Malterre: Paris Katliamı`nda Türk Gizli Servisi`nin parmağı var

paris-suikasti

Dünya kültür kenti Paris bu özelliğinin yanında, bir sürgünler ve cinayetler kenti olarak da anılır.

Paris, ezilen halkların ve temsilcilerinin sığındığı ya da sürgün hayatı yaşadığı önemli bir kenttir aynı zamanda. Türkiye, Güney Afrika, Tunus, Filistin, Sri Lanka ve Kürdistan`a kadar bir çok ülkenin aydınları, sanatçıları ve muhalif politikacıları buraya sığınmıştır. Ahmet Kaya ve Yılmaz Güney gibi, bir hastalık sonucu yaşama veda edenler olduğu gibi cinayetlere kurban giden ya da katledilen bir çok muhalif, ilerici ve devrimci de vardır.

Cinayetlerin olmadığı Dünya kenti yoktur, ancak Paris siyasi cinayetlerden dolayı bu unvanı hak etmiştir.

Sakine Cansız ve diger Kürt devrimci kadınların 9 Ocak 2013 tarihinde katledilmesinden iki ay önce Uluslararası Tamil Eelam Konseyi’nin Fransa seksiyonu olan Tamil Koordinasyon Komitesi Başkanı Nadarajah Mathinthiran, Paris’teki Pyrénées sokağında komiteden çıkarken 9 mm kalibrelik silahla kasıklarından ve sırtından vuruldu.

Yine bunun öncesinde 25 tane aydınlanmamış cinayet var. Bunların içinde Yaser Arafat`ın yakın çalışma arkadaşları var, Tunus`un muhalif politikacıları var.

Nelson Mandela`nin önemli bir yoldası ve Afrika Ulusal Kongresi’nin (ANC) Fransa temsilcisi Dulcie September var. Dulcie September cinayeti aynı zamanda Güney Afrika lideri Nelson Mandela’nın cezaevinden serbest bırakılmasından iki yıl öncesine, yani barış görüşmelerinin sürdüğü döneme denk geliyor.

Bu güne kadar aydınlatılmış tek siyasi cinayet Dulcie September cinayetidir. September cinayetinde Fransız paralı askerlerin rol aldığı ortaya çıktı. 1998′de Fransız paralı asker şüphesi Güney Afrika’daki Hakikat ve Uzlaşı Komisyonu’nun raporunda da doğrulandı.

Sakine Cansiz ve diğer Kürt devrimci kadınların 9 Ocak 2013 tarihinde katledilmesinden bu yana her Çarşamba günü saat 14:00`da Ahmet Kaya Kültür Merkezi`nde başlayan protesto eylemi, katliamın yapıldığı La Fayette Caddesinde bulunan 147 numaralı binanın önünde yapılan saygı duruşu ile sona eriyor. Bu eylem polisin tüm baskı ve engellemelerine rağmen izin alınmadan yapılıyor.

Bu eylemi Kürt Kadın Örgütleri ve onlara destek veren Fransa ve diğer ülkelerin sosyalist ve feminist kadın hareketleri organize ediyor.

Hem bu eylemin kamuoyunda yer edinmesi hem de hukuksal sürecin ne aşamada olduğunun araştırılması için Paris`te bu katliamın dava avukatlarından Jean Louis Malterre ile görüştük.

Sayın Malterre bize bu davanın bugüne kadar olan hukuksal gelişimini anlatır mısınız?

Öncelikle bu olayın olduğu 9 Ocak 2013 tarihinden bu yana çok gelişme oldu ancak bu gelişme ve ilerleme bu olayın sonuçlanması açısından hala yeterli değil. Daha çok uzun bir yol var önümüzde. Bu davanın soruşturmasını yürüten antiterör savcısı Jeanne Duye çok iyi çalışıyor. Bir çok delilin bilirkişiler tarafından hazırlanan raporları henüz ortaya çıkmadı.

Nedir bu deliller?

Bir çok telefon konuşmsı kaydı var. Cesetler üzerindeki bilirkişi raporları tam olarak ortaya çıkmamış. Bu ve benzeri bir çok teknik delilin bilirkişi raporlarıyla ortaya konması için bir süre daha beklememiz gerekecek.

Kamuoyuna yansıyan konulardan birisi de dava dosyası üzerindeki gizlilik kararının kaldırılmamış olması. Sizce de bu karar doğru mudur? Gizlilik kararı ne anlama geliyor?

Aslında bununla kast edilen savunma üzerindeki gizlilik kararıdır. Fransa gizli servisinin elinde bulundurduğu bazı bilgi ve belgeler vardır. Bu da davanın gidişatının zarar görmemesi için gizli tutulur. Soruşturma savcısının, en azından şu anda cinayet zanlısı olarak tutulan şahıs ile ilgili ne tür bilgi ve belgeler elde edildiğine dair bu gizliliğin kaldırılması talebi olabilir. Biz avukatlar olarak ailelerin talebi doğrultusunda, güvenlik açısından istihbaratın elinde ne tür belgeler olduğunu talep ettik ve soruşturma savcısı da bize hak verdi. Eylül ayında gerekli baş vuru yapıldı ve şu anda bunun sonucunu bekliyoruz.

Bir çok belge ve ses kaydı MIT`i işaret ediyor

Başta Alman Der Spiegel dergisi olmak üzere Avrupa`nın bir çok basın yayın organına yansıdığı şekliyle Türk istihbaratının bu cinayetlerde parmağı olduğu yönünde. Bu tür iddialar için neler söylersiniz?

Evet, çok açık bir şekilde Türk istihbaratının bu olayla ilişkili olduğunu söyleyebilirim. Cumhuriyet savcısının bir yıla yakındır bazı kişilerin ifadelerinin alınması talebi ne henüz bir cevap verilememiştir. Diğer taraftan sizin de sorduğunuz, Der Spiegel ve hatta bazı Türk basın organında bir çok belgeden ve ses kayıtlarından bahsedildi. Bütün bunlar Türk istihbaratını gösteriyor. Soruşturma savcısı çok tedbirli ve dikkatli davranarak bunları laboratuarlarda incelettirip doğruluklarının net olarak ortaya koyması gerekiyor. Sorunuza tekrara dönersek; evet Türk istihbaratının bu cinayette parmağının olduğu ve bu zanlının Türk istihbaratının en azından bir bölümü tarafından görevlendirildiğini düşünüyorum.

Bir süre önce soruşturma savcısının evinin soyulduğu ve bu dava ile ilgili dosyaların bulunduğu bilgisayarın çalındığı yönünde bilgiler var, neler söyleyebilirsiniz bu konuya ilişkin?

Aslında biz de bunu basından öğrendik. Evet, soruşturma savcısının evinden bilgisayarı çalındı. Ancak bu olay sıradan bir hırsızlık olayı olabileceği gibi, bu davayla ilgili yapılmış bir profesyonel olay da olabilir. Somut bir delil olmadığı için kesin bir şey diyemiyorum.

Ailelerin Fransa Devleti yöneticileriyle görüşme talebi vardı ve bu güne kadar olumlu bir cevap verilmemiş. Sizce bu davranış, davanın hukuksal sürecinde, devletin mağdurdan yana olması anlayışına gölge düşürmüyor mu?

Devlet yöneticileri ve yetkilileri tarafından karşılanmamaları ve görüşülmemiş olunması karşısında ben de aileler gibi hayretler içindeyim. Üstelik de katledilen kadınlar, özellikle de Fidan Doğan İçişleri Bakanı ve Cumhurbaşkanı tarafından tanınıyordu. Bazı parlamenterler bu konuyla ilgili olarak mecliste Adalet Bakanı`na yönelik soru önergesi verdiler. Adalet Bakanı`nın açıklaması ise daha da hayret verici. Moral olarak ailelerin yanındayız diyen Adalet Bakanı, soruşturmanın tarafsızlığına gölge düşürmemek için görüşmediklerini söylemişti. Tabii ki biz de bunu anlamakta güçlük çekiyoruz.

Sayın Malterre, şu anda tutuklu bulunan bir kişi var ve bunun bir süre önce kaçma veya kaçırılma girişimi söz konusu olmuş. Bu konudaki en aktüel bilgiler nelerdir? Bizimle bu konuyla ilgili neleri paylaşabilirsiniz?

Biraz önce de söylediğim gibi soruşturmada gizlilik kararı olduğu için fazla bir şey söyleyemiyorum. Ancak katliam zanlısının bazı kanallardan birilerine mektup ve bazı belgeler ulaştırmış. Bu belgelerde de ağır silahların da kullanılabileceği kaçış planları yapılmış. Bunun dışında daha fazla bir ey söyleyemem. Evet, böyle bir girişim olmuştu.

Fransa Gizli Servisi de şaibe altındadır

Paris katliamı, yani Sakine Cansiz, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez`ın katledilmesi sıradan bir adli olay değildir. Bu cinayetler siyasi cinayetlerdir. Bu da Fransa Adalet Bakanı veİçişleri Bakanı`nın sorumluluk alanıdır, direkt olarak ilgilendiren bir durumdur.

Çokaçık bir şekilde söylemek gerekiyor. Paris`in saniye saniye gözetlenen, denetim altında olan bir yeri ve en işlek caddesinde işlenmiş bir cinayet. Burada Fransa Devleti`nin ve istihbaratının bir sorumluluğu yoktur demek doğru olmaz. Biz çok iyi biliyoruz ki katledilen insanlar takip ediliyordu. Ayrıca diğer ülkelerin istihbaratlarıyla görüşmeler de var. Aynı zamanda katliam zanlısının bir kurum içine sızdığını ve Fransız Gizli Servisi tarafından takip edildiğini de biliyoruz. Bundan dolayı da çok belirgin ve net soru işaretleri var. Tüm deliller elde edilip soruşturma tamamlandığında gizlilik kararı kaldırılacaktır. O zaman daha net konuşabileceğiz. Ancak buna rağmen Fransa Gizli Servisi`nin de şaibe altında olduğunu söyleyebilirim.

Bu konuya ilişkin eklemek istediğiniz neler var? Son olarak bunları da almak istiyorum.

Aslında delillerin teknik olarak teyit edilmesi dışında dava dosyasının Fransa tarafı belirli bir aşamaya gelmiş durumda. Güvenlik nedeniyle henüz kaldırılmayan dosya gizlilik kararı kaldırıldığında her şey ortaya çıkacaktır. Dosyanın araştırılması gereken diğer yönü Türkiye`de, fakat bu yönüyle ilgili fazla umutlu değilim. Türkiye`nin bir şey vereceğine dair umudum yok.

Ben ve diğer savunma avukatları, soruşturma savcısının bu dosya üzerinde titizlikle durduğu ve ailelerin üzüntülerini kendi acısı olarak algıladığını biliyoruz.

Abidin Çetin