OHAL’e ve başkanlık anayasasına hayır!

5

Haydar Sancar

Anayasa değişikliğini içerir maddelerin parlamentodan geçirilmesinden sonra, Türk tipi başkanlık sisteminin halkoyuna sunulacak olması, referanduma yönelik politik atmosferi de yükseltti. Başkanlık sistemine geçip geçmemeden de öte çok daha karmaşık ilişkileri bağrında toplamış bir süreci niteleyecek olan bu oylama takviminin belirlenmesinden sonra, Türkiye dışında oy kullanılacak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yaşadığı ülkelerde de oylama içerikli gündemler yükselmeye başladı. Cumhurbaşkanlığı, 7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri ile Türkiye politikasının fiilen taşındığı ülkelerde, doğal olarak başkanlık sistemi oylaması da önemli yer tutacak. Büyük elçiliklerin ve konsoloslukların açıklamalarına bakılırsa, iktidar partisi lehine kampanya ve çalışmalar çoktan başlamış durumda. Havuz medyasının yurt dışı uzantıları da iktidar partisi merkezli propagandanın en önemli dayanaklarından biri olurken, çeşitli cami ve konsolosluklarla ilişkili dernek çevreleri de oylama ile ilgili yürütülecek devlet destekli faaliyetlerin merkezi olarak belirlenmiş durumda.

Özgürlükler savunulmalı

Son yapılan adres belirlenmesine ilişkin değişiklikle, yurtdışında yaşayan 1 milyondan fazla Türkiyelinin de oy kullanmasının olanaklı hale geldiği dikkate alındığında, iktidar partisi ve etrafında kümelenmiş çıkar çevrelerinin yürüteceği propagandanın Türkiye’den gelecek ‘hükümet’ temsilcileriyle agresif bir düzeye çekileceği şimdiden görünür halde. Türkiye’de yaşanan süreci hala ‘demokratikleşme!’ ve ‘özgürlüklerin güvence altına alınmasın’ adresi olarak gösterip, tek adam hakimiyetini kaos ve yıkıma karşı şantaj politikasının aleti haline getirmiş durumdalar. Türkiye’de halkın inançları ve etnik kökenleri esas alınarak bölünmesi üzerinden sürdürülen kutuplaştırma propagandasını, herkesin çıkarıymış gibi gösterme, hak arayan, demokratik taleplerini dillendiren, savaşa karşı çıkan, kardeşlik ve barış isteyen herkesi terörist ilan eden egemen iktidar ve yörüngesindekiler, saltanat meraklılarının çıkarlarının bekçiliğini üstlenmenin yanı sıra etki alanlarını genişletme peşindeler. Öte yandan yurtdışında yaşayan Türkiyeli göçmenlerin, Türkiye’deki özgürlük ve demokrasi mücadelesini destekleyen, Türkiye halklarının taleplerini sahiplenen tutumuna karşı tetikte bekleyen bu çevreler, Türkiye’de her türlü muhalefete yönelik sürdürülen cadı avının, Avrupa topraklarına da yayılmasının teşvikçisi olmuş, baskı ve korku propagandasıyla Türkiyeliler üzerinde denetimini arttırmayı hedeflemiş bir tutumla hareket etmektedir.

İktidar partisinin Türkiye’de ve Türkiye dışında tek adam sultasına karşı referandumda hayır oyu kullanılması çalışmalarını engellemek ve bu çalışmayı geniş halk kitlelerinden yalıtmak üzere ‘terör’ propagandasına sarılacağı, demokratik hak ve özgürlüklerin savunulmasını ‘ihanet’ yaftasıyla damgalamaya çalışacağı, Türk tipi diktatörlüğe geçiş için muhalif her kesimi propaganda ve çalışma yapamaz hale getirmek için saldırgan bir tutum izleyeceği ortada. Bu tutumun yurtdışına yansıdığı da biliniyor. Konsolosluklar ve büyükelçilikler aracılığı ile yürütülen faaliyetlerde muhaliflerin, ihbar edilmesi, diyanet işlerinin MİT bürosu gibi çalıştırılması ve imamların ise ajan olarak kullanılması birçok defa basında ifşa oldu.

Demokratik bir Türkiye hepimizin özlemi

Bu koşullar altında nisan ayında yapılacak oylama ile getirilmek istenen tek adam yönetiminin ve ‘yeni’ anayasanın, kışkırtılan bir karşıtlık üstünden İsviçre’de yaşayan Türkiyeliler arasında bir propagandaya dönüştürüleceği görülmektedir. Dolayısıyla, keskin kamplara bölünmüş bir karşıtlığın arasından sıyrılarak, yıllarca inançları sömürülerek arka bahçede tutulan emekçilerin Türkiye’nin nasıl bir gelecekle karşı karşıya bırakılmak istendiğinin daha net bir şekilde görmesinin sağlanacağı, ülkenin geleceğine tahakküm koymak isteyen iktidara çöreklenmiş güç merkezi ile halkın çıkarlarının bir olmadığı/olmayacağı, neden hayır denileceği sorusunun bu emekçiler ikna edilerek cevaplanacağı bir çalışma yürütüyor olmak daha çok önem kazanmış durumdadır.

Bu çalışma; İsviçre’de yaşayan biz Türk, Kürt ve diğer milliyetlerden emekçilerin demokratik, eşit hak ve özgürlüklere kavuşmuş, ülkenin her tarafının can pazarına çevrilmediği barışı kazanmış, politikacıları tutsak edilmiş Kürtlerin hak ve taleplerinin demokratik yollarla karşılandığı bir Türkiye özleminin emekçilerin ortak özlemi olduğu paydasını taşımalıdır. Öyle ki Türkiye üzerinden taşınan ayrılıkların ve kışkırtmaların bizleri bölmesine izin vermeden, sahte milli birlik ve beraberlik propagandasının aldatmaca olduğu, bu aldatmaca üzerinden Avrupa’da iktidar partisinin Türkiyelileri daha da çok kutuplaştırmayı hedeflediği gözetilerek, oylama için yürütülecek çalışma en geniş halk kesimlerini hedefleyecek bir özellik taşımalı ve bu sorumlulukla hareket edilmelidir.

Avrupa’da yaşayan Türkiyeli emekçilerin de getirilmek istenen tek adam rejiminde bir çıkarı yoktur ve olamaz da. Bu rejim istikrarsızlığın, baskı ve sindirmenin rejimi olduğu gibi, halk kitlelerinin hak ve özgürlüklerinin ötelenerek ayaklar altına alındığı bir rejimdir aynı zamanda. Tüm güç ve dizginlerin tek adama sunulduğu ‘yönetim’ biçiminin gideceği yer diktatörlük ve faşizmdir. Bu gidişe dur demek üzere, mücadele eden her milliyetten halk kesimlerine ve güçlere bizler de İsviçre’den katılmalı, ülkeyi karanlığa teslim etmek isteyen güce ve Avrupa’da yürüttüğü politikaya karşı hayır demeliyiz.