Saadet Türkmen- Sosyal koşullar ve Sağlık

11

Sağlık ve hastalık konulu Avrupa ve Amerika`da yayımlanan bir dizi bilimsel çalışmada yaş, cinsiyet, aile ve iş durumu gibi bir takım sosyal  etkenlerin sağlığa etkileri üzerinde tartışıldı. Aynı şekilde; sosyal koşulların da sağlığı değişik biçimlerde etkilediği gösterildi. Geçen yazının devamı olan bu yazıda, göçmenlerin sosyal koşullarını belirleyen yasal çerçeve, ya da somut örneği oturum alma süreçleri ve bu süreçlerin sağlıkla karşılıklı  etkileşimi ele alınacaktır. Seçme  söyleşi kesitleri ile tartışılan konular, kişilerin örneğinde somutlaştırılacaktır.

Sosyal kosullar, sağlık ve hastalığın ortaya çıkmasına, farklı süreçlerini çok boyutlu ve biçimli etkilemektedir. Kimi koşullar hastalığın çıkmasını kolaylaştırırken, kimi koşullar da hastalığın  iyileşmesi süreçlerinde olumlu etkiler yapabilir. Göçmenlik zeminindeki en hayati konulardan biri olan, oturum alma ve oturum alma süreçleri de hem göçmenlerin sosyal kosulları hakkında önemli perspektifler sunmakta; hem de bunların sağlıkla bağlantılarını  ortaya koymaktadır.

Daha önceki yazılarda da dile getirildiği gibi; İsviçre`ye gelen türkiyelilerin konumlandırılması  ve istihdamı 1980‘ lerden beri gelişen mülteci göçü ile farklı bir boyut almaya başladı. Bu dönem ve sonrasında gelen bir çok kişi; burada oturum alabilmek icin iltica talebinde bulunmak durumunda kaldı. Ancak iltica talebinde bulunan herkes ilticacı olma vasıflarına uygun olmadığı  için, oturum hakkını elde edebilmek icin değişik yöntemler izlediler. Burada bu yöntemlerden seçme örnekler incelenecek ve bu yöntemlerin sağlıksal sonuçları ele alınacak.

Bu seçme örneklerden birincisi; normal ilticacı olma koşullarına uygun olan; ve ilticacılık müracatına değişik sebeplerden dolayı uzun sürede yanıt alabilen biri, ikincisi de uzun sürede iltica almış, ancak süreyi kendi lehine kullanarak  daha iyi bir sağlığa daha fazla yaklaşmış biri; üçüncüsünde ise, kendisi ilticacı olmayan ancak birinci derecede akrabaları ilticacı olan  iltica sürelerini uzatmak için intihar girişiminde bulunan bir kişinin örneği aktarılarak; iltica alma deneyiminin hastalık-sağlıkla karşılıklı etkileşimi aktarılacak.

Bekletilen Mülteci: Beklemek, Godot`u beklemek

İsviçre iltica dairesi ilticacı olma kriterlerinin uyup uymadığına karar verilirken; bir yandan kişinin iltica talebi sırasında verdigi  ifade; bir diğer yandan da sunduğu belgeleri temel almaktadır. Hem  ifadelerin hem de belgelerin doğruluğunun araştırılması  kimi durumlarda  hayli uzun zaman almakta ve buna maruz kalan kisiyi değişik biçimlerde etkilemektedir. 1996 yılında Türkiye`deki  öğrenciliği sırasında, yasal bir yürüyüşe katıldığı  için ceza alan C. `de iltica süreçlerini hayli  uzun yaşamış biri. Bu döneme ilişkin anlattıkları:

„Doğru aslında oturumu bekliyorduk, ama oturum Samuel Beckett`in Godot`sunu bekler gibiydik. Bu Godot`nun ne zaman geleceği belli değildi. Neden bekletildiğim belli değildi; aslında müraacat sebebim gayet açıktı, buraya muhalif olduğum için gelmek zorunda bırakılmıştım. Aslında herşey açıktı. Ancak bekliyordum. Beklerken, hareket imkanı hayli azdı; ne çalışabiliyor ne de okula gidebiliyordum. Nedense sorumlu olan kişinin, elindeki gücü bizim aleyhimize kullandığı ve sırf gücünü görebilmek için beklettiğini düşünmeye başladım. Davada herşey gün gibi açıktı, ama adamın canı bize oturum  vermek istemiyordu, o yüzden de vermiyordu.(….) Aradan üç buçuk yıl geçince öyle bir noktaya geldik ki; artık birşeyler istemekten ya da istemek de değil, aslında beklemekten yorulmuştuk. içimizde heves kalmamıştı“.

Tıpkı  Cengiz adını  verdiğim kişinin örneğinin de ortaya koyduğu gibi; 1990‘lı yıllarda müraacat eden bir çok kişinin iltica talebi hayli geç yanıtlandı. İltica talebinde verilen „N“ kimliği ile İsviçre standartında çok cüzi bir miktar olan 14 Frank verilerek; bu insanların bir çoğuna evde oturmaktan başka bir çare bırakılmadı. Evde oturmak da sadece sosyal yaşamdan ve iş piyasasından uzaklaştırmakla kalmadı; kimi insanların pasifleşmesini de kolaylaştırdı. Sosyal ilişkilerin, maddi imkansızlıklardan dolayı kısıtlanması; sohbet etmek için dahi bile isteğin kalmaması Cengiz`in zaten bozulmaya yatkın sağlığına kötü etki etmiş ve ondaki bir takım hastalıkları boyutlandırmıştı.Öyle ki,  C. masasının üzerindeki anahtarları bahane ederek; oda arkadaşlarıyla kavga etmesi ve kamptan ayrılması söz konusu oluyor. Dördüncü yıla yaklaşılırken oturum geldiğinde, uzun zamandır burada olmasına rağmen; sinirlerinin hayli  yıpranmış  olduğu; dili öğrenemediği; kendine bir iş imkanı yaratamayışı  ve hayli atılllaştığını  fark etmesi, moraline hayli kötü etki yapıyor. Daha sonrasında kendisini toparlayıp da bir eğitime başlamasına rağmen; eğitimine yoğunlaşamıyor  ve kesmek zorunda kalıyor. Sosyal servis, işsizlik ve malülen emeklilik sigortaları  arasında dolaştırılan  C.`nin sağlığı  daha da kötüleşiyor. Hiç bir işe yoğunlaşamaz oluyor. C. halen sosyal sigortalar tarafından  finanse edilmekte ve psikolojik tedavi görmekte.

C. bekletildiğinden dolayı böylesi bir durum  yaşarken; Zehra adını  verdiğim diğer kişi ise, bekletilmesine  rağmen, dili ögrenip, burada bir eğitime başlıyor. Z.`de tıpkı C. gibi öğrenciliği sırasında yasadışı  bir örgütle baglantılandırılmak suretiyle hakkında dava açılmış  birisi. Z. bu süreci söyle değerlendiriyor:

„Aslında tek isteğim, buraya uyum sağlayarak yaşamaktı, halen de öyle. İltica talebim daha çabuk cevaplandırılmış  olsaydı, belki biraz daha rahat koşullarda  hareket edebilirdim. Örneğin dinlenmek için gezebilirdim, daha fazla sosyal yaşamım olabilirdi. Örneğin insanlarla –özellikle buralılarla- kahve vb. şeyler içebilirdim. Ancak, bunları yapmaktan ziyade, daha çok kendimle kalarak dile ve eğitimime yoğunlaşmak zorunda kaldım. Entegre oldum mu diye sorarsanız, entegrasyon tek boyutlu birşey değil ki. Herkes entegre ediliyor. Yani sosyal servisten yardım alan bir kişi de entegre benim gözümde. Sadece yapısal bir entegrasyonla sınırlı  bir entegrasyon, ama o da bir entegrasyon. Ancak buradaki yaşama dahil olabilmek için, daha fazla insanı tanımak gerekiyor. Türkiye`deyken de aşırı sosyal biri değildim, ama burada olduğumdan daha sosyaldim. Sürekli kendimle kalmak, beni biraz insanlardan uzaklaştırdı. Yani, söylemek istediğim, eğer oturumum 3.5 yılda değil de, 1 yılda gelmiş olsaydı, bu mümkün olabilirdi. Çünkü oturumun olmayışı, insanda güvensizlik duygusu yaratıyor. Bu da ilişkilere yansıyor ister istemez“.

Z. halen belirli alanlarda kendini iyi ifade edebilirken, kendisinin de ifade ettigi gibi, bütünlüklü bir entegrasyondan söz etmek mümkün değil. Z.`de bir süre psikolojik yardım alıyor, ancak daha sonra kendisi kendisine yetmeyi öğrenmesi gerektigini fark ediyor ve buna uygun yöntemler geliştirmeye başlıyor.

Öte yandan, Gule adını  verdiğim kişi, her ne kadar ilticacı olma koşullarına uymamasına rağmen, iltica talebinde bulunuyor ve aldığı reddin üzerine de –diğer aile bireylerinin kalabilmesi için, intihar girişiminde bulunuyor:

„benim üç çocuğum var ve üçünün de farklı sakatlıkları var. Bu durumda Türkiye`de içinden geldiğim ailenin yanına geri dönmektense, ölürüm daha iyi ederim dedim. Bir bardakla kollarımı  keserek yaşamımı  sonlandırmak istedim. (….) Komşularımın sayesinde kurtuldum. Bu girişimden sonra, çocuklar elimden alındı; ben müşahade altına alındım. Daha yeni yeni kendime gelmeye başladım. (….). Ya piyangodan bir ev çıksa da; yılda bir iki gün de olsa gidebileceğimiz bir yerimiz olurdu. Ancak çalışmadığım için bu durum neredeyse hayal“.

(devamı gelecek sayıda)