İstismara devam!

7

Seçimlere az bir zaman kaldı. Federal Meclis ve Kanton Temsilcileri Meclisi, için yapılacak seçimler 18 Ekim tarihinde sonlanacak. Ağırlıklı olarak yaz tatili sonrasına ertelenen, parlamento partilerinin seçim yarışı şu günlerde hızını arttırmış görünüyor. Günlük nabız tutan anket kurumlarının ilettiği veriler, siyasallaşmış toplum mühendisliğinin etki derecesini arttırmanın özel bir yöntemi olarak kullanılıyor.

2011 Seçimleri 90’lı yıllardan itibaren oylarını sürekli arttıran İsviçre Halk Partisi (SVP)’nin ırkçı kulvarda ilerleyi- şinin seçmen nazarında durduğu bir sonuç yaratmış ve SVP oy kaybetmişti. %2.3’lük bir oy kaybı yaşayan SVP’nin Kanton Temsilcileri Meclisi’ndeki temsiliyeti de 5 koltukla sınırlı kalmıştı. Dolayısıyla bu seçimlerin ortaya çıkaracağı sonuçlar üzerinden medyada yürütülen tartış- maların baş sıralarında ülkenin 1. Partisi konumundaki SVP’nin; mevcut siyasi ve ekonomik koşullarda durumunun ne olacağı ve oy kapasitesinin ise nasıl evrileceği soruları bulunuyor. Ancak bu değerlendirmelere geçmeden önce seçimler öncesinde ülke koşullarına ve genel tabloya bir göz atmak gerekiyor.

Ülke ekonomisi, Frank’ın diğer kurlar karşısında değer kazanmasına ve bunun reel ekonomiyi olumsuz etkileyeceğine rağmen öne sürülen görüşlere karşın, büyüme kaydetmeye devam ediyor. Silah endüstrisi, kimya ve ilaç sektörü, inşaat sektörü bir önceki döneme göre artış gerçekleştiren sektörler oldular. Buna karşın işsizlik oranı 2014 yılı ile kıyaslandığında %5,5 artmış durumda. Ülkedeki kayıtlı toplam işsiz sayısı 6700 kişilik artışla, 133.754 işsiz ve %3.1’lik işsizlik oranına sahip. Genç nüfus işsizliği ise (15 – 24 yaş arası) %8.4 oranında. Ülke genelinde 532 işletme /fabrika ekonomik gerekçelerle kısa süreli çalışma ( kurz Arbeit) uyguluyor. 300 binin üzerinde emekçi, kiralık işçi statüsünde çalışıyor, ve kiralık işçi sektörünün payı ve dolayısıyla da kârı giderek artıyor.Toplam milli gelir içerisinde sağlık sektörü %11’lik bir payla gelişmeye devam ederken, sektörün büyümesi %3.8 ile toplam ekonomik büyümenin yakla- şık 3 katı dolayında gerçekleşiyor. Sektörde çalışan sayısı ise artarak 239.800 kişiye ulaşmış durumda. Sağlık sektörünün ekonomi de merkeze doğru yönlen ağırlık kazanması, bu alandaki kâr vurgunlarına el ovuşturan sağlık ve sigorta şirketlerinin iştahını iyice kabartmış, artan sağlık sigortası primlerinin yanı sıra, verilen sağlık hizmetlerinin kapsama alanı giderek daraltılmış, tedavi yöntemlerinden verilen ilaçlara kadar, kısıtlamalar ve engellemeler, sigorta şirketleri tarafından hayata geçirilmiştir. Lobici şirketlerin parlamento desteği ile sağlık reformları adı altında, istedikleri yasaları çıkartır hale gelmeleri, yasal çerçevenin de bu şirketlere sunduğu keyfi uygulama alanlarının genişliği, önümüzdeki dönem boyunca da gündemde sıkça yer alacağına ve sosyal yıkım ve saldırı planlarının başında bulunacağına dair olguları güçlendiriyor.

Yine aynı dönem içerisinde, burjuva parlamento partilerinin temsil ettikleri yelpazenin söylem ve çıkarlarıyla siyasal olarak karşı karşıya gelişlerinde ve halk oylamalarında merkez sağ ve SVP’nin oluşturdu- ğu bloğun açık ‘üstünlüğü’ göze çarpmakta, sendikal çevrelerin ilan ettiği referandum ve inisiyatiflerde merkez bloğun bu ‘üstünlüğü’ elden bırakmadığı görülmektedir. Halkın ve emekçilerin yararına talep edilen bir çok yasal değişiklik, özellikle liberal ve sağ partiler tarafından merkezci devlet yapısı ile siyasal ve ekonomik özgürlükçü liberalizm arasında bir kapış- ma olarak yansıtılmış, seçimlere gelene kadar parlamento partileri, konumlarını bu tablo üzerinden güçlendirmeye çalışmıştır.

Merkez sağ partiler arasında içsel bir ‘rekabet’ devam ederken, özellikle üst tabaka burjuva liberallerin partisi, FDP’nin geçmiş yıllarda kaybettiği seçmen kitlesini geri kazanmak uğruna manevralar yaptığı, ırkçı parti SVP’nin propagandasının yoğunlaştığı alanlardaki oy geri dönüşünden etkilenerek, pay kapmak istediği görülmektedir. Son dönemlerde savaş ve katliamlardan kaçarak Avrupa’ya sığınmak umuduyla gelen mülteciler sorununun istismarının SVP kadar bu partinin de rant kayna- ğına dönüştüğü gözden kaçmıyor.

Öte yandan Japonya’daki nükleer kazadan sonra oyları- nı arttıran Yeşiller’in kanton seçimlerinde olduğu gibi genel seçimlerde de oy kaybedeceği gözleniyor.

Bu seçimlerden SVP’nin oy kaybı yaşasa dahi 1.parti çıkacağı kesin. 2011 seçimlerinde kaybettiği oyları toparlamak amacı ile yine sığınmacılara ve iltica politikasına var olan gücüyle yüklenen SVP, geçtiğimiz Haziran ayında parlamentoya sunduğu moratoryum ile iltica yasası- nın en az bir yıllığına askıya alınmasını ve SchengenDublin anlaşmasının feshedilmesini, sığınma başvurusunda bulunmuşlara hiçbir şart altında olumlu bir karar verilmemesini, gerektiğinde sınırların ordunun desteğiyle kontrol edilmesini talep etti. Göçmen düşmanlığı üstünden ayrımcılığı kışkırtan ve kaşıyan SVP’nin mülteci sorunu meselesinde top ayağından ayrılmamakta, saldırgan tutumu karşısında ise diğer partileri, sığınma sorunu etrafında dönüyor olmaya mecbur bırakmaktadır. Halkın ve emekçilerin onlarca talebi karşısında, emekçi düşmanı saldırgan bir tutum izleyen SVP ve benzeri partilerin, bu yolla oy avcılığı yaptıkları aşikâr. Ancak bu avcılığın nasıl bir sonuç getireceği ise henüz tam kestirilmiş değil. Sistematik anket sonuçları da henüz çok net bir tablo ortaya koyamıyor. Bir diğer dikkat çeken konu ise, SVP’nin kanton temsilcileri meclisinde koltuk sayısı- nı arttırıp arttıramayacağı ve bakanlar kurulunda 2.koltu- ğu kapıp kapamayacağı soruları üzerinde yoğunlaşıyor.

Mart sayımızda yayınladığımız partilerin seçim platformlarını buradan okuyabilirsiniz.

İsviçre Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu DİDF, 18 Ekim’de yapılacak seçimlerde, emekçilerin ve halkın taleplerini öne çıkaran ve savunan adaylara oy verilmesi çağrısında bulundu.

10

Seçimle ilgili yaptığı çağrıda DİDF; ‘ırkçı parti SVP’nin başını çektiği, göçmen ve sığınmacı düşmanı kesimlerin seçimler öncesinde, ölüm ve katliamlarla topraklarından koparılarak yollara düşürülen ve binlercesi bu yolculuk boyunca hayatından olan sığınmacılara kin ve nefret kusarak başlattığı kampanya ve saldırılar tamamen oy avcılığına dönüşmüş durumda. Yıllardır yürüttüğü kampanyalarla, halkı korkuya sürükleyerek, politik istismarcılık yapan bu çevrelerin ve destekçi parti ve kesimlerin, halkın ve emekçilerin çıkarlarını ve taleplerini savunuyor görünmeleri bir kandırmacadan ve kılıftan ibarettir. Emek düşmanlığı üzerinden yürürlüğe koyulmuş hayata geçirilmiş her saldırıda bu parti ve çevresinin fikir babalığı ve yönlendiriciliği de tartışılmazdır. Sosyal yaşamdan, çalışma yaşamına kadar son yıllarda artan neo liberal saldırılar işçi ve emekçiler üzerindeki kıskacı iyice daraltmış, devletin ‘sosyalliği’ hedef tahtasına konulmuştur….

Dolayısıyla halkın, işçi ve emekçilerin gerçek taleplerinin parlamentoda dillendiriliyor, işçi ve emekçilerin aleyhine yürürlüğe koyulan/koyulmaya çalışılan politikaların teşhir ediliyor olması olanağı fırsat bilinmeli, 18. Ekim’de yapılacak seçimlerde programı ve adayları ile işçi ve emekçilerin ve halklın taleplerini savunan adaylara oy verilmelidir’ denildi. Çağrıda ayrıca acil talepler olarak :

Haftalık çalışma süresinin 35 saate düşürülmesi

Kiralık çalışmanın yasaklanması

İşten atılmalara karşı yasal güvence sağlanması

Özel sağlık sigortalarının kaldırılması

Her kademede ücretsiz eğitim sağlanması

İsviçre’de yaşayan herkese seçme ve seçilme hakkı tanınması

Vatandaşlığa geçişte engellerin kaldırılması

Kadın ve erkek emeği arasındaki ücret eşitsizliğinin kaldırılması

Çocuklara ücretsiz kreş ve bakım olanağı sağlanması yer aldı.