Maurer beklentinin hakkını verecek mi?

335

Maurer beklentinin hakkını verecek mi?

Ülke yönetimi biçimiyle olduğu kadar, cumhurbaşkanlığı ve cumhurbaşkanının görevi ve görev süresi ile ilgi olarak ta alışıla gelmiş biçimlerin dışında bir özellik gösteriyor İsviçre. 7 kişilik bakanlar kurulunun başkanı ve aynı zamanda ülkenin dış ilişkilerde yetkili temsilcisidir cumhurbaşkanı ve her yıl  bakanlar kurulundan biri bu görevi üstlenir. Seçimi de parlanmeto yapar. Bu seçimlerde parlamento cumhurbaşkanı yardımcısını da seçer. Genelde bir sonraki yıl, cumhurbaşkanı yardımcısı yeni cumhurbaşkanı olur. İsviçre Parlamentosu 2013 yılında bakanlar kurulunu dolayısıyla da ülkeyi temsil edecek cumhurbaşkanını seçti. İsviçre’nin yeni Cumhurbaşkanı ırkçı parti SVP’nin Eski Başkanı, Savunma Bakanı Ueli Maurer oldu. Tabiki bu tercih içerde ve dışarda bir çok tartışmayı da beraberinde getirdi.

Portrenin anlattıkları

 Aslında ülke kamuoyu SVP merkezli yansıyan tartışmalara son derece alışık. Son yıllarda hem ülke içi hem de ülke dışı politikaların belirlenip sürdürülmesi adına, Bakanlar Kurulu’ndan daha aktif çalışan SVP yönetimi, bir çok alanda etkili oldu ve dolayısıyla da bu etki, halk dalkavukluğu adına kanıksanır bir iz bıraktı. Ülkeyi temsilen Cumhurbaşkanı seçilen Ueli Maurer, bu izin en büyük mimarlarından biri ve usta bir manevracı. Irkçı parti içerisinde Zürih Kanadı olarak adlandırlan, en radikal kesimin öncülerinden olan Ueli Maurer, 2007 yılına kadar sürdürdüğü parti başkanlığı görevini bırakana kadar ülkenin bu güne kadar gördüğü en ırkçı kampanyaların yürütüldüğü dönemin de yöneticisiydi.Bu dönemin hatırlanacak en çarpıcı ırkçı kampanyası kara koyun hala hafızalardadır. Ancak Maurer’i ırkçı yapıların ve örgütlenmelerin öncü tiplerinden ayıran bazı özellikleri vardı. Ve bu özellikler bu yükselişin basamakları oldu. Bir kere halka, emekçilere, göçmenlere yönelen en azılı saldırılar Maurer’in başkanlığı döneminde gelse de hiç bir zaman sahnenin önünde kılıç sallayan cengâver olmadı ve kılıcı Blocher’ın eline tutuşturdu. SVP içerisinde, diğer partiler ve sermaye tarafından tercih edilen bir tipin özelliklerini oynama ve bu yolla da, partisinin dejenere olmuş yönlerini örterek, ülkeyi ve halkın ‘çıkarlarını’ savunan kişi imajı ile güvenilirlik karnesini hep artıyla doldurma hedefiyle çalıştı ve bu çaba, konu SVP’den yana bir tercih yapılmasına geldiğinde, onu bakanlığa taşıdı.Çünkü bakanlık yarışında Blocher, diğer sermaye partilerinin ittifakıyla dışarıda bırakılmıştı.Üzerinde uzlaşılan kişi Ueli Maurer olmuştu. Ayrıca Maurer’in çiftçi bir ailenin çocuğu olmasına dayalı sistematik popülist propagandanın da bu sonuç üzerinde etkisi olduğu söylenebilir. Savunma Bakanı olarak göreve başlayan Maurer’in ilk icraatı orduya ayrılan bütçenin arttrılması ve 23 adet yeni savaş uçağının alınması girişimleri oldu. Uçakların eğitim uçuşu yapabilecek kadar bile hava sahasına sahip olmayan bir ülkenin, militarizm üzerinden yeniden biçme koyulmaya çalışılması ulusal duyguların okşanmasıyla beraber yapılıyordu.Bu durum tabiki ‘tarafsız’ bir ülke için başka bir handikaptı. Maurer bir ilke daha imza atarak, kapitalist krizin yarattığı toplumsal çalkantıların İsviçre içinde tehlike arz etmesi durumunda, muhtemel halk hareketini ve işçi hareketini bastırmak için orduya yetki verilmesini talep edip, halka ve emekçilere karşı da açıktan dişlerini gösteriyordu.

Neden Maurer?

Gelişmelere ve İsviçre Sermayesi’nin konumlanma isteğine bakıldığında, Ueli Maurer’in Cumhurbaşkanı seçilmesi bazı yönleriyle bir çelişki olarak durmaktadır. Çünkü bu gün itibarıyle SVP, büyük sermayenin bazı politikaları önünde çıkıntılık yapmaktadır, örneğin AB’ile yürütülen iki taraflı antlaşmalar, serbest dolaşım vb. Konularda SVP, antlaşmaların iptalini istemekte, halk oylamasıyla tehdit etmektedir. Bunun karşısında diğer sermaye partileri ise birlik içerisindedirler. İsviçre Ekonomisi’nin ihracat ağırlıklı bir ekonomi olduğu, ihracatının önemli bir kısmının da AB ülkeleri, özellikle de Almanya’ya yapıldığı gözetildiğinde, SVP ‘nin bu yolda yapacağı çıkıntının, ihracat sermayesi için can sıkıcı olacağı söylenebilir. Çünkü bu anlaşmalar karşılıklı imtiyazlar ön görmektedir. Öte yandan İsviçre bankalarında AB ve Almanya vatandaşlarına ait gizli hesap bilgilerinin yasal olmayan yollardan ele geçirilmesinin neden olduğu gerginlikler ve ekonomideki bazı sıkıntılar son zamanlarda karşılıklı yaklaşımı hassaslaştırmıştır. Ve bu hassasiyet kimi halk tabakalarında potansiyel bir tepki oluşumunun da koşullarını olgunlaşmıtmış görünmektedir ve SVP bu tepkiye oynayabilecek tek partidir.

Neticede tüm bu verilerin oluşturduğu tabloya bakıldığında ise görülen şu olacaktır: her nekadar ülke içinde ve dışında kimi sermaye  çevrelerince Maurer’in cumhurbaşkanı seçilmesi, acaba? Uluslararsı imaja zarar verir mi? Gibi sorularla karşılanıp kuşkuyla ele alınsa da gerçek başkadır. SVP’li Savunma Bakanı, parlamentoda bulunan SP’nin de dahil olduğu diğer partilerden de oy alarak cumhurbaşkanı olmuştur. Aldığı oylar, bu güne kadar ortya çıkmış oylamalar içerisinde en kötü 3 sonuçtan bir olsa da bir anlaşmanın varlığını göstermektedir. Bu anlaşmanın da SVP’nin, İsviçre Sermayesi’nin  şu ‘hassas’ süreci içerisinde, yabani at gibi dizginsiz sağa sola koşmasının engellenerek, bir süreliğine de olsa dizgin takılması üzerinde olduğu görülmekte ve görevinde Maurer’e ihale edildiği anlaşılmaktadır. Bu koşullarda, cumhurbaşkanı SVP’li olan bir ülkede SVP’nin kendisinin böyle bir çatışmaya şimdilik girmeyeceğine ait önemli veriler de yeterince vardır. Ama tereddüte yer bırakmayacak başka bir gerçekte Maurer’in cumhurbaşkanı olmasından bağımsız olarak, işçilere ve emekçilere karşı düşmanlıktan vaz geçmeyip, militarizm propagandasına ara vermeyeceğidir.

Haydar Sancar