KARTAL OLUP DÖNECEKTİ YUVASINA- Yaşar ATAN

atanyasar@yahoo.deG 432 Tanica Kalipso ve Odisseusun oglu Telemahos

Yunanstanlı kent krallarından Odisseus, katıldığı Troya savaşından tam yirmi yıl sonra dönebildi yurduna… Ülkesini ve sarayını sörürücü asalaklar sarmıştı. Onlardan kimliğini gizlemek için, yaşlı bir dilenci kılığına bürünüp eski çobanı Eumayos’la buluştu. İki gün sonra da karısı kraliçe Penelopeya’yla evlenebilmek için kendi sarayına çöreklenmiş o arsız damat adaylarının yanına gitti…

SÜTANASI ONU ESKİ YARA İZİNDEN TANIDI!..

 Sözde dul kalan karısıyla evlenmek isteyen damat adayları; dilenci kılığındaki Odisseus’a, sözle ve elle ağır saldırılarda bulundular. Durumu büyük bir üzüntüyle öğrenen kraliçe Penelopeya, hemen bu yaşlı konuğu odası
na getirtti. Kim olduğunu bilmediği yabancıyla epeyce sağdan soldan konuştu… Yaşlı konuk;  kendisinin kral Odisseus’u tanıdığını ve onun yakında döneceği muştusunu verdi kraliçe Penelopeya’ya. Bu habere çok sevinen kraliçe, hemen sarayın dadısı Eurikleya Nineyi çağırttı. Bitkin ve yorgun konuğun iyice yıkanmasına, giyinip kuşanmasına yardımcı olmasını istedi ondan…

Odisseus’un bir zamanlar süt anası olan Eurikleya Nine; dilenci kılığındaki yabancının sırtını ezip yıkarken, onun gerçekten Odisseus olduğunu, ayağındaki yara izini görünce anlayıverdi!. Yaşlı gözleriyle bu büyük olayı kraliçe Penelopeya’ya çığlık çığlığa duyurmak istedi. Ne var ki Odisseus, hemen yanaklarından tuttu Euikleya Nninesinin: Benim  güzel, iyi yürekli Nineciğim,” dedi telaşla. “N’olur, herşey aramızda kalsın ve karım Penelopeya beni hep böyle, bir dilenci olarak bilsin! Günü gelince bu konağımızdaki o keneleri temizleyeceğim!..”  Eurikleya Nine hemen kendini toparlayıp;“Tabii güzel oğlum, hiç söyler miyim başkalarına, dedi, yaşlılık işte! Seni tanıyınca ne yapacağımı bilemedim!.. Ama seni ilk gördüğümde, senin Odisseus olduğunu düşünmeye başlamıştım, inan…“

SAVAŞIN GETİRDİKLERİNİ YAŞIYORUM BEN DE…

 Sonra birbirleriyle uzun süre sarmaş dolaş oldular; ağlaştılar..

Odisseus artık iyice yıkanıp giyindikten sonra, karısı Penelopeya’nın yanına gitti. Kraliçe Penelopeya; odasındaki ocağın karşısındaki koltuğunda oturmuş, düşlere dalıp gitmişti. Giyinip kuşanmış konuğunu görünce;“Bak, yıkanmak sana nasıl da iyi gelmiş, konuğum!”diye konuşmaya başladı.“Uyku zamanın geldi ama, kocamı görüp tanımış bir dost olarak sana bir şey söyleyeceğim. Şu yüreğimdeki kördüğümü çözmeden edemeyeceğim… Evet, yirmi yıl önce kocam Odisseus, istemeye istemeye de olsa Troya’daki o ilençli savaşa katıldığı için ben  burada tek başıma kaldım. Nice zor günler yaşadım, yaşıyorum… Ondan ayrıldığımda oğlum Telemahos, daha bebekti. Ne var ki kocamın öldüğünü düşünen uzaktaki yakındaki egemen bozuntuları, hemen başıma üşüşmeye başladılar…

GÜNDÜZ DOKUDUĞUM  KUMAŞI GECE SÖKÜYORDUM…

Benimle evlenebilmek için! Onlar beni sürekli sıkıştırdılar; ben de elimdeki kefen kumaşını örüp bitirince bir karar vereceğim dedim hep… Gündüz ördüğüm kumaşı geceleyin çözüyordum! Ama şimdi içimden bir başka sıkıntılı düşünce geçmeye başladı. Gündüzleri bu sıkıntıyı şöyle böyle atlatabiliyorum. Ama gece yatağıma girince de içim içime sığmıyor… Madem oğlum büyüdü, artık ben de bazı şeyleri kendi başıma yönlendirebilirim, diyorum… Örneğin avludaki taliplerden biriyle evlensem mi, gibi birşeyler geçiyor içimden… Onlardan biriyle evlenirsem diğerleri gidecek; böylece evin masrafları bitecek.Halkımız da oğlum Telemahos da bu asalaklardan kurtulacak! Onların arsız tüketiminden hepimiz kurtulacağız… Ne bileyim, hiç istemememe karşın arada bir, böyle şeyler geçiyor içimden… Çok olgun biri olarak sana bir danışayım dedim…”

Capture

Baştanrı Zeus ve simgesi olan kartalı

 

ZEUS’UN KARTALI GİBİ GELECEKTİ KOCASI…

 Karısı Penelopeya’nın bir yabancı konuk olarak tanıdığı Odisseus; onu dikkatlice dinledi. Odisseus için karısı Penelopeya’nın söyledikleri beklenmedik şeyler değildi. İstiyordu ki kendisini bir yabancı olarak tanıyan karısı, içini sonuna dek döksün…

“Bak konuğum,”diye yeniden konuşmaya başladı Penelopeya. “En son dün geceki düşüm beni allak bullak etti; ediyor da!.. Bu konağımızın avlusunda yirmi kadar kaz var. Onlar düşüme girdi dün gece. Onlara yem veriyordum. O anda sarayın üstündeki yıldızların arasından bir kartal süzülüp geldi birden. Ve kazların boyunlarını kırıp kırıp yerlere sermeye başladı! Ben ellerimle yüzümü kapadım. ‘Nedir bu başıma gelenler!’ diye çığlıklar atmaya başladım. Gagası kıvrık aynı kartal, bu konağın çatısına konup insan sesiyle dile geldi: ‘Ey Penolepaya, korkma! Ben senin evine Zeus’un kartalı kılığında gelip o kazları kırıp geçirdim. Kocan Odisseus’um ben!..Odisseus!.. O kazlar da evin ve halkın varını yoğunu sömüren arsız egemenlerdi!..”

Odisseus birden Penelopeya’yı kolları arasına alıp şapur şupur öpmek istedi…

Ama kendini tutup biraz düşündükten sonra ; “Demedim mi Kraliçem, bakın Odisseus’un dönüşü çok yakın!..” dedi gülümseyerek… “Sağolasın konuğum,” dedi Penelopeya da. “Bak, içim açıldı. Zaten sen buraya geldiğinden beri, benim de içime böyle şeyler doğmaya başladı…”

Penelopeya biraz düşündükten sonra, “Haydi güzel konuğum, dedi, yorgunsun. Daha sonra sürdürelim sohbetimizi…

                                                                                                                                                                                                                          oOo

 

Bu ayki şiirimiz de, hep barış kokmasını istediğimiz o hasret Akdeniz’le ilgil

AKDENİZ MASAMDADIR

 Burası Frankfurt’a yakın

Sıradan bir kent aslında

Ama her sabah ben uyandırırım

Kadim kuşlarımı ağaçlarda

 

Sonra biraz dolaşırım bahçemde

Merhaba derim kiraz ağaçlarına

Çokluk gökyüzü sisler altındadır

Ve insanlar hep o kör uykularında

 

Kaptığım gibi çantamı

O kahvede alırım soluğu

Şiir defterim yanımdadır

Herzamanki gibi

Barbara tezgahtadır

Hemen getirir kahvemi gülümser

Oturur yazarım sabah şiirimi

Bir bakarım masamdadır

Hem gökyüzü hem Akdeniz

 (Yaşar Atan)