Haydar Sancar- Reform 2020: Torbada akrep var!

21149972_1406256969470769_2674778476935982248_n - Copie

Haydar Sancar

Torba paket Reform 2020 24 Eylül’de oylanıyor. Tatilin bitmesiyle birlikte tartışmalar daha da alevlenirken, görünürde emeklilik fonlarının finans olarak ‘zayıflıklarını’ gideren bir paket olarak lanse edilmesine ve tartışmaların da bu noktada yoğunlaşmasına odaklanmak birçok açıdan aldatıcı olacaktır.

Öncelikle vurgulanması gereken; reform paketinin geniş bir halk desteğini almak üzere, paket içerisinde yer alan ‘kısmi’ ve küçük bazı iyileştirmelerin, ağza bal çalmak üzere pakete dahil edildiği, sermayenin uzun vadeli çıkarları açısından da iş yasası da dahil bir çok saldırı planının ön zeminin hazırlandığıdır. Reform paketinin içeriği ve ön gördüğü yasal değişiklikleri haziran sayımızda detaylı olarak işlemiştik. Dolayısıyla içeriğine tekrardan dönmeyeceğiz ancak, paketin birçok çevrenin uzlaşması olarak ortaya çıktığı vurgusunu geçen sayımızdan devralarak, makroekonomik değerlendirmesine ve politik sonuçlarına bu yazı çerçevesinde değineceğiz.

Uzlaşmaya neden ihtiyaç duyuldu?

Paketin bir uzlaşma içermesinin temel nedeni, oylama sonucunda olası bir kabul görmeme riskini asgariye indirme ve sonraki ‘reform’ girişimlerinin altyapısını oluşturma olarak özetlenebilir. Bu noktada her ne kadar parlamento partilerinin çoğunluğunda, sendikal çevrelerin de desteğiyle bir anlaşma sağlansa da, UBS’nin başını çektiği büyük sermaye odaklarının daha radikal beklentileri, liberalinden en saldırgan borazancı sermaye partilerine kadar başka bir tartışmayı da gündeme almış durumda. Keza bugün bakanlar kurulu bir sonraki sosyal yıkım hesaplarına yumuşak geçiş yapabilmek adına radikal saldırı planlarına karşı ‘devlet aklı’ ile hareket ediyor görüntüsü yaratmaya çalışsa da kazın ayağının başka yollarda olduğundan şüphe duymamak gerekiyor. Sendikal örgütlülüklerin desteğini almak amacıyla paket içerisine serpiştirilen, emekli aylıklarının cüzi artışı, erken emeklilik durumunda kesintilerin düşürülmesi gibi kısmi iyileştirmeler, paketin bir bütün olarak oylamadan geçirilmesine olanak sağlayan bir iteneğe dönüştürülmek isteniyor. Sendikaların paketin kabul edilmesi yönündeki çağrılarına bakıldığında bu beklentinin karşılığını bulduğu söylenebilir. Burada şu noktayı vurgulayalım; kısmi iyileştirilmelerin olması, reform olarak adlandırılan paketle hedeflenen düzenlemelerin halk yararına olduğu gibi genel bir sonuç çıkarmanın tartışılmaz bir yanlışa sürükleyeceği açıktır. Bu noktada SP ve sendikal örgütlerin meseleye pragmatist yaklaştığı, iyileştirme sayılan düzenlemelerin üzerine yatarak başarı hanesini güçlendirmek gibi bir hedefleri olduğunu söyleyebiliriz. Halbuki uzun zamandan beridir çalışma yaşamının azgın bir saldırı dalgası altında olduğu AHV,BVG gibi fonların yağmalanmaya daha da açık hale getirilmeye çalışıldığı bilinmektedir. Halihazırda bu saldırlar karşısında örgütçü ve daha mücadeleci bir mevzide duramayarak saldırıları geri püskürtemeyen sendikal örgütlerin uzlaşmayla pakete dahil olması bir sonraki dönem açısında sermayenin saldırı pozisyonunu güçlendirmektedir ve sermaye güçleri de bu durumu bilerek rüzgarı arkasına almaya çalışmaktadır. Oysa sendikaların ve emekten yana örgütlenmelerin talebi, iyileştirmelerin paket dışına çekilmesi ve kalan yıkım maddelerine karşı da mücadelenin savunulması olması gerekirken bu tutumları ile orta vadede baltayı emekçilerin ayaklarına sallamaktadırlar.

Uzun vadede ne olacak?

Bütün bu tartışmaların merkezinde, emeklilik fonlarında bugün itibarıyla 45 milyar Frank olan rezervlerin 2030 yılında 0 düzeyine ineceği, yaşlılık oranı ile çalışabilir nüfus arasındaki makasın açılacağı ve genç işgücündeki gerilemenin kaynak yaratımını düşüreceği belirlemeleri var. Daha önce de vurgulandığı ve bildiği üzere, AHV işçi ve işverenden yapılan prim kesintileri, katma değer vergisi ve şans oyunlarından sağlanan gelirlerle finanse ediliyor. Bu gelirlerin ezici çoğunluğunun işçi prim paylarından sağlandığı ise aşikar. Mevcut ekonomik veriler ve reform paketinde ön görülen değişiklikler arasında bir ilişki kurulup değerlendirildiğinde ise ortaya şöyle bir tablo çıkıyor: AHV prim oranlarının arttırılması, kadınların emeklilik yaşının yükseltilmesi, katma değer vergisinin arttırılması, BVG’den yıllık emeklilik maşı ödeme oranının geri çekilmesi ile ek gelir sağlamaya çalışan yönetici erkân, buna razılık gösterilmesinin bedeli olarak ta emeklilere 70 Franklık aylık artış ( evli çiftlerde 226 Frank) biçiliyor. Bu gelir ve gider arasında matematiksel bir hesap yapmak ve dengenin nasıl olacağını saptamak mümkün. Ancak burjuva iktisat açısından değişikliklerin yansıması; AHV primlerinin ve katma değer vergisinin artması ile emekçilerin reel gelirinin düşeceği, düşen reel gelirle de satın alma güçlerinin dolayısıyla da tüketim mallarına karşı talebin azalacağı, azalan talep dolayısıyla da hem ekonomik döngünün hem de tüketim vergisi olan katma değer vergisin düşeceği sirkülâsyonu biçiminde olacaktır. Döngünün böyle olacağını bilen büyük sermaye temsilcilerinin itirazları da bu nokta da yoğunlaşmaktadır. Paketin soruna çözüm olmayacağını dillendiren bu çevrelerle bakanlar kurulunun ayrı düştüğü sanılmamalıdır. Sermaye daha açık bir saldırı yolu izlenmesini salık verirken, parlamentodaki temsilcileri politik uyanıklık yolunu tercih etmektedir. Aynı hedefe çıkan bu yönelimlerin ortak paydası ise emeklilik yaşının kadın ve erkeklerde 67’ye yükseltilmesinden oluşmaktadır. Yani fonlarının finansmanının her türlü faturası çalışan emekçiye kesilmektedir.

Dolayısıyla sorunun kendisi halkoyuna sunulan reform 2020 paketine verilecek evet ya da hayır oylarından ziyade, sermaye sınıfının talep ve ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandırılmaya çalışılan emek pazarında saldırılara cevap verme ve bu saldırıları püskürterek kazanımları ilerletme sorunudur. Bunun da olmazsa olmazı örgütlülüktür.