Kadınlar hak eşitliği mücadelesinde

1484674_754158128013993_3952006667204407837_n

Erkek emeği sömürüsü karşısında taşıdığı daha güçlü sömürü potansiyeli ile kadın emeği, kaplitalist üretim ilişkileri içerisinde, pazara çekilmek istenen emek arzı durumundadır. Ev angaryasından kurtularak fiili üretim sürecine dahil olan kadın emeği ve kadın emekçiler, ucuz iş gücü olarak, cinsiyet ayrımcılığı üzerinden ekstra sömürüye maruz kalmaktadır.

OECD ülkeleri arasında çalışan kadın nüfusu sıralamasında İsviçre listenin başlarında yer alıyor. Fiili üretim sürecine aktif katılımda ortaya çıkan ‘pozitif’ bu tablo, kadın emeğinin ücretlendirilmesinde duvara tosluyor. Onlarca yıla varan mücadeleye rağmen eşit işe eşit ücret talebi, bugün hala emekçi kadınların önde gelen talepleri arasında yer almaya devam ediyor. 1981 yılından buyana ‘yürürlüğe’ koyulan anayasal düzenlemeler, çıkartılan ‘özel kanunlar’ bu durumun değişmesine katıkıda bulunacak bir işlev görmüyor. Göçmen kadınlar ise bu tablo içerisinde en kötü koşullara maruz kalan kesimde yer alıyorlar.

Rolü egemen sistem biçiyor.
Çalışma yaşamına fiili üretim ile katılan kadınlar arasında Federal İstatistik Dairesi tarafından yapılan araştırmada, çocuklu olmayan özellikle genç yaş grubu kadınların oranı belirgin olarak yüksek bir düzeyde. Buna karşılık; mesleki eğitimden yoksun çocuklu kadın emekçilerin, çalışma yaşamına ve üretim sürecine katılımı, işçi gücü rekabetine, sosyal ve politik hakların mevcudiyetine ve bunların uygulanmasına bağlı olarak daha geri seviyelerde kalmaktadır.

Özellikle çocuklu kadın emekçilerin, üretim sürecine katılımı, kantonlara göre farklılıklar gösterirken, çocuk bakım evlerinin, kreşlerin sayısı ve kapasitesi, aynı şekilde bakım masraflarının karşılanmasına katılım oranı gibi faktörler önemli olurken, sistem tarafından kadına biçilen toplumsal rol, ve klasik muhafazakar alie yapısınının içerisinden çerçevesi belirlenmiş, kadın rolünün yine muhafazakar merkezi kanton yönetimleri tarafından tercih edilmesi, konfederasyon düzeyinde belirlenen yasal statüye rağmen, emekçi kadının üretime katılımını, örgütlü ist yapınının hukuksal ve sosyal formasyonları olarak engelleyen faktörleri işlevini görmektedir. Bu durum aynı zamanda, yarı ve kısa süreli iş biçimlerinin yaygınlaşmasına ve özellikle bu alanda çalışan kadın emekçilerin emeğinin ücretlendirilmesinde, önemli bir sömürü faktörü görevi görmektedir.

Talepleri çarpıtıyorlar
Hem çalışma yaşamına katılımda hem de bu katılımın ücretlendirilmesinde aşması gereken ciddi engelleri olan emekçi kadınların, sosyal ve sınıfsal hak talepleri, neo liberal burjuva çevreler tarafından sıkça çarpıtılmaya da maruz bırakılmaktadır. Kadınların özgürlüklerini, sadece ve sadece buludukları yerlerdeki temsiliyet düzeyine indirgeyen, üst tabaka hegomonya içerisine girme ve bura daki paylaşımdan pay kapma biçimleri üreten burjuva liberal anlayış, kadın adına şirket yönetimlerinde yer alma hakkı ‘orantısal eşitlik’ talep etmekte, bu sorunu da emekçi kadınların sorunuymuş gibi propaganda etmektedir.

Kadın emeğinin üretimdeki iş bölümüne katılımının arttığı ve artmaya da devam edeceği bir gerçek. Bu gerçeğin aynı zamanda, kadın emekçilerin toplumsal dönüşüm ve ilerlemede üstlenecekleri görevlerin ve egemen sisteme karşı mücadelede tutacakları yerin daha da aiırlık kazanacağına işaret eden bir yönü de var. İsviçre’de de bu talepler, özellikle kadın emekçilerin sosyal hak talepleri, (ücret eşitliği, ayrımcılık, ücretsiz kreş hakkı gibi) mücadele içerisinde merkezi talepler olma yönüne doğru eğilim gösteriyor. Bu alanda sağlanacak başarı ise emekçi kadınların hak ve talepleri için verilen mücadeleye ilerden katılmasıya doğrudan orantılıdır.

Federal İstatistik Dairesi verilerine göre; çalışan kadın nüfusunun yaklaşık 70’i yarı zamanlı işlerde çalışıyor ve bunların %35’i düşük gelirlilerden oluşuyor. Yarı zamanlı işlerde çalışan kadınların %60’tan fazlası, tam zamanlı çalışamamalarının nedenini, ailesel ve çocukların bakımına dayanan sebepleri gerekçe gösteriyorlar. Kaynak: BFS Auf dem Weg zur Gleichstellung? 2003, s.137