Ev işçileri ; sömürülen bakıcılar
 ve örgütlenme olanakları 


Berna Utkutag



















    Yoğun iş saatlerinin, zorlu yaşam koşullarının sık karşılaşıldığı İsviçre’de sıkça başvurulan bir yardım ‘bakıcılar’. Bazen ev işleri için, bazen çocukların bakımı, bazen yaşlıları. Aslında çoğu zaman bakıcıların görev listesi bunlardan çok daha fazlasıyla dolu.
    İsviçre’de ise bu mesleğin vazgeçilmezleri göçmen kadınlar, daha yüksek oranla kâğıtsızlar. Oturum hakkı olmayan kadınlara ‘yardım’ eli uzatıyormuş gibi davranan işverenler aslında onların durumlarından faydalanıp, yok sayılabilecek ücretler karşılığında, bakıcıların tüm zamanını, enerjisini, emeğini istiyorlar. Pek çok zaman da bu kadınlar, fiziksel, psikolojik ve cinsel şiddete uğrasalar bile kontratsız çalışmalarının ve kâğıtsız olmalarının getirdiği baskıyla bu şiddete karşı çıkamıyorlar.
    2004 IMES rakamlarına göre İsviçre’de 100.000 ile 300.000 arasında kâğıtsız yaşayan var. Sadece 8.000 ile 10.000 arasında bir rakam Cenevre için geçerli. Flückiger 2005 raporuna göre ise, 20.000 ile 25.000 arasındaki kâğıtsız kadın, sadece Cenevre’de yarı ya da tam zamanlı biçimde ev işçiliği yapıyorlar. Bu kadınların, kontratsız bakıcılıktan başka çalışabilecekleri çok fazla seçenekleri yok. Dolayısıyla İsviçre’de yaşayabilmelerin tek yolu çok düşük ücretlere, fiziksel ve mental yorgunluğuna, onur kırıcı, hakaret ve eylemlere rağmen ev işçiliğine devam etmek.
İsviçre’nin Fransızca konuşulan kantonlarında, ev emekçilerinin çoğunluğunu Güney Amerikalı kadınlar oluşturuyor. Kadınlarla yapılan röportajlar gösteriyor ki bakıcı kadınların kendi aralarındaki güçlü iletişim bile onları bir arada tutup örgütlülüklerini arttırmak için değil, ‘senden daha kötüleri var, sık dişini’ demek için. Kendi aralarında bile ne kadar ücrete çalıştıklarını söyleyemedikleri bu sıkı rekabet ve işini başkasına kaptırma korkusu en az polis korkusu kadar da güçlü.
    İş görüşmelerinin başlangıç sorusu ‘oturum iznin var mı’ ? Bu soruya hayır cevabını alıp da vazgeçen işveren olduğunu görmedim diye anlatıyor röportaj yapılan Afro-Amerikalı kadın. Oturumunun olmadığını öğrenen işverenle daha çetin bir pazarlığa girdiğini söylüyor sonrasında da. Migros ya da Coop’ta işverenle aynı ürüne aynı ücreti öderken, aracı sayesinde alt kiracı olduğu daireye ederinin 1,5 katını ödemek zorundayken saat ücretini 10 franka çekebilmek için mücadele ediyor.
    Bakıcı kadınlar arasındaki iletişime kıyasla, işverenler arasındaki iletişim daha güçlü. İşverenler birbirlerine ‘bakıcı’ önerirken ne kadar ücretten fazlasını ödemeyeceklerini, hangi işlerin çalışma saatleri arasında yapılıp yapılmayacağını kendi aralarında konuşup, çalışma koşullarına ortak karar veriyorlar.  Zaten şikâyet etmek için polise gitmeye korkan kadınlar, çalıştıkları evden ayrılıp başka bir eve başvurmanın da çözüm getirmeyeceğini biliyorlar.
    Kontrat olmasa da, görüşme sırasında bakıcı kadınlar bazı koşulları kabul ettirebiliyorlar. Yol parasının ödenmesi, çalışma saatlerine ortak karar verme, iş tanımı... Ortada yazılı bir kontratın olmaması, bir süre sonra önceden yapılan anlaşma kurallarının değişmesine, itiraz edilmesi halinde de işten çıkarılma, polise şikâyet etme tehditlerine dönüşüyor.

    Pandemi Bakıcıları, Sefalete Ve Yoksulluğa Sürükledi
    Peki, korona virüs pandemisi bu sektörü nasıl etkiledi? Kâğıtlı ya da kâğıtsız, hiçbir emekçi devletin covid-19 yardımlarından faydalanamadı. Evden çalışmaya başlayan ya da virüs bulaşmasından korkan işverenler, çalıştırdıkları bakıcıları işten çıkardılar. Maaşı kesilen kontratsız işçiler işsizlik sigortasından faydalanamadılar. Kâğıtsız işçilerin zaten seslerini çıkaracakları hiç bir mecra yoktu. Çalışmaya devam eden işçilerin durumları ise daha parlak değil. Her gün en yoğun saatlerde bindikleri toplu taşımayla yoğun risk altında kaldıkları yetmiyormuş gibi, çalıştıkları evlerde de işverenler, ne maske ne de eldiven gibi korunma gereçlerini işçilere vermiyorlar.
    Cenevre’de örgütlü olan Meslekler Arası işçiler Sendikası(SİT)’nın, bir günden ertesi güne işten çıkarmaların, hangi sektörde olursa olsun yasak olduğu hatırlatmalarına rağmen, işverenler salgın bahanesi ile bakıcıları ön süre vermeden işten çıkardılar.
    CSIR Vaud çalışanı, 2020 Nisan ayından bu yana, ev işçilerinin her geçen gün daha fazla sosyal yardım için başvurduklarını ve B işçi oturumluların, işsizlikten kaynaklı oturumlarının uzatılmadığını belirtiyor.
    2016’da kurulan Swiss Nanny Association (SNA), İsviçre’nin tek bakıcılar derneği. Şimdilik sadece 100 üyesi bulunan derneğin en çok Filipinli ve Güney Amerikalı üyesi var. Özellikle karantina döneminde yoğun çalışan dernek, bakıcıları hakları konusunda aydınlatmayı, örgütlülüğü arttırmayı ve sektördeki sömürüyü bitirmeyi hedefliyor.
    Bir kez daha görüyoruz ki, kadın olmanın ayrımcılığına, yabancı ve kâğıtsız olmanın da eklendiği bakıcılık sektöründe kadınlar, sömürünün her türlüsüne maruz kalıyorlar. Sağlıkları, yaşamlarını idame ettirmeleri, psikolojik durumları, daha da önemlisi hakları hiç bir işverenin umurunda değil. Bizi bu sömürüden kurtaracak tek yol ise bilinçlenme, örgütlenme, mücadele ve dayanışma.