İsviçre bankaları- Haydar SANCAR

İsviçre bankaları- Haydar SANCAR

Çağrışım amacıyla  para ve banka dediğinizde, soruya muhatap olanların önemli bir kısmının vereceği yanıt kuşkusuz İsviçre olacaktır. İsviçre’nin ilk etapta akla geliyor olmasının hayli haklı gerekçeleri de mevcuttur.Bir kere hükmettiği para miktarı dikkate alındığında, dünya listesinin zirve grubunda iki bankası vardır.(UBS ve Credit Suisse).Toplamına bakıldığında ise 321 banka 3726 şubeyle para  piyasasında dolanmaktadır.Bunların yanına farklı finans kuruluşları ve enstitüleri eklenebilir. Peki İsviçre bankalarını bu kadar cazip kılan nedir? Bu sorunun da birden fazla cevabı bulunmaktadır. Öncelikle dışardan İsvçre bankalarına yönelen bu ilgiyi,  elbette tek başına bankalar sağlamamaktadır. Ülkeyi yönetenlerin, çıkarlarını temsil ettiği sınıfların yararına, yürürlüğe koyduğu yasaların, diğer ülkelere kıyasla cezbedici yönleri bulunmaktadır. Vergi sistemi-bu sistem kantondan kantona farklılık göstermektedir- zenginler için güvenli bir cennettir.Her hangi bir tepkiyle ya da sorgulamayla karşılaşılmadığı sürece, paranın kaynağı da pek sorulmamaktadır.Ülkelerinin zenginliklerin sömüren diktatörlerden tutun, kaçakçılara ve kara para tacirlerine kadar bu bankalar koruyucu birer kaledirler.En azından kısa bir süre öncesine kadar böyleydiler.

Avrupa’nın yaşadığı kriz, bir taraftan uygulanan para politikalarını Almanya başta olmak üzere revize ettirirken, diğer taraftan da artan borçlanma oranları, azalan devlet gelirleri, ülkeden kaçırılan ve vergisi verilmeyen, para-sermayenin peşine düşülmesine yol açmıştır. Bununla bağlantılı olarak son bir yıl içerisinde Almanya vergi makamları, illegal olarak, Alman vatandaşlarının İsviçre bankalarında ki hesaplarının yer aldığı banka kayıtlarını milyon Eurolar vererek satın almaya başladılar. El altından toplanan bu bilgilerin yanı sıra diplomasi alanında da kurulan kumpasla gizli bankacılığı, esnekleştirmeye, reel ekonomi yi etkileyecek alanlarda yapılan tehditlerle İsviçre karşısında avantaj elde etmeye çalışılıyor.Bu çatışma içerisinde İsviçre burjuvazisinin merkezi para üssü olmanın sağladığı avantajları ve burdan elde ettiği kaymağı, tehditlerle elden bırakmayacağı açıktır ve banka bilgilerinin de illegal yollarla elde edilmeye çalışılması da bunun göstergesidir. AB’ile imzalanan Billateral Anlaşmaları’nın görüşmeleri sırasında Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinin benzer baskısı olduğu, anlaşmaların yürürlüğe girmesi için,İsviçre’nin  bankacılıkta zarasız şeffaflaşmaya gittiği hatırlanacaktır.Bununla bağlantılı olarak yükselen baskı karşısında İsviçre’nin kendini uzun vade de riske atacak açık saha oyununda topu taca atmayı başardığı söylenebilir . 2008 krizi sonrasında ABD ile de benzer sorun yaşanmış, UBS’te hesapları bulunan ABD vatandaşlarının bilgilerinin istenmesi mahkemelere kadar taşınmıştı. Son günlerde bu koroya  Türkiye’nin de dahil olduğunu belirtmekte fayda var.

Ekonomik alanda bir birleriyle çelişen ülke çıkarlarına bağlı olarak yaşanan bu çatışmaların, siyasal boyutu ile birlikte gündeme girmesi, sermaye sahiplerinin ve çıkarları gereği onların etrafında kümelenenlerin içerde de işine yaramakta, bu çatışmaların ortaya saçtığı çamuru ülke iradesi ve hakimiyeti elden gidiyor diye, çarşaf çarşaf gazete sayfalarına taşıması ve dikkatlerin bu noktaya toplatılmak istenmesiyle, iç politikada emekçilerin kafalarının karıştırılması hedeflenmekte, İsviçre bankalarından dolaşıma sunulan paradan elde edilen rantın, İsviçre refahının kaynağı olduğu propagandasıyla halk, burjuva politikalar arkasında yedeklenerek kendi gündemlerinden düşürülmektedir. Yoksa ne kaçırılan vergilerden toparlanacak ek gelirler, ne de bu konuda sağlanacak mutabakat, sorunlara çözüm olacak  bir formül sunacaktır. Çünkü, sistemin kendisi kirlidir ve sistem içi formüller bu kirliliği temizleyemezler.