Saadet Türkmen- KADININ EŞİT OLMA ÇABALARI ÜZERİNE

6

Kadının kendini var etme mücadelesi, erkekten daha farklı. Bu fark onun erkekten daha üstün ya da aşağı, daha zeki ya da aptal, daha kurnaz ya da masum olmasından ziyade yönelimlerindeki farklılıklardan kaynaklı.

Uzunca bir zaman, kadına kendini tamamlayamamış, anatomik/mental ve moral olarak erkekten daha düşük bir varlık olduğunu iddia eden bir anlayış gelişti. Bu düşünce sistemlerinde, fallus (erkeklik uzvunun) olmayışından kaynaklı düşük vücut sıcaklığına (Aristoteles/ M.O. 384-322) vurgu yapılarak bu bakış açısı savunuldu.

Bu anlayışın üzerinde oturduğu temelde de bu anlayışı temel alan başka çalışmalarda da kadınların eksiklerini kapatmak için kendisini ispatlama ve var etme zorunluluğu dile getirildi. Oluşturulan kadın konseptinde kadın, sosyo-politik yaşama özellikle sınırlı dahil edildi. Öte yandan kimi kadın toplulukları kendilerini sosyo-politik ve askeri anlamda erkek kültürünü taklit ederek ifade etmekteydi. Örneğin, erkeklerle eşit, engelsiz ok/yay kullanabilmek için küçük yaşta sağ göğsünü kesen, emzirmeyen, SIKI kemerli sıfatlarıyla anılan ve kısmen Kapadokya bölgesinin kuzeyinde yani Karadeniz’de yaşadığı iddia edilen Amazonlar bunlardan en bilinenleri.

1. RESİM: AMAZON KRALİÇESİ PENTHESİLİA`NİN (Antik Heykeltraş PHİDİAS örnek alınarak yapılmış heykel)

7 - Copie (2)
Amazonların erkek ve kadın arasındaki eşitsizliğin bunca derinleşmediği eski dönemlere mi; yoksa kadının daha kadın ve daha insan olduğu bir donemin kalıntısı mı olduğu konusunda farklı ve birbiriyle çelişkili tezler mevcut. Öte yandan yaşamış oldukları; Priamos`tan Achil`e kadar kimi eski krallarla zamanın ihtiyaçlarına göre müttefik ve hasım olarak savaşmış oldukları tezleri savunulur.
Homeros`un eseri kabul edilen İlyada, Amazon topluluğunun daha önceleri hasım oldukları Priamos ile savaştıklarını; ancak Troya savaşı sırasında ona yardım ettiklerini, hatta Kraliçe Penthesilia`nin Troya Savaşı sırasında Troya`ya hücum edenler arasındaki Achilleus`un elinden öldüğü anlatılmakta. Kısacası Amazonlar bölgedeki gücün önemli bir halkasını oluşturmaktaydı.

İNSAN OLMAK İÇİN ERKEKLEŞMEK

“Amazonların bugünkü dünyada karşılıkları ne?” sorusuna cevap aramak bazı konulara açıklık getirebilir. Kadınlıkla özdeşleşebilecek organlarda (meme, rahim gibi) görülen kanser türlerinin anthroposofik sağlık anlayışındaki açıklama biçimlerinden birinde bu hastalıkların, kadınların, kadın cinsiyetiyle olan sorunlardan kaynaklı hasıl olduğu ileri sürülmektedir. Ayrıca, hayli yoğun yaşanan menustrasyon sancılarının da, daha çok kadın kimliğinden rahatsız kadınlara özgü bir sorun olduğu, kimi sosyal tıp uzmanlarınca iddia edilmekte. Başka bir deyişle; kadın vücudunu erkek vücuduna endeksli algılayan bir anlayışa göre; kadın imajı fallus (erkeklik uzvu) olmayan ve dolayısıyla hadım edilmiş / eksik varlık olarak ortaya çıkmaktadır. Buna göre, insan olmanın yolu erkek gibi olmaktan geçmektedir. Bu durumda (bilinçli yada bilinçsiz), gerekirse tıpkı Amazonların yüzlerce yıl önce yaptığı gibi, göğüssüz kalmayı göze almak gerekebilir. Yani; göğüs kanseri ve akabinde göğsün alınması aslında bu durumun günümüzdeki bir tercümesi olarak düşünülebilir.

Kadının fallusunun olmayışı kadında kimi (Freud`un da ifade ettiği gibi) kıskançlık ve kaygıları yaratırken; erkekte de fallusu yitirme korkusu ve kadına benzeme kaygıları belki de cinsler arasındaki çatışmanın önemli sebeplerinden olabilir.

Öte yandan klitoris ve fallus (kadınlık ve erkeklik uzuvları) arasındaki biyolojik farkları değil; kadın-erkek ayrılığını boyutlandırmaya çalışanların yanında, eski dönemdeki kimi anatomlar/tıpçılar anatomik benzerliklere işaret ederek, klitorisin,dışa değil, içe doğru gelişmiş bir fallus olduğunu iddia ettiler. (Andreas Vesalius 1543).

2. RESİM: PHALLUS/ KLITORIS (A. VESALIUS: DE FABRICA HUMANI CORPARIS)
(Vesalius/ Foto)

7 - Copie

Kimilerinde; erkeğin kadına ihtiyacı, kimilerinde de; kadının yaşamın yanında olduğu ve savaş zamanlarında barışa hizmet için çaba sarf ettiği; hatta erkeği koruduğu düşünceleri tartışıldı. Kimi bilim insanlarınca; kadın erkekleştiği ölçüde; erkek de kadınlaşabilirse, insan olmanın ortak paydaları bulunabileceği tezleri öne sürüldü. Ancak; her şeyden önemlisi,kadının da erkeğin de yaşamın yanında olabilmesi için, bir dizi etkinlikler içinde olması gerektiğidir.
Her ne kadar günümüzdeki değerlerle anlaşılması güç olsa da, eski çağın değerleriyle anlaşıldığında ne denli ilerici olduğu düşünülebilecek, Antik Çağda kadının savaşı durdurmak için iki barış pratiğini aktarmak istiyorum.

BARIŞ: AŞKSIZ BIRAKARAK TERBİYE

Bunlardan biri Aristophanes`in Lysistrata adlı eserinde anlatılmakta.Erkeklerinsavaşın ve savaşa bağlı acıların sebebi olarak gösterildiği eserde; bu anlayışa karşı savaşan kadınların öyküsü yer almakta. Eserde esere adı verilen Atinalı Lysistrata ve Spartalı Lampito öncülüğünde,Atinalı ve Spartalı kadınların, Peleponez savaşları sırasındaki, kardeş kavgasına son vermek için, barış gelene kadar, eşleriyle birlikte olmayı reddetmelerinin öyküsünü anlatır Aristophanes. Satirik ve komik bir dille yazılmış olan bu parça; kadınların erkekleri dize getirmesiyle sonuçlanır. Yani aşksız kalmakla cezalandırılan erkekler için barıştan başka yol kalmamıştır. Burada pasif direniş kendini göstermekteyken; Romalılar tarafından kaçırılan Sabinli Hersilia`nın pratiği hayli çarpıcıdır.

3. RESİM: ARİSTOPHANES (4.YY/ MÖ), LYSİSTRATA
(Lysistrata/ Foto)

7

Sabin kadınlarının kaçırılması konusu, özellikle de Barok ve Fransız devrimi ressamları tarafından,farklı yorumlarla aktarıldı. Hikâyeye göre,Roma’nın kuruluşu sırasında, Romalılar, erilliklerini savaşla ispatlamış ancak kadın azlığından dolayı, soylarını sürdüremeyecek durumdadır. Bu nedenle Romalılar komşu şehrin, yani Sabinlerin kızlarını, kaçırma kararı alırlar ve bunun icin, bir ziyafet verirler. Romalılar ve Sabin erkekleri dostluk yemeğindeyken, kadınların başında hiç kimse kalmamasını fırsat bilen Romalılardan birkaçı, buradaki tüm bekar kadınları kaçırırlar. Bu aslında, soylarını devam ettirmek için izledikleri bir taktiktir. Erkekli ya da daha önceden evlenmiş kadınları bu işe dahil etmeme kararları vardır; ancak Romulus bu karara uymaz. Böylece, Sabinlerden, “Hersilia”da, kaçırılır. Kimilerine göre, Hersilia kaçırılan kızının ardından gitmiştir. Kimilerine göre ise aşık olduğu Romulus`un.

4. RESİM: CHRİSTOPH FESEL (1737- 1805), RAUB DER SABİNERİNNEN
(Sabinlerin Kacirilisi/ Foto)

5

 

Bu yazı kapsamında daha önemli olan resim ise, Sabinlerle Romalılar arasındaki savaşı sonlandrmak için kendini tarafların arasına atan “Hersilia”nın resmidir. Konu “Romalılarla Sabinler arasındaki savaşın Sabin Kadınları Tarafından Durdurulması” adlı J.L.David`e ait olan tabloda aktarılmakta.

5. RESİM: J. L. DAVİD (1748-1825): ’’ROMALILARLA SABİNLER ARASINDAKİ SAVAŞIN SABİN KADINLARI TARAFINDAN DURDURULMASI”

(Sabinlerden Hersilia`nin Savasa Son Verisi)

6

Bunun akabinde, aradan üç yıl geçtikten sonra; Sabinler kızlarını Romalıların elinden kurtarmak için bir karşı atak düzenlerler. Ancak Romalılarla evlenen ve kısmen çocuk sahibi olan Sabin kadınları; bu sefer kendilerini eşleri ve akrabalarının arasına atarak savaşı sonlandırırlar. Bu kadınlardan en dikkat çekeni, artık Romulus`un eşi olarak karşımıza çıkan Sabinli Hersilia`dir. Barışın simgesi beyaz renkli bir elbiseyle güzel Hersilia, David`in resminde kendisini eşi (Romalı) Romulus ile (Sabinli) Tatius`un arasına atmış ve kan dökülmesine engel olmak için diğer kadınları da örgütlemiştir.

David bir resminde, Plutarchos`tan etkilenerek; Hersilia`ya şöyle söyletir: “(…) maintenant que nous sommes liées à eux [= aux Romains] par des chaînes les plus sacrées, vous venez enlever des femmes à leurs époux et des mères à leurs enfants. Le secours que vous voulez nous donner à présent nous est mille fois plus douloureux que l’abandon où vous nous laissâtes lorsque nous fûmes enlevées (…).” Yani: „Şimdi, bizler Romalılara en kutsal bağlarla bağlanmışken; siz gelerek, onların eşlerini, çocukların annelerini almak istiyorsunuz. Bize vermeyi istediğiniz yardım, bizi kaçırırlarken bırakmış olduğunuz terk edilmişlikten bin kat daha acı verici”. Bu sözlerden etkilenen savaşçılar, silahlarını bırakarak savaşı sonlandırırlar. Böylece Hersilia sadece eşini değil; eski ve yeni akrabalarının da yaşayabilmesi için önemli bir adım atmıştır.

8 Mart vesilesiyle kaleme alınan bu yazıda, erkek eğemen dünyada kadınların konumuna, farklılığına, bu farklılığın, değisik tarihsel dönemlerde kadın ve erkekler tarafından nasıl ve neden zayıflık olarak algılandığına, kadın mücadelesine dair değişik, az tartışılan örnekler vermek istedim. Günümüz dünyasında, kadın ve erkek arasındaki iktidar kavgalarına ilaveten ve erkeklerin iktidar kavgalarını kimi coğrafyalarda nasıl barbarca ve vahşice sürdürdüğüne dikkat çekmek yerine, bu durumla mücadelede ilham vermesi ümidiyle, eski dönemlerden kimi örneklere değindim. Bunu yaparken; tarihsel, sosyo-kültürel farklılıklardan dolayı aynı pratiklerin gerçekleşmesi gerektiği fikrinden ziyade bunların sadece günümüze uygun ve daha iyi modellerin oluşumunda esin kaynağı olmasını umut ediyorum.

Kadın, erkek ve diğer cinsiyetten insanların 8 Mart’ı kutlu olsun! Hep birlikte daha güzel, daha umutlu, daha sevgi ve saygı dolu, daha birlik ve bütünlük dolu zamanlara!

Saadet Türkmen, Sosyal Anthropolog