Saldırılar Sürecek

13

Haydar Sancar

Sermayeye vergi indirimleri, işten atmalar, işyerlerinin kapatılması, artan sağlık sigortası primleri, iş yaşamının esnek çalışma ve neoliberal yasalarla azgın sömürüye daha da açık hale getirilmesi için gece gündüz mesai yapan federal parlamento, emeklilik yaşının yükseltilmesi ve daha başka hak gaspları ve kısıtlamaları ve bunlara karşı girişilen mücadele ile geçen bir yılı daha geride bıraktık.

Kuşkusuz yılın tamamını bu saydıklarımız işgal etmedi. Özgünlükleri, sevinçleri, özlem ve üzüntüleri olan sosyal yaşantımız da eşliğindeydi. Ancak bilinir ki; sosyal yaşantı denilen, olgunun kendisinin inşa edilmesi, her gün patrona kol gücü- nü ya da kafa emeğini satan emekçilerin bu güce sahip olup olamaması ile ilgilidir. Toplumsal iş bölü- müne tabi tutulmuş emekçi yığınlar, ertesi gün tekrar çalışabilecek geçim araçlarına sahip olabilecekleri bir ücret karşılığında üretim araçlarının sahibi durumundaki burjuvalar tarafından baskılanmakta ve sömürülen artı değer üzerinden çatışma sürmektedir. Bu artı değere el koyan sermaye sahipleri, lüks bir yaşantının ve dolayısıyla da lüks bir pazarın sınırları içerisinde dolaşırken, hakkı gasp edilen emekçiye de ölmeden yaşamayı başaracaksın demektedir. Dolayısıyla, eğer ‚sosyal‘ bir yaşantı inşa edilecekse; bunun sınırlarının, emek ve sermaye arasında mücadeleye konu olan ve yukarıda da sıralanan yasal ya da toplumsal her gelişme karşısında kazanımların büyütülmesi ve ilerletilmesi meselesinde daha ileri mevzilere geçebilmede başarı sağlanmasını gerekmektedir.

Yoksa patronlar ‚az‘ kazanıyor, yatırımları arttırmalı teşvikleri güçlendirmeliyiz diye ortak bir noktada birleşen her renkten sermaye sözcüsünün ve bunlar lehine nutuklar atan parlamento temsilcilerinin, örneğin, işçi ücretleri yetersiz, sağlık sigortası primleri yüksek, diyerek kendiliğinden bir girişimde bulunulduğuna tanıklık edilmemiştir. Edilmeyecektir de. Menşei İsviçre olan uluslararası tekeller, kârlarını kat be kat arttırırken, mali tekeller etkinlik alanlarını iyice genişletirken, işçiye reva görülen açlığını bastırmasıdır!

Bu sınıf düşmanı tutumlarını yıl sonunda yapılan ve bir kısmı da devam eden toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde verilen ortalama %1 ücret artışı onaylamakta, TİS’nin olmadığı ve bireysel iş sözleşmelerinin geçerli olduğu sektörlerde de 0 zam verilmektedir. Oysa tek başına sağlık sigortası primleri kantonlara göre değişiklik arz etmekle beraber %3 ila %5 arasında artış göstermiştir. Euro kurunun diğer yıllara göre artmış olması, tüketim maddeleri fiyatına yansımış, akaryakıt fiyatları da yeni yılla beraber artış göstermiştir. Yıllık 30 ya da 40 franklık ücret artışı ile sosyal ve kültürel yaşantısını emekçiler nasıl geliştirecek, azgın sömürü koşullarından fırsat bularak kültürel yaşama nasıl dahil olabileceklerdir ? Eğitim ve sağlık başta olmak üzere, birçok kantonda getirilen hak kısıtlamaları , kamu destek ve yardımlarının kaldırılması 2017 yılında da gündemi işgal eden önemli konular arasındaydı . Kanton yönetimlerinin bu konuda da kısıtlama tutumlarını bu yılda devam ettireceğini, geçen yıldan kalan saldırı paketlerine bu sene yenilerini de ekleyecekleri bir sürecin işlediğini de hatırlatalım.

Yaşam ve çalışma koşullarının emekçiler için giderek daha ağır hâl alması, özellikle göçmen emekçileri daha da çok etkilemekte, düşük ücretle ağır işlerde çalıştırılmaktadır. Yabancılar yasası, vatandaşlık yasası gibi yasalarda yaptıkları sertleş- tirmelerle de, koşullar daha ağır ve güvencesiz hale getirilmektedir. Ne var ki bütün bu saldırılar karşısında emekçiler gücü ve örgütlülüğü oranında karşı koymaya çalışmış, örneğin küçük çaplı ve yerel de olsa kısa süreli bazı direniş ve grevlerde kazanımlar elde etmeyi başarmışlardır. Bu direniş ve mücadele ekseni örgütlü bir istikrarlığa kavuşturulabilinirse bundan sonra sürdürülecek çabayı da geliştiren ve güçlendiren bir rol oynayacaktır. Dünyada ve İsviçre’de yaşanan gelişmelere bakıldığında da emeğin örgütlü gücünün sağlamlaştırılmasını ve mücadele çizgisinin hem ideolojik hem de pratik olarak ilerletilmesini daha da önemli hale getirmiş ve sorumluluğu arttırmıştır.

2018 yılının Türkiye merkezli politikalar da dahil olmak üzere daha çatışmalı ve sert geçeceği şimdiden bellidir. Türkiyeli emekçiler de hak ve kazanımlarını tüm emekçi yığınlarla beraber korumak, dünya ezilen sınıfları ve halklarıyla da dayanışmak üzere bu mücadelede daha da ilerden yer almalıdırlar. Bu tutumun daha da güç kazandığı bir yıl olması dileğiyle

12