Mültecilik Halleri Hakkında (2)

25

Saadet Türkmen 

Sosyal Antropolog, Bern Üniversitesi`nde Araştırmacı

Mülteci kabul eden birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi İsviçre`de de, Türkiye`den gelen birçok mülteci adayı, yasal statü kazanana kadar, benzer sosyal ve bürokratik pratikleri (aktif ya da pasif olarak) tecrübe edinmektedir. Burada tüm pratikleri detaylarıyla tartışmak gereksiz olacağından, sadece mülteci statüsü kazanımı sırasındaki sağlık sorunlarının ön plana çıkarılması, ya da ‘zor durumlar (Almancasi Härtefälle) ‘ pratiği konu edilmektedir. Bu bağlamda sembolik tanınma, maddi tazminat ya da en genel anlamıyla, kendine yaşamsal bir zemin yaratmak için hukuksal ve / veya mülteci olarak tanınma pratiğinde sağlık sorunu ve hastalığın önemi; bir erkek ve iki kadın mülteci adayı örneği üzerinden tartışılacaktır. Bu yazıda, sadece Nermin`in örneği tartışılacak olup, diğer örnekler, daha sonraki yazıda aktarılacaktır.

Bu örneklerden çıkartılan sonuçlara göre; ‘‘zor durumlar pratiği‘‘ çerçevesinde şekillenen yasal durumda; kişi sadece sağlık sorunu / hastalık boyutuyla, biyolojik düzeye indirgenirken; toplumsal ve politik boyut geri plana atılmaktadır. 1. Mültecilik hakkının mağduriyetten kaynaklı olması dikkate alınmakla birlikte, ‘‘zor durumlar/ Härtefällle“ pratiğiyle mağduriyetin ve hastalığın, bu kadar merkezi olmasının insan konseptini farklılaştırdığı ve insana (ve insan haklarına) yaklaşımı; problemli hale getirdiği gözlenmektedir. 2. Insanın, sadece sağlık/ hastalık ikilemine odaklanılması; toplumsal ve politik boyutunu darlaştırmaktadır; 3. Mağduriyete bağlı ‘‘zor durumlar/ Härtefälle“ ve yasal tanınma pratikleriyle toplumsal biyolojik cinsiyet arasında direk bağlantı olduğudur.

Anahtar Sözcükler: sosyal ve yasal pratikler, tanınma, biyopolitik, tibbileştirme

Kimler mülteci olabilir?

1981 yılında yürürlüğe giren ve o günden bu yana, bir çok revizyona girmesine rağmen halen uygulanmakta olan İsviçre Mülteciler Yasası, kişisel bir mültecilik prosedürü olarak işlemektedir. Başka bir deyişle; şayet mülteci adayı, politik, etnik ve dinsel özelliklerinden dolayı, şiddete ve insanlık dışı muameleye maruz kalmışsa sığınma hakkına sahip olur.

Sığınma hakkının tanınması da, mültecilik talebinde bulunan kişinin mülteci olma kriterlerine sahip olup olmamasına bağlı olarak, mümkün ya da imkansız olabilmektedir. Mülteci olarak tanınma hakkı, istisnasız olarak, bu kriterlere uygun olarak gerçekleşmektedir. Ancak kişiler mülteci olma vasıflarına sahip değillerse, sağlık sorunlarının / hastalıklarının olması; mülteci olarak tanınmalarını mümkün kılabilmektedir. Bu konuya ilişkin yasa, İsviçre Mülteci Yasası`ndaki ilgili madde ile, güvence altına alınmış ve kişinin gecici olarak „sığınmacı olarak kabulünü“ mümkün kılmıştır. Ancak İsviçre mülteci yasalarına göre, tanınmada belirleyici olan, hastalığın sürmesinin oturum hakkının süresine direk etkisi üzerinedir. Bunun yanında geldiği ülkede sağlık sorunlarının giderilmesi için, mevcut olan terapi imkanlarının yetersizliği, ya da hiç olmaması da ikinci kriterdir. Bu kriterler mevcut ise; ‘‘zor durumlar/ Härtefälle“ maddesine uygun olarak, kişinin İsviçre`de gecici olarak oturum alması mümkündür. Bu aslında yardım ve hümaniter karakterli bir uygulamadır. Ancak bununla birlikte, gelişmekte olan, yeni bir mülteci, mağdur yabancı kimliği de söz konusudur. Sözü geçen tanınma pratiği, uzun vadede insan değerini, biyolojik boyuta indirgediği ve toplumsal yerini tespitinde belirleyici olması itibariyla, oldukça önemlidir.

Nermin ve Ailesi`nin Mülteci olarak Tanınma Pratikleri

1975 Maraş doğumlu olan Kürt kökenli ve alevi bir kadın olan Nermin, lise eğitimini tamamladıktan sonra, 20`li yaşlarda evlenmiş. Bir süre eşiyle beraber ,Türkiye`nin birçok bölgesinde yaşamış. 2000`lerin başında; bir yandan yaşadığı bölgedeki strüktürel( yapısal) eksiklikler; bir yandan etnik ve dinsel kökenli siyasal ve toplumsal sorunlar; bir diğer yandan da, İsviçre`deki tanıdık ve akrabalarının cesaretlendirmesiyle, yeni bir yaşam kurmak için İsviçre`ye gelerek, yerleşmeye karar vermişler. Kendileri direkt politik bir sorun yaşamamakla birlikte; yöredeki sosyal, ekonomik ve politik sorunlardan etkilenmiş oldukları da gözardı edilemez. Hem Nermin`in hem de eşinin ailesinde , değişik Kürt ve sol gruplara (Türkiye`deki faaliyetleri yasaklanmış olan) destek vermiş ve bundan sonucunda da gözaltı, iskence, cezaevi deneyimleri olmuş, hatta bir kısmı da öldürülmüş, birçok kişiden söz edilmekte. Kendileriyle yaptığım mülakatta, aile üyelerinden bir kısmının İsviçre`de, bir kısmının da diğer Avrupa ülkelerinde ikamet ettiklerini ve halen diasporik politik hareket içinde, yer almakta olduğunu dile getirdiler. İsviçre ve Avrupa`nın birçok ülkesinde yaşayan akrabalarının oturumlarını kolaylaştıracağını düşünen Nermin ve ailesi (eşi ve çocukları) , kendilerini yüksek ücret ödedikleri takdirde kaçak yollarla İsviçre`ye götürecek olan bir şebeke bulmuşlar. Bu şebekenin yardımıyla hayli zor koşullarda İsviçre`ye gelmişler. Nermin, eşi ve iki çocuğu, gelir gelmez Durchgangszentrum diye anılan kampa giderek, iltica talebinde bulunmuşlar. Toplam dört kişi, tek kişilik bir odada kalmaya başlamış. Kampta kaldıkları sürece, hayli zor zamanlar yaşamışlar; Anlattıklarına göre; Nermin kamptaki başka erkekler tarafından rahatsız edilmiş, küçük çocuğu tecavüzden zor kurtulmuş. Burada kalmak, onlar için herşeyden daha önemli olduğundan, hiç birşeyden sikayetçi olmadan yaşamlarını sürdürmüşler. Aradan birkaç yıl geçince, iltica davalarına olumsuz yanıt gelince, Nermin intihar girişiminde bulunmaya ve böylece en azından ailesini kurtarmaya karar vermiş. Aralarında uyku ve depresyon ilaçlarının da bulunduğu, onun üzerinde tableti yutarak, yatmış. Eşi kendisinin soğumaya başlayan vücudunu bularak; oturdukları yere en yakın hastanenin acil servisine yetiştirmiş. Yapılan ilk tibbi müdehaleden sonra, Nermin`in hayatı kurtarılmış. Nermin yeniden yaşama döndürüldükten sonra hakkında psikiatrik araştırmalar yapılmış ve sonunda şizofren hastalığı olduğu tespit edilmiş. Bir süre psikiyatri kliniğinde yatırılmış ve bu zaman zarfında sınırdışı edilme kararı durdurulmuş. Daha sonraki dönemde tedavisine devam edilmiş ve aradan birkaç yıl geçtikten sonra da , ‘‘zor durumlar/ Härtefälle‘‘ pratiği çerçevesinde, geçici sığınmacı olarak, İsviçre`deki yasal statülerine kavuşmuşlar.

(Devamı gelecek sayıda)