Örgütlülük, mücadele ve 1 Mayıs

12

 

Her 1 Mayıs‘ta olduğu gibi, bu yıl da işçi ve emekçiler, gençler, kadınlar, emekliler taleplerini dile getirmek üzere kutlamalara, yürüyüşlere katılarak alanları doldurdular. İsviçre’nin hemen hemen her yerinde büyük küçük, çeşitli etkinlikler düzenlendi, kimi yerlerde çadırlara hapsolundu, kimi yerde de alanlar doldu. Tüm İsviçre genelinde on binlerce işçi ve emekçi kutlamalara katıldı. Hem SGB hem de Unia Sendikası ücret talebini öne çıkaran slogan ve taleplerle 1 Mayıs kutlamalarına katıldılar. 1 Mayıs öncesi çağrılarda bu yöndeydi zaten.

Saldırılar yoğun

Ancak bakıldığında, başta sendika bürokratları olmak üzere, 1 Mayıs’ın gerçekten işçi sınıfının ve emekçilerin birlik mücadele ve dayanışma günü ruhuyla kutlanması ve çalışmaların da bu minval üzerine yürütülmesi konusunda gereğini yerine getirmedikleri gözükmektedir. Neden mi? İşte gerekçeler; son 6 aylık dönem içerisinde İsviçre’de 10 binlerce işçi işini kaybetti yani toplu olarak işten çıkarıldı. Esnek çalışma, rekabet gücünü arttırma adı altında çalışma koşulları esaret ve mutlak denetim koşullarına çevrildi. Burjuva liberaller ve temsilcileri verdikleri yasa maddesi değişikliği önergeleriyle, zaten sermayeye her türlü olanağı tanıyan iş yasasını tamamen kevgire çevirmeyi hedefe koymuş durumdalar. Bir çok kantonda tasarruf paketleri ve ek vergilendirmeler tartışılıyor. Sağlık ve eğitim dallarında özelleştirmelerle, sosyal haklar ve örgütlenme hakları yok edilmeye çalışılıyor.

Rutin aşılamıyor

Hal böyle olmasına rağmen bizim sendika babalarımızın, siyasi partilerin çeşitli temsilcilerinin ve farklı çevrelerle oluşturulan 1 Mayıs Komiteleri’nde yapılan rutin işleri tartışmasından öteye pek bir faaliyet içerisine girmediği anlaşılmaktadır. Yani iş sadece işçi sınıfının mücadele tarihinde siyasal bir gün olma ve bu günü politik çevrelerle kutlama etkinliğine dönmüş durumdadır. Bir mücadele günü olan 1 Mayıs için, yukarıda sıralanan saldırılara maruz kalan emekçileri mücadele etmek üzere hareketlendirmek, farklı kesimlerin taleplerini yaygın ve yoğun bir biçimde alanlara taşımak, ve daha sonraki mücadele sürecini besleyip zenginleştirmek yerine, sadece bir günü kutlayıp geçiştirmeye yönelik yapılan etkinlikler, eğilim bu olduğu sürece giderek daralmaya ve sıkışmaya mahkum kalacaktır. Halbuki 1 Mayıs kutlamaları ve yürüyüşleri, saldırıları püskürtmek üzere örgütlenmek adına ciddi olanaklar sunmaktadır ve sendikaların yöneticileri bu olanakları ellerinin tersiyle geri çevirmişlerdir. Bir çok bölgede farklı üretim ve hizmet sektörlerinde 1 Mayıs’a katılarak taleplerin dillendirilmesi konusunda somut ve örgütlü bir çalışma yürütülmemiştir. Sosyal partner zihniyetiyle, geçiştirilen orta kademe siyasallaşmış bir gün özelliği taşıyan bir kalıp oturtulmuştur. Örneğin; görüşmeleri süren Makine, Metal ve Elektro Endüstrisi TİS’nin öne çıkardığı talepler ne alanlarda yerini almış, nede sendikal bürokrasi, sanayi sektörü işçilerini bu hedefle örgütleme ve kutlamalara kanalize etme görevlerini üstlenmişlerdir. Bir çok bölgede sınırlı afişlemelerle yetinilmiş,  1 Mayıs Komiteleri’nin hazırladığı materyaller (ki bunlarda içerik açısından yetersiz kalmaktadır), çok sınırlı sayıda dağıtılmıştır. Hal böyle olunca da 1 Mayıs yürüyüş ve etkinliklerine katılım, kişisel insafa terk edilerek, sorumluluk duyanın geldiği bir etkinlik algısına bırakılmıştır.

Değişim ve mücadele şarttır

Neticede sendikal bürokrasi içerisinde egemen olan bu algı, sadece 1 Mayıs’ın örgütlenmesi sürecine mahsus bir durum değildir ve mücadelenin en genel ve en önemli sorunudur. Sermayenin saldırıları karşısında oluşturulacak hattın kuvvetliliğini de bu algının değişmesi, mücadeleci sendikal çizginin hakim kılınması sağlayacaktır. Bir süreden beridir bu yönlü tartışmalar hız kazansa da henüz somuta dönüşecek kadar bir enerji birikimine neden olamamıştır. Çünkü bir çok üretim alanında güç dengesi oluşturacak örgütlülük düzeyi yoktur. Ne mevcut işçi komiteleri işletilebilmiştir ne de olmayan yerlerde kurulması ve aktif olarak çalışması sağlanabilmiştir. Oysa ki bir çok alanda potansiyel vardır, müdahaleyi beklemektedir. Genel siyasal ve ekonomik  taleplerin kısmen de olsa genel propagandasının yanında tek tek üretim ve çalışma birimlerine yönelik, lokal propaganda ve örgütlenme çalışması daha farklı sonuçları doğuracaktır. Ve bu müdahale ve yönelim, şu an içerisinde bulunan ataletin ve uzlaşmacı rehavetin de yıkılmasının temel anahtarlarından biri olma görevini de üstlenmektedir. Yoksa sendikal örgütlülüklerin yöneticilerinin değerlendirmelerinde göze çarpan 1 Mayıs’ın barış ve sükunet içerisinde kutlanıp kutlanmaması belirleyici olmaktan uzaktır aksine belirleyici olan  mücadelenin seyrinde bir şeyleri değiştirme iddiasına sahip olmak ve bunun da gereğini yerine getirmektir. Aksi halde çanlar daha sık vurmaya başlayacaktır.

 

H. Engin YILMAZ