Mültecilik Halleri Hakkında- 6

2-1

*Saadet Türkmen / Sosyal Antropolog

Giriş
Bu yazı, şimdiye kadar ‘mültecilik halleri hakkında‘ adlı tartışmanın altıncı bölümüdür. Geçen yazıda İsviçre`de mülteci olmanın yasal zeminine değinilmişti. Bu çerçevedeki tartışmaların merkezinde olan „mültecilik vasfına uygunluk ve inandırıcılık“ konusuyla; mültecilik pratiğinin bileşenlerinden olan „göçmenlik sahası“nın, mültecilik pratiği üzerindeki belirleyiciliği ele alınmıştı. Daha önceki yazılarda, anonimleştirilerek aktarılan üç kişinin örneğinde, bu pratikler kısmen tartışılmıştı. Bunu yaparken, mültecilik süreçlerinin karmaşıklığı, çok boyutluluğu ve alandaki güçler dengesinden etkilenmesi / bu dengeleri etkileyişi, ana hatlarıyla ifade edilmişti. Bu yazıda ise, mültecilik pratiğini oluşturan diğer bir bileşen, yani „(ekonomik, sosyal ve kültürel) kapital / sermaye“ konusuna değinilecek ve şimdiye kadarki tartışmalara, bu perspektiften, yeni açılımlar getirilecektir.
Bunu yaparken, bir yandan daha çok pozitif olguları çağrıştıran „sosyal, kültürel ve ekonomik sermayenin“ göç ülkesine aktarımı süreçleri ele alınacaktır. Bu bağlamda, sermayenin göç ülkesine aktarımının güç olduğu, hatta mümkün olmadığı bazı durumlar; sermayenin kazandığı / kaybettiği değerler ile bu süreçlerin sonuçları tartışılacak. Bir diğer yandan da, göç öncesi sermayenin, yeni alandaki yer ve değeri (kimi durumlarda önemsizleşmesi) konu edilecek. Burada, ayrıca bir takım sorunların ve olumsuzlukların „sermaye“ halini alması pratikleri kısaca değinilecek. Bu yeni sermaye tipinin; göçmen kişi için ne ifade ettiği, mültecilik hallerindeki yansılarının neler olduğu, ana hatlarıyla gösterilecektir.

Anahtar Sözcükler: Mültecilik Pratikleri, (Ekonomik, Sosyal, Kültürel ve Sembolik) Sermaye, Habitus, Biopolitik, Tıbbıleştirme.

Mültecilik mi Soruna, Sorunlar mı Mülteciliğe Yol Açar?
Daha önceki yazıda (Pierre Bourdieu`ye dayanarak) mültecilikle ilgili sosyal pratiklerin „sosyal, kültürel ve ekonomik sermaye“, „mültecilik alanı“ ve „habitus“ denilen bileşenlerinin karşılıklı etkisiyle oluştuğuna işaret edilmişti. Mültecilikle ilgili sosyal pratikler, bunların mültecilik sahasındaki yapı tarafından belirlenişi ele alınmıştı. Bu çerçevede; mülteciliğin sosyal, ekonomik, kültürel, politik ve diğer sorunlardan dolayı, kısacası problemli bir durumun sonucu olarak ortaya çıktığı söylenebilir. Aksi halde, bu durum mültecilik kavramıyla değil; salt göç ya da misafirlik (hakkı) gibi kavramlarla açıklanabilirdi.
Mültecilik her ne kadar bir sorunsalı dile getirmekteyse de; mülteciyi sadece „sorun“ çerçevesine sıkıştırmak; kısa ve uzun vadeli başka problemlere sebep olabilir. Böylesi bir yaklaşım, sorun merkezli kişilik oluşumuna da zemin sunup, mülteci özgülünde „insan ve insanlık“ anlayışını problemli hale getirebilmektedir. Mültecilik alanındaki konumu itibariyla, bazen özne bazen de nesne durumundaki mülteci, sadece sorundan ibaret bir varlık değildir. Mülteci, varolan sorunlu durumdan en fazla etkilenmiş olan kişidir. Bu durumun sonuçlarını, mülteci olmak durumunda kalarak karşılamaya çalışandır. Kimi durumda tercihleri, kimi durumda da içinde yeraldığı alan; bu durumun ortaya çıkmasında etkili olmaktadır. Bir başka deyişle, mülteci , global ve lokal sorunların bireyde vücutlaşması halidir.
Mülteciliğin zorunlu ya da gönüllü tercihi, bu sorunu çözmek için öngörülen yöntemlerden biridir. Böylece mültecilik durumu, sürecin dinamiklerine göre farklı biçim ve yoğunluk kazanacak ve sürekli ilk baştaki haliyle devam etmeyecektir. Bu durum en azından mültecinin öznesinde farklılıklar gösterecektir. Bu zaman zarfında hasıl olan sosyal süreçler, bir yandan mülteci özgülünde; bir diğer yandan da mültecinin bağlantılı olduğu kişi, kurum ve toplumlarda; değişik kişisel, sosyal, ekonomik ve politik düzlemlerde kendisini ortaya koyacaktır.

Mültecinin Kapital /Sermayesi ve Bunların Göç Zeminine Aktarımı
Mülteci; Bourdieu tarafından „kapital/sermaye“ olarak kavramlaştırılan, bir dizi kaynaklara da sahiptir. Başka bir deyişle, farklı kalite ve yoğunlukta sosyal ilişkilere sahiptir, kültürel arka planla donatılmıştır, maddi ve manevi kaynakları (eğitimden kaynaklı ve güven, tanınma ile ifade edilebilecek olan sembolik değerler gibi) vardır. Mültecinin „kapital /sermaye“ olarak tanımlanan kaynaklarını, işler hale getirebilmesi, mülteci olarak bulunduğu ülkeye aktarabilmesi ölçüsünde; buradaki pozisyonunu iyileştirebilmesi mümkün olacaktır.
Sermaye; mültecilik için karar verme sürecinden, mültecilik projesinin gerçekleştirilmesinde kullanılan bir dizi yöntem seçimine kadar, bir çok konuda etkisini hissettirir. Örneğin: mülteci sahip olduğu „sosyal kapital / sosyal sermayesini“, mülteci olduğu ülkedeki günlük ihtiyaçları doğrultusunda, yaşamına dahil edebiliyorsa; buradaki hayatı kolaylaşacaktır. Somutlaştıracak olursak, ev taşınmasına yardım edecek, iş bulmasında izlemesi gereken yolları gösterecek, dil ve eğitim imkanları konusunda bilgi alabileceği, çocuk bakımı konusunda destek verecek arkadaş, tanıdık ve akrabaları varsa; mülteciliğe bağlı olan yabancılıkla ilgili (maddi ve manevi) eksiklerini tamamlaması kolaylaşacaktır. Bu durum bulunduğu ülkeye adaptasyonunu ve entegrasyonunu da kolaylaştıracaktır.
Buna karşın, kimi durumlarda bağımlı, bağlayıcı ve geleneksel sosyal roller üzerine kurulu ilişkilerin göç ülkesinde yaşamı zorlaştırabildiği; kimi zaman gelişimi engellediği, hatta gerilemeye neden olduğu da gözlemlenebilmektedir. Çok bilinen, ancak çarpıcı bir örnekle somutlaştıracak olursak; bir kadın geldiği toplumdaki alışılmış sosyal ilişkilerdeki yeri ve (geleneksel) rolü gereği, evdeki işlerinde daha fazla sorumluluk üstlenmek durumunda kalabilir. Bu durumda; dil öğrenmesi zorlaşabilir ve buradaki yaşamdan koparak tüm yaşamı evle sınırlandırılabilir. Aynı şekilde, sosyal ilişkileri az olan bir erkeğin iş bulabilmesi daha zor olacaktır; ya da daha cok „kışkırtılmış erkek rolü üstlenmiş / verilmiş bir erkeğin“ burada kendisinden beklendiği gibi, hizmet sektöründe bulabileceği işleri yapması zor olacaktır. Bu durumun evdeki yansısı ise, şiddet uygulayan „doğulu erkek“ kimliğiyle örtüşebilmektedir. Bu da kişileri ve ilişkileri gerileterek başka sorun ihtimallerini artıracaktır.
Bunun yanında sosyal ilişkilerin sürekliliği, bir dizi görev, sorumluluk ve emeği gerektirmektedir. Bazı kişiler geride bıraktıkları sosyal ilişkilerinin devamı için, maddi ve manevi külfet altına girebilir. Bu durum Mehmet`in örneğinde detaylarıyla gösterilmişti. Her ne kadar „sosyal kapital/sosyal sermaye“ nin kimi durumlarda olumsuz etkilerde bulunduğu da iddia edilmekteyse de, „sosyal kapital / sosyal sermaye“ eksikliğinin hem maddi hem de manevi anlamda, daha olumsuz sonuçları olduğu da açıktır. Somut olarak, geniş ve çeşitli sosyal ilişkileri olmayan kişiler mevcut ya da olası olumsuzluklardan daha fazla etkilenmeye açıktır. Zira sosyal ilişkiler, ekonomik ve sembolik bileşenlerinin yanında, bilgi akışı için de bir hayli önemlidir.

Sermayenin Dönüşümü ve Yeni Formları
„Sermaye aktarımı /dönüşümü“ sorunsuz değildir; zira her sermayenin bulunduğu alanın yapısal özelliklerine göre piyasa değeri vardır. Bu tüm „sermaye türleri“ icin geçerlidir. Örneğin Türkiye`de hemşirelik eğitimi almış biri, burada hemşire olarak çalışamamaktadır, „kurumsal kültürel sermayesi“ burada ilk başta geçersizdir. Başka bir deyişle Türkiye`deki mezuniyetler İsviçre`de eşdeğer görülmemektedir.

Bu durum kısmen dilden kaynaklı farklılıklarla açıklanabilir. Ancak eğitim sistemindeki farklılıklar da bu durumun diğer önemli sebeplerindendir. Dilden kaynaklı durum göz önüne alındığında kısmen anlaşılır ise de; bu kaybın açıklanması için yetersizdir. Mezuniyetin eşdeğer olmayışı, öncelikle ciddi bir maddi kayıptır. Bir meslek sahibinin yetişmesi için yıllarca harcanan zaman, emek, çaba ve paranın değeri vardir. Ancak buna ilaveten, sosyal ve sembolik statü kaybı da olabilmektedir; ki bu da kişinin kendine özgüven ve saygısını zedeleyebilmektedir. Buna karşılık kimi durumlarda, kişinin sahip olduklarının buradaki tanınmasi için vermesi gereken emek; yeni bir motivasyon, yeni bir amaç da olabilir. Bu ise hayli geliştiricidir.
Kişilerin kültürel sermayesi sadece kurumsal değildir. Günlük yaşam içinde, çok ve değişik kalitede kültürel sermayesi tespit edilebilir. Kişi bunu değişik yoğunlukta da olsa, nerede olursa beraberinde taşıyacaktır. Ancak bazı durumlarda enstitüsyönel( kurumsal) başka sermaye türlerinin yetersizliği ya da kültürel sermayenin olmayışı sorun olabilir. Örneğin dil öğrenme ya da artikülasyon (eklemlenme) yetersizliği, uzun süre iz bırakabilecek ciddi sorunlara sebep olabilir. Bu durumda üretilen çözümler, daha çok varolan durumdan acilen kurtulmak için geliştirildiginden, uzun vadeli çözüm olamamaktadır. Bunun da ötesinde, bazı aşırı durumların hasıl olmasına sebep olabilir. Bu durum, mevcut sosyal yapıdaki çerçeve tarafından da desteklenebilir. Somutlaştıracak olursak; kişi kendisine ifade kanalı açmak için ekstrem(aşırı) pratiklere yönelebilir, örneğin yetkileri merciileri mültecilik vasıflarına uygunluğunu intihar etmeye kalkışarak inandırma yolunu seçebilir. Başka bir deyişle kendinde vücut bulmuş yaşamı riske edebilir..

En Değerli Sermaye: Sağlık mı Hastalık mı?
Sermayenin yeni alanda (yani mülteci olarak bulunulan ülkede) yeniden tanımlanması, anlaşılmasının hayli güç olduğu bazı paradoksal (çelişik, tutarsız) durumlar da ortaya çıkabilmektedir. Örneğin bazı mülteciler için, sağlık sözkonusu edildiğinde böylesi paradoksların varlığı kendisini gösterecektir. Aslında sağlık emek piyasasının ihtiyaçları icin hayli önemli ve gerekli bir sermayeyken, hastalık durumu, kimi mülteciler icin yasal statü kazanabilmek için tek şanstır.
Avrupa`nın bir çok ülkesinde olduğu gibi, İsviçre`de de bazı insanlara sadece hastalığı sebebiyle ve hastalığı süresince yasal oturum imkanı verilmektedir. Oturum hakkının sürekliliği hastalığın sürekliliğine bağlıdır. Hastalığın sona ermesi, ya da hastalığın gelinen ülkede tedavi edilebilir olması, kişinin oturum gerekçesini sonlandırarak sınır dışı edilmesine dahi yol açabilmektedir.
Hastalık sebebiyle oturum hakkı tanınması daha çok „Härtefälle“ denilen „istisnai durumlar“ kapsamında değerlendirilmektedir.
„Humanitarian Case“ denilen „insani durum“la bağlantılı tanınan oturum hakkından farklı olarak „Härtefälle“ yani „zor / istisnai durum“ söz konusu edildiğinde oturma talebindeki kişinin İsviçre`de geçirdiği süre de, belirleyici kriterlerden biri olarak ortaya çıkmaktadır. Yani kişinin sadece sağlık sorunu değil; ilgili makamı uzun zamandır devam etmekte olan sağlık sorununa inandırma konusu da dikkate değerdir.
Mülteciliğin tek başına sorun olarak anlaşılmasının, doğru olmadığını da ifade etmek gerekir. Mülteci bazında insanı, sadece sorunlara indirgemek, başka insani vasıf ve yanlarından koparılmasına zemin sunabilir. Bunun yanında (temel ya da bir dizi) sorunlar (sonucu ortaya çıkan) mülteciliğin bir süreç değil, bir süreklilik olarak algılanmasına yol açabilir. Bu da mağduriyet ve mağduriyetin sürekliliğinden beslenen problemli bir insan anlayışını temellendirecektir.
Özetle; sağlık sebebiyle oturum almak ilk bakışta, bu durum hayli insani bir durum olarak kabul edilmekle birlikte, iltica / oturum alma imkanının sağlık sorunları ile gerekçelendirilmesi, yeni sosyal ve politik kişilikler anlayışına da yol açacaktır. Başka bir deyişle, mağduriyetin bu kadar belirleyici olması, hem mağdur eden ve hem mağdur olan için, hayli etkili sonuçlar içermektedir.

*Bern Üniversitesi’nde Araştırmacı