Saadet TÜRKMEN: Sosyal koşullar ve Sağlık -2

Woman Crossing The Bridge

Saadet Türkmen, Sosyal Antropolog, Bern Üniversitesi

Geçen yazıda, Cengiz, Zehra ve Gule isimleriyle anonimleştirdiğim üç kişinin örneğinde, iltica süreçlerine değinilerek, bu süreçlerin sağlığa etkileri aktarılmıştı. Bu yazıda ise, bir yandan Gule`nin iltica süreçleri tamamlanarak ve bu üç kişinin özgülündeki iltica pratiğinin bugünkü sonuçlarına bakılacak. Buna ilaveten, bu döneme ait yaşanmışlıkların, bugünkü yaşamları için anlam ve fonksiyonu konuları de ele alınacak.

Cengiz, Zehra, Gule ve Diğerleri

 Gule; Cengiz ve Zehra`dan farklı olarak İsviçre iltica yasasına göre ilticacı olma koşullarına uymuyor. Sağlıksal ve toplumsal farklılıkları olmasına rağmen, ortak noktaları uzun süren iltica süreçleri. Yani Türkiye`de yasal herhangi bir sorunu yok, kovuşturmaya uğramamış ve uğrama ihtimali de az. Gule yaşadığı kasabada, toplumsal yapının eksikliğinden kaynaklı sorunların ağırlığı ve İsviçre’deki akrabalarının onun için bir umut olabileceği düşüncesiyle İsviçre’ye gelmiş. Gule İsviçre’ye geldiğinde beraberinde getirdiği sorunları, göçmenlik durumuna özgü sorunlarla daha da artmış, boyutlanmış ve yoğunlaşmış. Kendisi işin içinden çıkamayacağını düşündüğü için, en azından çocuklarının hayatını garantiye alabileceğini düşünerek, intihara kalkışmış. Komşusunun zamanında müdahale etmesi hayatını kurtarabilmiş.

Gule sonuç olarak 5 yılı aşan bir iltica süresinden sonra Härtefälle denilen, istisnai durumlarla ilgili yasa uyarınca oturumunu alarak, burada yaşamaya başlayabildi. Durum ilk bakışta „mutlu son“ gibi görülse de; sonunun nasıl olacağı daha sonrasında anlaşılacak olan „mutlu bir başlangıç“ oldu. İlk hedefi olan oturum sorunu, hayli yüksek bedeller ödeyerek –neredeyse canına mal olacak şekilde bir bedelle- çözülmüştü ve Gule ancak bu şekilde yeni bir yaşama başlayabildi.

Oturum süreçleri

21. Kasım 2012`de Federal Hükümet ve Kantonlara bağlı çalışma gruplarınca alınan, mültecilik alanının yeniden düzenlenmesi kararı; 21. Ocak 2013 tarihli Asylkonferenz`teki ek maddelerle belirlenen amaçlarla geliştirildi.Sözü edilen amaçlar; 1. Mültecilik kararının hızlı ve hukuk devleti çerçevesinde hızlandırılması; 2. Korunma ve sığınma ihtiyacı olan insanların ihtiyaçlarının giderilip, hızla entegre edilmeleri; 3. Mültecilik alanının inandırıcılığının uzun süreli olarak güçlendirilmesi; 4. Sınırdışı kararının tutarlı (kararlı) biçimde uygulanması. Bunlar arasında özellikle bazı konular, özellikle de mültecilik kararıyla ilgili sürecin hızlandırılmasına ilişkin olan amaç, burada aktarılan örnekler için hayli önemli.

Bu süreçlerin uzun olması her kişinin özgülünde farklı yaşanmakta. Burada amaçlanan; normatif bir değerlendirmeyle, kim ne yapmış, iyi mi kötü mü yapmış diye karşılaştırmak değil. Bundan ziyade; iltica sürecinin göçmenlerin sosyal sağlığını nasıl ve ne şekilde etkilediğini anlama çabası. Böyle bakıldığında bazı kategoriler ve konseptler oluşturmak mümkün oluyor ve  kişiler, hikayeleri, sosyal kontekstleri içinde, daha bütünlüklü, sistematik bir biçimde anlaşılır hale gelmektedir.7

Örneğin uzun bekleme süresinin beraberinde getirdiği bekleme olgusu ve bu zaman sırasında edinilen bir dizi alışkanlıklar,  daha sonraki yaşamda da kendisini göstermekte. Aslında birçok kişi bu bekleme süresini –en azından söylemlerinde- verimli kullanmaya, özellikle de dil öğrenerek ve yeni geldikleri ülkeyi tanıyarak geçirmeye çalıştıklarını ifade etti. Öte yandan yaşamlarındaki belirsizliğin ve plan yapamayışlarının önlerine koydukları hedeflere odaklanmayı engellediğine de değindiler.

Bunun yanında, hem mülakatlarından parçalar sunulan kişiler hem de onların dışındaki birçok göçmen, o süreçte yaşamak zorunda kaldıkları şeylerin ve kendilerine sunulan mevcut yapısal çerçevenin hareketlerini ve sosyal ilişkilerini sınırlandırdığını,  hatta bu durumu, kendilerinin zorla belirli bir kalıba sokularak „hiçbir şey yapmamaya“ zorlanma olarak algılayıp deneyimlediklerini ifade ettiler. Bu durumla karşılaşan kişilerin kendine güveni sarsılabilir, kişisel ilişkilerindeki sorunları boyutlanabilir; eski travmatik deneyimlerinin üstüne yenileri  eklenerek psikolojik ve sosyal sağlıkları  olumsuz  etkilenebilir.

Her ne kadar istisnai  olsa da bazı kişilerin amaçlarına hedeflenerek yaşamlarını kurduklarına  tanık olmak da mümkün. Ancak buna rağmen, bu kişiler de zaman zaman aynı şekilde benzer sorunlarla karşı karşıya kalabilmekteler. Kimisi için bu sorunlardan kurtulmak çok önemli iken; kimileri için aynı  sorunlar, buralarda kalmanın bir garantisi olma gibi paradoksal durumlarla da bağlı  olabilir. Her halükârda, kişiler mevcut ve potansiyel kaynaklarını harekete geçirerek, kendilerine sunulan koşullarda kendileri  için en uygun olanı yapmaya ve böylece göç projesini gerçekleştirmeye çalışmakta.

Geçmişin Süreklileşmesi ve Yaşamsal Kesintilerin Ötesinde

İltica süreçlerindeki bekleme olgusu, kimi göçmenler için sadece o döneme ait bir olgu iken, bir kısım göçmenin hayatının bir parçası haline gelmekte,  bu durumuna bir süreklilik kazandığına da tanık olunabilmekte. Bekleme,  her ne kadar tek başına hastalık sebebi değilse de beklemeyle bağlantılı olan stres sağlık için hayli zorlayıcıdır. Öyle ki bekleme, beklemeyi bir döneme ait değil de sürekli bir olguymuşçasına kabullenmeye yol açabiliyor. Bu süre içinde başka türlü beklentiler içine girilerek, sürecin aşılması isteği, psikolojik rahatlatma öğeleriyle ikame edilir. Bu da plan yapmayı engelleyebileceğinden pasifleşmeye yol açabilir.

Bu durumda da kişinin kendi güç ve etkisine olan inancı azalabilir.  Kişi kendine ve etki gücüne inancını yitirdiğinde, yani Orta Avrupalı birçok psikolog tarafından ifade edilen „öğrenilmiş çaresizlik“ durumlarını yaşayınca, psikolojik anlamda ciddi çıkmazlar içine girebilir.  Bu durum kısmen İsviçre’de Vorläufige Aufnahme denilen geçici oturumlularla, işkence deneyimi olan kişilerden kimilerinin yaşadıklarında  gözlenebilir. Öyle ki,  kimi insanlar için hasta olmak ve hasta kalmak geçici oturumun sürekliliği için bir şart gibi görülmektedir.

Öte yandan stres kimi zaman pozitif olup, motive edici bir güç olabilirken; süreklileşmesi durumunda hastalık sebebi olabilir. Kimi zaman beklemek zorunda olma, bu durumdan çıkmak için, hedefler koymayı ve plan yapmayı ya da bir dizi stratejilerle bu durumun üstesinden gelme pratiklerini içerebilir. Bu tür etkinlikler, bu durumla karşılaşan kişiler için aktifleştirici olabilir. Bu durum sosyal tıpta „pozitif stres“ olarak adlandırılmakta. Bu konu özellikle  1970’lerden beri sosyal tıpçıların ilgi odağı. Bu insanlardan bir kısmı da işkence mağduru ya da (gecici oturum sahibi) F oturumlu kişiler olabilir. Bunların kendilerini var etmeleri ise, kendilerine sunulan çerçevenin sınırlarını zorlamalarıyla mümkün olmaktadır.

Sonuç olarak: Bu yazıda, iltica  süreçlerinin sağlığa olumlu ve olumsuz farklı etkiler yaptığı Cengiz, Zehra ve Gule`nin örneklerinde ele alındı. Deneyimlerden çıkardıklarımıza göre hedefler koyarak kendini var etme, kendini geleceğe hazırlama yerine zorluk ve zorunlulukları kabullenme, engelleri bireysel çabalarla aşılması zor ya da olanaksız doğal varlıklar olarak görme sonuçta kronik depresyonu, mutsuzluğu ve mazeret üretmeyi tetikliyor. Sorumlu, bir yandan dış faktörler olarak ifade edilirken,  diğer yandan içsel yetersizlik duyguları da büyüyor.Sonuç olarak söyleyebiliriz ki, kişilerin göç projelerini hayata geçirmeleri, büyüklü küçüklü hedeflere odaklanmalarıyla daha kolay olacaktır. Bu da hem göçmenler hem de göçmen olmayanların yaşam kalitesine de katkı sunacak bir dizi deneyimi ve bilgiyi içerecektir.