Kürt yönetmen Bülent Gündüz:«Kendi statüsüne sahip bir devlet olmalı ki, bizim çocuklarımız havan topları ile parçalanmasın»

10

İsmail Şimşek

“Öncelikle, bu değerli ödülü bize layık gördüğü için Londra Uluslararası Dünya Sinemacıları Film Festivali Komitesi’ne teşekkür ederim. Burada, siz değerli sanatçılarla bu anı paylaşmak benim için onur verici. Ben, sayısı 40 milyonu bulan ve aynı zamanda devleti olmayan bir halka, yani Kürt halkına mensup bir sinemacıyım. Kürtler, bugün insanlığın ortak düşmanı olan barbar IŞİD çetelerine karşı savaşan ve aynı zamanda insanlığın onurunu ayakta tutan tek halktır.
Bu onurlu mücadeleye rağmen Kürtler, dünyadan hiçbir zaman gerekli desteği göremediler ve yaşadıkları her coğrafyada katliamlara maruz kaldılar.
Bir insan olarak ve bir Kürt olarak, yasadığımız katliamlara dikkat çekmek, dünyanın; özellikle Avrupa (İngiltere, Fransa ve Almanya) ülkelerinin Kürt sorununa karşı sergilediği ikiyüzlü tavra dikkat çekmek için bize verilen bu ödülü reddetmek durumundayım. Festival jürisine tekrar teşekkürlerimi sunuyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.”

Bu sözler, İngiltere’nin başkenti Londra’da, 27 Şubat 2016 da gerçekleşen Londra Uluslararası Dünya Sinemacıları Film Festivali’nde, “Yabancı Dilde En İyi Yabancı Film” dalında 15 film arasında birinciliğe seçilen “Kürdistan Kürdistan” filminin  yönetmeni Bülent Gündüz`e aittir. “Avrupa Kürtler konusunda ikiyüzlü bir politika izliyor” diyerek ödülü red eden Bülent Gündüz, 2 Haziran`da « 90′li yıllarda bir düğünde Kürtçe kılam okuduğu için sürgün edilen Kürt sanatçı Delîl Dîlanar’ın yirmi yıldan sonra yurduna dönüşünü ve ustası Eğîdê Cimo ile karşılaşmasını konu alan filmi “Kürdistan Kürdistan”ın gösterimi için İsviçre `nin Neuchatel şehrine geldi.

Neuchatel`de değişik ülkelerden gelen göçmen kadınlara yönelik faliyetleri ile tanınan RECİF bünyesinde çalışmalara katılan Kürt kadınların önerisiyle, Kürt yönetmen Bülent Gündüz’ün çektiği 2015 yapımı olan film « Kürdistan-Kürdistan » ın, 2 Haziran Cuma akşamı RECİF`in organizasyonu ile Neuchatel Théâtre du Pommier`de gösterimi yapıldı.

RECİF, Neuchatel Kantonu`nda farklı ülkelerden gelen göçmen kadınların, dil sorunları başta olmak üzere, İsviçre yaşamına uyum, birbirleriyle tanışma, kültürel aktivitelerle buradaki yaşama adepte etmeye çalışan kadın ve çocuklara yönelik faliyetler yürüten bir kurumdur.

Kürt sanatçı Delil Dilaner’in hayatını anlatan ABD ve Türkiye’de çekilen ‘Kürdistan Kürdistan’ filmi Los Angeles Film Festivali’nde “En İyi Film” ve “En İyi Şarkı”, Hollywood International Moving Pictüres Film Festivali’nde “En İyi Dram Filmi” ve “En İyi Yönetmen”, Uluslararası Londra Film Festivali’nde “En iyi yönetmen”, Endonezya’da, Brezilya’da olmak üzere 22 festivalden ödül almış.

Türkiye`de festivallere alınmayan filmin yönetmeni Bülent Gündüz ile “Kürdistan Kürdistan” filmini,  tepkileri ve festivalleri konuştuk. 

Filmi izledik hep beraber. Yaptığım sohbetlerde, filmi beklentinin altında görenler oldu. Açıkçası bende aynı beklentiyle gelmiştim. Yani Kürdistan denilince aklımıza yıkım, ölüm, göç, işkence, katliam gelmektedir. Film bu anlamda başka bir boyuttan ele alıyor kürt sorununu..

Elbette normaldir. Kürtler tarihi trajedilerle geçmiş bir halk. Bunları işlemek lazım tabiki. İşleniyorda birçok alanda. Bugün ciddi bir yıkımın içindeyiz, bir savaş var ve bu savaş, beğenelim beğenmeyelim, hem yıkıyor, hem de insanları geliştiriyor yani. Bu gerçeklikte var. Politik olarak geliştiriyor insanları aslında.  Karşıda bir tez var ve sen ona bir anti-tez üretmek zorundasın. Ama ben o yıkım keşke hiç olmasaydı da, biz hiç gelişmeseydik de, o ölümler hiç olmasaydı diyorum. Çünkü, her yitik bir can, bir nefestir benim için. Ve onun bir hikayesi var ve o hikayenin arkasında koskocaman, bizim hiçbir zaman  ulaşamayacağımız bir dünya var. Benim bu hikayeyi seçmemdeki sebep aslında sürgün yaşamı. Sürgün yaşamı sadece kürtlerin meselesi değildir. Türklerin de meselesidir, dünyadaki bütün halkların ortak, üniversel bir meselesidir aslında. Şimdi bir şarkı, yabancı dilde tırnak içinde, bir şarkı söylediği için ve o ülkenin yöneticileri tarafından hoş karşılanmayıp, 20 yıl boyunca bir şarkı yüzünden sürgünde yaşamış olmak, aslında bu trajedinin en büyüğüdür. Ve yıkımın en büyüğüdür. Bunun üzerinden, bir insan hikayesi üzerinden siz mesajınızı vermek isterseniz, işte sanat burada devreye giriyor. İnsanların gönlüne, yüreğine, kalbine kadar girebilirsiniz. Orada belki değişim, dönüşüm birazda insanda başlar. Ben burada birazda aleviliğin, kendim sünniyim, aleviliğin o insana biçtiği değer, o insan ruhuna o güzelliğin biçtiği değer üzerinden birazda düşünelim diyorum. Mesela Eğidê Cimo var filmde. Ezidi bir Kürt`tür kendisi. Ve aslında Kürdistan`ın bütün renkleri vardır aynı anlamda.

Sanat ağırlıklı bir film. Yani müzik, kılam, dengbejlerle kürtlerin yaşadığı sözlü tarihi bir bakıma sinemaya uyarlamış oluyorsunuz. Kürtleri en iyi anlatan kılamlar, denbejlerdir.. Bu konuda neler söylemek istersiniz ?

Şimdi benim bu müzik üzerine yönelmemin nedeni, aynı zamanda ben kendimde Serhat bölgesindenim. Karayazı Erzurum. Ben 9 yaşıma kadar köyde kaldım, ama o bende bazı kodlar bıraktı ister istemez. Bu biraz da aslında kendi özüme dönüştür benim içinde. Hem filmin aktörü için, hem de benim için özüne bir dönüştür.

Bizi biz yapan bazı değerler vardır. Bakın, bugün ne kadar büyük bir yıkım yaşasakta, biz savaşı tabiki işlemeliyiz, o trajediyi işlemeliyiz ama, bizi biz yapan bazı değerler var ki, o da bugün müzikle, sözlü edebiyatla bugüne kadar aktarıldı kürtlerde ve bu da bizim dilimizi korudu. Dil temeldir bence. Ve o sözlü edebiyatı güzel işlersek, gelecek nesillere sağlam bir temel bırakabilirsek, bizi biz yapan o değerleri bırakabilirsek iste yaptimigiz en güzel is bu olacaktir.  Çünkü politize olmak önemlidir. Ki aslında birbirine tamamen bağlantılıdır. Politize olan bir insan, kendi tarihini araştırandır, kendi kültürünü, dilini bilendir. Hatta yabancı dil bilendir. Entellektüel seviyeye ulaşmak için çaba sarf edendir. Aslında bu birbirine çok bağlantılıdır. Hem politik, hem kültür birbirine çok bağlantılı şeylerdir, ayrı şeyler değil. Ben o yörede yetiştiğim için, ve o dengbejlik kültüründen esinlendiğim için ve etkilendiğim için, öyle bir konu üzerinden bu hikayemi işlemek istedim, ki gerçek bir hikayeydi zaten.Tabi biz ona biraz mitoliji katarak, orta doğudaki o genel kültürle beraber mesajımı  öyle vermek istedim. Ki bir yerde filmin sonlarına doğru,  diyor ya bu trajedi ne zaman bitecek. Bu trajedinin bitmesi için senin  bir ülken olması lazım,  devletin ya da statün olmasi lazim.  Ben de mesela, Rojava`da, Şengal`de, Kobane`de Halepçe`de seni koruyan, kültürünü değer yargılarınla değerlerini koruyan bir statün yok diyorum. Bu yüzden ben işi bu yönüyle ele aldım ve mesajımı kültürelde olsa, politikte olsa bir sinema diliyle küçükte olsa kendi çapımda bu mesajı vermeye çalıştım ki, bu filmimiz 40 tane  festival gezdi, hatta 42 taneyi geçti.  20`den fazla ödül aldı.  Dünyanın  birçok festivalinden ödül aldı. New York`tan, İnbgiltere`den, Fransa`dan ama Türkiye gibi bir yerde, Avrupa`da ve Dünyada 40 tane festivali gezen 20 ödül alan bir film Türkiye gibi bir ülkede ismi bile okunmadı. Ben bundan bir mağduriyet psikolojisi çıkarmıyorum aslında, mağdur  olan ben değilim bu konuda, onlardır.  Ben duruşumla, kişiliğimle, en azından, bu  olaya bakışımla yerimde duruyorum.  Bu konuda onurlu olmak lazım, hiçbir festivale de ihtiyacım yok. Ama benim şuna  ihtiyacım var. Küçükte olsa benim bu eserimn halkla buluşmasına ihtiyacım var.  Orada insan ister istemez biraz burukluk yaşıyor. Şimdi bu kadar emeklerden sonra,  bu kadar keder ve emekten sonra  filminizi yapıyorsunuz ama kendi ülkeniz dışında her yerde geziyor.  Ülkeniz hariç. Bu insanın içini acıtıyor. Ben isterdim ki, bu filmde diğer filmler gibi,  Türkiye`de halkla buluşsun,  sinemaya gelsin.

Peki neden Kürdistan Kürdistan ?

Yani ben duruşumda netim. Filmin ismini Kürdistan Kürdistan koymasaydım, başka bir şey koysaydım,  ki bana önerdilerde. Kabul etmedim. Bazen şaka yollu tamam dediğim oluyor. Ne yapalım ismini diyorlar. Yine Kürdistan diyorum. Filmin sonuna  doğru bir şiir var dikkat ederseniz, diyor ya, « Ez welatım,  xos welatım» bir şiir okuyor. Aslında filmin ismi biraz  oradan geliyor. «Kürdistanım ben Kürdistan.» Bir başka sebebi de,  illaha da Kürdistan  diyorum ben. .  İlla da Kürdistan. Benim aslında bireysel mesajımdı da aynı zamanda.  Hem Dengbejlik var filmde, hem sözlü edebiyat var, hem sürgün var, hem müzik var. Hepsi de Kürdistandan  bahsediyor. Kürdistan halkının yaşadığı her şey var içinde.  Benim iki defa Kürdistan dememin sebebide illaha da Kürdistan. Yani bir anlamda filmin sonunda vermek istediğim mesajla bütünleşiyor. Şöyle: « Bir Kurdistan olmalı ki, insanlar kendi değerlerini, kültürlerini koruyacak bir statüye sahip olsun. Yoksa  bunun ırkçılıkla, fasizm ile, veya  nasyonalizm ile bir alakası yok. Yani Kürdistan adında  bir toprak var, zaten var. Ama paylaşılmış ve hala bugün o yıkım devam ediyor. Kendi statüsüne sahip bir devlet olmalı ki, bizim çocuklarımız havan topları ile parçalanmasın, bizim çocuklarımız Roboski`de parçalanmasın. Bizim çocuklarımız Suruç`ta parçalanmasın. Amaç bu yani, daha doğrusu benim vermek istediğim mesaj bu, yani illaha da bir satatü olması.  Filmin ismi biraz da buradan geliyor.

Dünyadaki festivallerin Kürt filmlerine yönelik özel bir ilgisi var mıdır sizce.  Arıcı belgeseli de birçok festivale katıldı, birçok ödül aldı. Acaba diyorum, Kürt filmlerinin festivallere katılması ya da ödül almaları, gerçekten sanat olarak mı değerlendiriliyor, yoksa bir politik tercih midir?

Evet bir festivalde beraberdik hatta. Şimdi şöyle söylüyüm. Beğendim yani, harika bir soru sordun. Büyük film festivalleri, gerçekten bu işin içinde bir sanatsal alt yapı yoksa, kolay kolay, sadece politik yönden film almazlar. Ama birçok  küçük çapta  gerçekleşen festivaller o kaygı ile yaklaşabilirler, Bunda da  gerçekçi olmak lazım.  Böyle söyleyebiliriz. Burada artık şuna dikkat etmeli. Yani bu bizleri şımartmamalı. Sırf politik sebeplerden dolayı alıp, sanatsal olarak içi boş bir filmi, işte ben bu kadar ödül aldım meselesi kesinlikle kabul edilebilir bir durum değildir. Bu bizi geriye götürür. Ben bu konuda çok radikalim.

11

Diğer festivallerde ilgi nasıldı? Tartışmalara katılım, halk toplantılarında seyircinin tepkisi neler oluyor?

Şimdi biz bu filmi 2015 Ağustos`unda ilk dünya prömiyerini Montrealfilm festivalında yaptık.  Montreal film  festivali de Amerika`nın en büyük, sayılı  festivallerden biridir. 40 yıldır falan yapılıyor. İlk gösterimimizi orada  yaptık. İngiltere`de Amerika`da, Fransa`da, hatta Doğu Asya`da, birçok ülkede yaptık. Ben  birçok yerden özellikle İrlanda da mesela orada müzikal altyapıları çok güçlü. Çok güzel tepkiler aldım. Mesela önemli bir Fransız sinemacı bana çok güzel bir şey söyledi. Dedi «Sen Fransa`da filmini  gösterdiğinde seyirciden bir tokat yedin mi?» Dedim şimdiye kadar olmadı. Halk sana tokadı  vurduysa, ki çünkü  fransızların sinema bilgisi gerçekten yüksek, dedim harika geçti, dedi bu film götürür. İçinde yani sadece Kürdistan ismi geçiyor diye, şarkı var diye festivale almak doğru değildir.

Yani Orta Doğu`nun gündemde olması gibi..

Bir etkidir. Yani şunu da söyleyebiliriz, karşılıklı bir etkileşim var. Yani  bugün Rojava`daki, Şengal`deki o direniş bir sinerji yarattı. Dünyada bütün insanlar politik olarak yüzde yüz kabul etmeselerde insani olarak,  kürtlerin halkı mücadelesinin ne kadar yerinde olduğunu biliyorlar.  O yüzden sanatsal olarak daha çok yaklaştılar ve sanatsal etkinliklerinde de yer verdiler bize.

Onlar bize politik olarakta yaklaşabilirler, yani sırf işte bir kürt filmi alalım, ama bizde orada kendi görevimizi yapalım. Ne yapalım ? Kendi kültürümüzden ya da bugün kürtlerin statüsünden bahsedelim. Karşılıklı alış veriş aslında.

Festivallerin sizin için önemi nedir? Bir filmin festivale davet edilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

İşte biraz önce gördünüz. Filmden sonraki o gerçekleştirdiğimizhalk toplantısı diyoruz ya, filmden sonra yaptığımız o deba, o karşılıklı fikir alış verişi, benim tamamen bu filmdeki amacım buydu. O yüzden birçok festivale yolladım açıkçası. Festivalleri bu anlamda değerli buluyorum.

20 tane ödül almışsınız. Ama hiçbirinde ses çıkartmadınız. Neden Londra?

Londra`da şöyle söylüyüm, o dönemde gerçekten büyük yıkımların yaşandığı bir süreçteydik ve ondan önce de en az on tane ödül almıştık. Her seferinde bir trajediye adıyorduk. Ve bu beni acıtmaya başladı. Ciddi olarak beni rahatsız etmeye başladı. Festivalden festivale bazen 3 ay geçiyor, bazen 3 hafta, bazen 3 gün. Ya biri öldürülüyor, ya denizde  boğuluyor. Ya katliam oluyor, çocuğumuz ölüyor. Ya da gençlerimiz taranıyor. Hep birine adıyordum. Ve beni rahatsız etmeye başladı bu durum.  Artık bu iki yüzlülüğe bir son vermek gerekir diye düşündüm. Avrupalıların özellikle. Ben o konuda rahatım. Dedim en iyisi orada öyle bir şey yapayım ki, eğer olursa,  bu iki yüzlülüğe bir son verilmeli. Bu kadar haklı bir mücadele yürüten bir halk var ve dedim siz bu ikiyüzlülüğünüze bir son verin. Almıyorum dedim ve festival komitesine olan saygımı da koruyak tabiki. Onlarda destek oldular. Gerçekten destek oldular ve dediler bu jestinizi biz insanlar  için yaptığınızı çok iyi biliyoruz. Kürtlerin haklı mücadelesine destek veriyoruz. Bu sadece yaşananlara dikkat çekmek içindir dedim. Oradaki amacımda biraz  buydu. Yani Avrupalıların Türkiye ile olan ilişkilerinde kürtleri kullanmaktan artık vazgeçmeleri, yani bir filimle bir ödülle dünyayı değiştirebilir miyiz? Hayır! Ama ne yaptık orada. İnanın ben yerime oturdum en az 20 tane yabancı yönetmen gelip birbir beni tebrik etti ve biz ne yapabiliriz dediler.  Çok basit dedim, Dünyayı değiştiremeyiz. Ama sanatın insanlar üzerinde etkisi yüksektir. Hele hele bugünkü bu teknolojide bir tane filminizde Kürd`ü değil, ezilen haksızlığa uğrayan insanların derdini gündeme getirseniz, ya da Rojava, Şengal`de ya da bizim Kuzey Kürdistan`da haksızlığa uğrayan, küçük bir sahne, küçük bir cümle kullansanız bu bizim için yeter.

Son olarak neler söylemek istersiniz?

En baştaki sorunuza ek olarak tamamlamak isterim sohbetimizi.Yani hikayemizde benim için önemli olan, parmağı göze  sokup bir hikaye anlatmaktansa, ben bir insan hikayesi üzerinden giderim. Bakın bir tane farklı düşünen bir insan salonda olsaydı, o da etkilenirdi. Etkilenenler de oldu. Neden biliyor musunuz? Çünkü ben bir insan hikayesinden bahsediyorum . Bir ideolojiden, diğer bütün klişelerden  bağımsız , gerçekten nötr olarak o insan hikayesinden bağımsız ele alıyorum ve onun etrafında bir örgü örer gibi hikayemi kendimce anlatmaya çalışıyorum. İnsanlar onu izlediği zaman, o hikayenin içine girer girmez orada bütün ideolojiler, ya da ırkçılık, faşizm her şey kırılıyor artık ve orada insan hikayesi önem kazanıyor. Belki de bugün bizim toplum olarak, dünya toplumu olarak kaybetmeye yüz tutmuş değerlerimizi, yeniden hatırlatmamız açısından çok önemli. Filimde izlediniz, insan sıcaklığını öne çıkarmaya çalıştım. Çünkü bizim buna ihtiyacımız var. O zaman her şeyi değersiz kılıyor biliyor musunuz..Yani o insan sıcaklığıyla insani güzellik ortaya çıktığı zaman diliniz, ırkınız, her şeyiniz ikinci üçüncü planda kalıyor.