyduğu emek arzını, ülke içi iş gücüyle karşılamak mümkün olmayınca ,komşu ülkelerden özellikle de İtalya’dan ve İspanya’dan getirilen göçmen işçilerle  karşılama yolu seçilmiş ve göçmen emek daha düşük seviyede ücretlendirilmiştir. Ekonomik verilerin savaş sonrasında gösterdiği sayısal pozitif yükseliş, Avrupa’nın merkezi ülkelerinin sınırlarına dayanan halk demokrasisi ve sosyalizm ‘tehlikesi’, İsviçre sermayesinin de işçi ve emekçilerin yaşam refahını belirli sınırlar altında (seviyede demek daha doğru olur) tutmayı ve böylece toplumsal ve sınıfsal hareketliliğin, ülke içerisinde yol açabileceği muhtemel etkiyi sönümlendirme girişiminin kaynağı olmuş, sermaye, uzlaşmacı eğilimlerin desteğiyle oluşan ‘sosyal’ ittifakı, sendikaların mücadele çizgisinin gereksizliğine mesnet olarak kullanıp, hem kapitalizmin ‘sosyal adalet’ çizgisinin aklanmasının hem de emekçilerin örgütlenme ve mücadele etme isteğinin körelmesinin sağlanmasının ana unsuru haline dönüştürmüştür.SMUV (yönetim hedef alınmalı) merkezli uzlaşmacı,iş birlikçi,reformist tutum bir çok fabrikada işçi direnişleri tarafından boşa çıkarılmıştır.

Cenevre’de bulunan Verntisa işçileri,SMUV’un imzaladığı,kişisel performansa bağlı ücretlendirme sistemine karşı tüm işçilere %10′luk artış sağlanması talebiyle greve gitmiş, sendika ise, iş barşını bozduğu gerekçesiyle grevi engellemeye çalışmıştır.Bu dönemde gelişen gençlik hareketlerinin de etkisiyle, iş birlikçi sendikal çizgiye karşı,İtalyan ve İspanyol mücadeleci işçilerinin desteğiyle de özellikle Fransız Kantonları’nda mücadeleye girişilmiş,kazanımları az olsa da mücadele yolu seçilmiştir.Bu mücadeleler boyunca reformcu uzlaşmacıların,grev kırıcılığını özel yötemlerle teşvik etmesi, işçiler arasındaki birliği dağıtmak için uğraşması özellikle dikkat çekicidir.İşçi ücretlerinde yapılan kesintilerle oluşturulan emekli sandığı fonlarının (Pensionkasse), sermayeye ek kaynak olarak sunulması 70-80 yılları arasında işçilerin mücadele gündemleri arasında yer almış, göçmen işlerin yoğunlaşmasıyla beraber, bu fonlarda biriken paraların işçiler tarafından alınması için de bu dönemde ciddi mücadeleler verilmiş,yer yer yapılan eylemlerde bu hak kazanılmıştır.

İdeolojik açıdan bakıldığında ise; Sermaye’nin sendikal cephe içerisinde bölücü ve tahrip edici etkinliği,  çeşitli akademik kurumların, gelişen teknik ve otomasyonun yarattığı ‘yeni kültürün’ emekçiler tarafından kutsanacak iş koşulları yaratmasının teorisini oluşturmak ve işbirlikçilik dışına çıkan işçi hareketini ve sendikal örgütlülükleri tabansız hale getirecek sisyasal araçları yaratmak  ya da var olanı reorganize etmek sürecini başlatmıştır.SMUV’un bu dönemde iş gücü verimliliğini arttırmak ve göçmen işçi getirilmesine karşı sınıf hareketini bölmek görevlerini üstlenmesi tam da bu politikayla çakışmaktadır.

İşçi hareketi ve sendikal örgütlülük açısından sınırlı da olsa bu dönemde gelişen önemli bir yanılgı ise, sermayenin ve işverenlerin saldırılarına karşı direnişe geçen yer yer gervlere çıkan göz dağı amaçlı işten atılan işçilerin haricinde,başta dönemin göçmen işçileri olmak üzere,kimi işçi çevrelerinin başka bir mücadele yöntemi olarak sürekli iş değiştirmeyi seçmesi, bunun da dönemin mücadeleci çevreleri ve bazı sendikalar tarafından  bir mücadele yöntemi olarak görülmesi ve yer yer teşvik edilmesi yanılgısını da beraber getirmiştir.İş verenleri güçten düşürmek adına grev gibi kollektif mücadele biçimleri ve sermayeye karşı işçilerin birlikte ve ortak mücadelesinin yerine, karşısına,bireysel ve işçilerin genel talepleri yerine,  tek tek iş verenlere karşı ‘kişisel protesto’ biçimlerini altında ekonomik ve siyasal talepler etrafında örgütlenmeden,işten ayrılarak işin yürütümünü engelleme ve bu yolla da iş verenleri pazarlığa zorlama marjinalliği öne çıkarılmıştır.

4.Aşama

Arayış ve yeniden yapılanma süreci

80′li yıllarda başlayan dünya ekonomisinin neoliberal yeniden yapılandırma süreci, bilim ve teknikte yaşanan ilerlemelerle birlikte İsviçre’de de geniş bir etki yaratmıştır.Uluslararası işletmelere dönüşen büyük üreticiler,coğrafi esneklikle sürekli iş gücü ve hammadde teminin ucuz olduğu, sömürülmeye daha açık bölgelere kaymış, bu kayış siyasal etkilerinin yanı sıra, özellikle reel üretim alanı emekçilerinin istihdamında azalmayı beraberinde getirmiştir.70′li yıllarda üye sayısı açısından stabil sayılabilecek dönem,üye kayıbının arttığı, yapısal değişikliklerin gündeme gelmeye başladığı ve aynı zamanda da mücadele aracı olarak sendikaların kısmi tahriplerle karşı karşıya kaldığı bir süreç olmuştur.

Sovyetler Birliği ve Doğu Blok’unun çökmesiyle beraber ağır bir krizin içerisine sürüklenen İsviçre’nin, işsiz sayısı 18 binden 180 bine yükselirken,1990′dan 2005′e kadar 195 bin işçi sanayi malları üretimi dallarında işçini kaybetmiştir.Posta,demir yolu, iletişim sektörü gibi kamu iş kollarında da toplu işten çıkarmalar yaşanmıştır.Çöküş sonrası yaşanan gelişmeler sadece çalışma yaşamında ve ekonomide tahribat yaratmamış,işçi örgütlerinin ve sendikaların dağınıklık yaşamasına,kafa bulanıklığına neden olmuş, sendikalar içerisinde yer alan kimi geri ve uzlaşmacı eğilimlerin nispeten güç kazanmasına da yol açmıştır.Bu dağınıklık bir taraftan farklı branşlarda örgütlenen sendikaların bir çatı altında birleşmesi tartışmalarını da hızlandırmış,bu yolda taşlar döşenmeye başlanmıştır.Uzunca bir dönem aktif mücadele biçimlerinin dışına savrularak, başta grev gibi mücadele yöntemlerini unutan sendikalar,işveren cephesinden yönelen saldırıları göğüslemekte aciz kalırken, bir taraftan iş yasaları işçiler aleyhine revize edilmiş, öte taraftan da toplu iş sözleşmelerinin ortadan kaldırılması bu yapılamadığı takdirde de içinin boşaltılması gündeme alınmıştır.

Teknokrat sendika yönetimlerinin,esnekleştirilen çalışma süreleri ve koşulları karşısında mücadele etmek yerine uzlaşmayı seçmesi,bunun iyi bir örneği olan,SMUV ve ETA Saat Fabrikası arasında imzalanan hafta sonu çalışmaları ve iş yeri çalışma sistemi düzenlemesi, esnekleşme saldırılarının giderek yer bulmasının da önünü açan domino taşı olmuştur.’Modern’ ve ‘sosyal ortak’ merkezli sendikal eğilim ve anlayışın, işçilerin iş güvencelerini kaybetmelerini, bireyselciliğin önünü açtığı,iş barışı adı altında hayata geçirilen saldırı paketlerinin,toplumun parçalanmasına dönüştüğü ve bu suretle de hem toplumda özellikle de işçi ve emekçiler arasında sendikalara güvenin azaldığı,bir işçi örgütü olarak algılanma olgusunun dağıldığı sürecin mimarı olduğu emekçiler ve diğer duyarlı çevreler tarafından daha net görülmüştür.

Tüm bu gelişmelerre bağlı olarak sendikal yapılanmalar, kan kaybını durdurmak, üretim alanlarında ortaya çıkan değişiklik ve gelişmelerin yarattığı sorunları, yapısal değişikliklere giderek engellemeye çalışmak,98′den itibaren artmaya başlayan mücadele eğiliminin kırmaya başladığı ‘iş barışı’ hattının karşısına emekçilerin öz örgütü olarak çıkma tutumunu ve tartışmalarını da yaşayarak yeni bir sürece girmişlerdir.GBİ,SMUV,VHTL,unia gibi sendikaların birleşmesiyle kurulan UNIA ya da Syndicom gibi sendikalar bu sürecin sonucu olmuştur.Dolayısıyla bu süreç aynı zamanda aşağıda değerlendireceğimiz sorunların geçmişten devralınan başlangıcı olmuştur.

Değişim  ve ortaya çıkan sorunlar

 Yapısal sorunlar

Farklı sektörlerin bir çatı altında örgütlenmeye girişildiği bu ‘değişim’ süreci,tamamlanmış bir süreç değildir.Her ne kadar kimi sendikal çevrelerde bu durum, değişen dünyaya ayak uydurma olarak algılanıp değerlendirilse de, farklı ve daha önemli faktörlerin tetikleyici  olduğu gerçektir.Bu gün sendikal örgütlülük bir çok sektörde iş koşullarının, yürürlükteki sözleşmelerin iş verenlerin baskısı altında olduğu,sosyal hakların ve emekçilerin iş yaşamı ile ilgili kazanımlarının yok edilmeye, emekçilerin merkez kaç kuvvetiyle örgütlülüğün dışına savrulmaya ve dolayısıyla da dayanışmalarının yok edilmeye çalışıldığı saldırılarla karşı karşıya bulunmaktadır.2008 krizinden sonra iş verenlerin bu yönelimi daha da artmıştır.Bir taraftan yeniden yapılanma uğraşı içerisinde olan sendikaların hem güç toplama hem de bu saldırıları püskürtme adına ihtiyaç duyduğu olgu sadece organizasyon yapısında yenilemeye gitme değildir.Yeniden yapılandırılacak sendikal birim ve örgütlülüklerin hangi merkezde ve hangi talepler üzerinden ve hangi mücadele araçları gözetilerek yaratılacağı tayin edicidir.Ayrıca 60 yılın üzerinde iş barışı adı altında kış uykusuna yatırılan sendikal yapının bu hantallığı üzerinden hemen atması mümkün değildir.Üyelerinin ezici çoğunluğunun  sadece üye statüsünde kaldığı,reaksiyon ve hareketlilik yeteneğinin- kısmi iyileşmeler gösterse de-atıl kaldığı koşullarda, sendika ve üye ilişkileri belirleyici olmakta, yapısal sanılan sorunların özünü de oluşturmaktadır. Bu açıdan aynı veya yakın sektörlerde bir birine karşı rekabet içerisinde olan ve güçleri bölen farklı sendikalar yerine,merkezi bir örgütlülüğü tercih ederek toplumsal bir güç olma isteği elbette önemlidir.Ama bu gün bu istek daha çok üye kayıbı yaşayan ve olması gerektiği yerde olamayan sendikaların somut durumundan kaynaklanmakta, sorunun özü gözden kaçırılmaktadır.Bürokratik sendika aygıtının kırılarak, işçi ve emekçilerin tüm yönetim aygıtının en aktif unusuru haline getirilmesi ve örgütlenme yapısının buradan yenilemesi aslında bu sorunların özünü oluşturmaktadır.

Örgütlenme sorunları

SGB(İsviçre Sendikalar Birliği) içerisinde yer alan sendikaların örgütlenme ile ilgili sorunlarını bir çok branşı temsil etmesi ve sayısal büyüklüğü ve en eski sendikal geleneği temsil etmesi açısından Unia üzerinden değerlendireceğiz.İnşaat, endüstri,yapı tekniği ve hizmet iş kolunda örgütlü bulunan Unia’nın yaklaşık 200 bin üyesi bulunmaktadır.Örgütlü olduğu sektörler içerisinde hareket ve mücadele kabiliyeti en yüksek olan sektör inşaat sektörüdür ve bu sektörde çalışanların çoğunluğu göçmen işçilerdir.Öte yandan endüstri iş kolları ciddi daralmalar yaşamakta, büyük fabrikalar kilit vurarak Doğu Avrupa’ya ya da Asya’ya yönelmektedir.Bu sektörde yoğun üye kayıbı yaşanmaktadır.Yapı tekniği çalışanları da sürekli yer ve iş değişen bir karakter arz etmesinden dolayı kayıplar yaşamaktadır.Gelişen tek sektör Tertiär olarak adlandırılan hizmet sektörüdür ve sen düşük sendikalaşma oradı da bu sektördedir.

İsviçre genelinde herhangi bir işçi örgütü yada birliğine üye olma oranı ortalana %22 iken, hizmet sektöründe %10 civarındadır.Dünya ve İsviçre ekonomisinin içerisinde bulunduğu duruma göre değişiklik gösteren istihdam ve örgütlülük oranları,sendikal örgütlülüğün de mevzilenmesinde takip edeceği yola işaret etmektedir.Bu mevzilenme bir taraftan dağılan iş kollarının karşısında giderek büyüyen ve örgütlenmesi de diğer sektörlere göre daha güç olan bir hizmet sektörüne yönelmeyi gerektirmekte,diğer taraftan da mevcut iş kollarında çözülme harici yaşanan üye kayıplarının giderilmesi ve var olan üyelerin sendika ile olan ilişkilerinin aktifliğinin sağlanmasını gerektirmektedir.Hizmet sektöründe özellikle kadın emekçilerin çalışıyor olması ve bu alanda kadın emeği istihdamının %22′ lerden %45-50′ye ulaşması özel ve nitelikli bir çalışmayı gerektirmekte,kadın emekçilerin taleplerinin ve haklarının özel bir propaganda çalışmasının merkezine oturtmayı zorunlu kılmaktadır.Bu alanda belirli çalışmalar olmasına rağmen yetersizliğini korumaktadır.

Bu gün nicelik olarak bakıldığında her yıl 20 bin yeni üye kazanılmakta ama bir o kadar da kaybedilmektedir.Üye kayıplarının önüne geçmenin iki temel karakteri mevcuttur.İlki sendikanın emekçiler ve üye emekçiler nazarındaki görüntüsü ikincisi ise, sendikanın işçi ve emekçilerle iletişimidir.Ki bu iletişim bir taraftan öne sürülen taleplerin gerçekçiliği ve gündemde olup olmamasıyla ilgili olduğu kadar, sendika çalışanlarının siyasal birikimi ve sendikaların siyasal talepleriyle de ilgilidir.Farklı eğilimlerin olduğunu bildiğimiz bu konuda,üyelerinin yarısından fazlasının göçmen olduğu da düşünülürse, oluşturulacak tutarlı bir çizgi, yani hem siyasal talepler hem de ekonomik ve sosyal haklar ile ilgili,bir ilerleme sağlayacaktır.Yürürlükte olan iş yasasının iş verenler lehine olduğu bilinmesine ve sendikaların örgütlenme haklarına kısıtlamalar getirmesine, ‘iş barışını’ temel hüküm saymasına  ve siyasal grevleri yasaklamasına rağmen, iş yasalarının ilgili maddelerinin değişimini gündeme alamak bu alan da çalışma yürütmek es geçilmektedir.

İsviçre’de işten atmaların çok kolay,  işten çıkarmalarda yasal düzenlemelerin patronlardan yana olduğu bilinmesine rağmen bu alandaki mücadele de boş bırkılmakta yer yer genel bir propaganda olarak ortaya çıkmaktadır. Burda sendikal çevrelerde de hakim olan, yasaların ilgili maddelerini halk oylamalarıyla değiştirmenin mümkün olduğu sistemi yeterli görüp, emekçilerin üretimden gelen gücünü bu talepleri elde etmeye kullanmak üzere harekete geçirmeme anlayışı öne çıkarak pasif bir geleneğin oluşmasını sağlamış, iş yerlerinde patronlarla karşı karşıya gelinen durumlarda işçiler lehine müdaheleyi zayıflatmış ve sendikaların bir şey değiştiremeyeceği yargısını da işçiler arasında güçlendirmiştir.Öte yandan siyasal taleplerin kavranmasında ortaya çıkan sorunlar ve sendikal kadroların yetiştirilmesinde yaşanan eksiklikler, sorunlara müdahalede geriden yaklaşımı da beraberinde getirmiştir.Aynı durum toplu iş sözleşmesi görüşmelerine de yansımakta, TİS kapsımında olmayan sektörlerin örgütlenmesine de yansımaktadır.

Mücadeleci sendikacılığın dinamikleri

Daha önce de vurgulandığı gibi üyelerinin yarısından fazlasının göçmen olması,ki yerli halk daha çok orta ve üst tabakalarda kümelenmiştir,sendikal hareketin ana dinamiğini oluşturmaktadır.Dolayısıyla bu dinamiğin daha da genişlemesi, bu kesimlerin siyasal, ekonomik,sosyal her türlü hakları için mücadele araçlarını güçlendirmek ve bunları yerli emekçiler içerisinde zemin bulabilecek niteliğe dönüştürmekle, toplumsal bir güç odağı olarak sendikanın bu görüntüsünün hakkını vermesiyle mümkün olabilecektir.Burdan hareketle sendikanın, çok genel talep ve propagandadan (bununla birlikte demek daha doğru olur. Sendikalar genel ekonomik ve politik talepleri dile getirmemeliler ama iş örgütlenme ve mücadeleye gelince farklılık gösterir. Tek tek işyerlerinin somut koşulları önemlidir. Buradan yeniden genelleşme sağlanmalıdır) ziyade, tek tek iş yerlerinde işçilerin yaşadığı lokal sorunları gündeme alarak örgütlenme çalışması yürütmesi, üyelerini harekete geçirecek ileri işçi unsurlarını buralardan çıkarması ve ağını genişletmesi, iş yeri temsilcilerinin ve gruplarının yürüteceği faaliyetlerin merkezinde de üye olsun olmasın tüm çalışanların olması gerektiği gerçeği can alıcıdır.Diğer bir ve en önemli dinamik ise işçi ve çırak gençlerdir.Bugün kölelik koşullarında çalıştırılan çıraklık eğitimi alanlar, yani geleceğin işçileri, önemli sorunlarla karşı karşıyadır, 600 ila 1100 Frank arasında komik bir ücrete uzun süre çalıştırılan,meslek bittikten sonra iş bulamayan binlerce genç sendikanın ilk elden ve ciddi bir biçimde yönelmesi gereken kitleyi oluşturmaktadır.Bugün sendika üyelerinin yaş ortalamasının 45-50 arası olduğu düşünülürse genç işçi kesimlerinin kazanılmasının, hareketin olanaklarını genişletmekte ve devamını sağlamakta ne kadar önemli bir rol oynayacağı görülmektedir.

Sonuç

Hali hazırda sendikalar iş veren cephesinden yönelen saldırıları şu anda püskürtme yeteneğine sahip bir örgütlü yapıya sahip değillerdir.Ancak güncel gelişmeler yukarıda izah edilmeye çalışılan zorlukları barındırmakla beraber, gelişmelere de işaret etmektedir.Bir taraftan Avrupa’da yayılan işçi eylemleri, diğer taraftandan kapitalizmin sürekli 3-5 yılda bir yaşadığı krizler bu gelişmelerin emekçiler lehine güç kazanmasına hizmet etmektedir.Tarihsel koşulları gereği diğer Avrupa ülkelerine kıyasla, geriden gelen bir işçi hareketine sahip olan İsviçre’nin de derecesini şu an kestrimek mümkün olmasa da  bu süreçten etkileneceği muhtemeldir.Dolayısıyla sendikal mücadelede,siyasal, sosyal ve ekonomik hakların kazanımında, sendikal kadroların eğitimi, örgütlenme stratejisi ve gerçek bir işçi sendikası olma tutumu somut ve gerçek taleplerin dillendirilmesi daha da bir önem kazanmakta ve gelecek için tayin edici bir rol oynamaktadır.Bu gelişmeler nihayetinde Türkiyelileri de  etkilemektedir.Sendikalaşma oranları içerisinde en geriden gelen göçmen tabakasının Türkiyeliler’den oluşması,emekçilerin ortak sorunlarının çözümü ve mücadelede kazanımların sağlanması için, yukarıda izah edilen eksikliklerine ve yetersizliklerine rağmen, bu tablonun Türkiyeliler açısından olumlu yönde değişmesi gerektiğine işaret etmektedir.Gerçek bir ortak yaşam ancak ortak payda üzerinden birleşilirse yaratılabilecektir.Sendikalar emek örgütleridir ve emeğin hakkı ancak ve ancak emekçilerin kendi öz mücadele araçlarına sahip çıkması, denetlemesi ve aktif olarak katılmasıyla savunulabilecektir.Bu Türkiyeli emekçilerin de görevidir.