Dijital Toplum ve Dijital Kimlik

Haydar Sancar



















Bugün tekniğin ilerlemesinin, üretkenliğin artmasının toplumsal yaşamın üretiminde neden olduğu sonuçlara bakarak birçok burjuva iktisatçı, John Maynard Keynes’in 1930 yılında kaleme aldığı Torunlarımızın Ekonomik Olanakları adlı makalesine atıfta bulunurlar. 1929 bunalımının ortasında yazılan makaleyi referans alarak, Keynes’in yüz yıl ileriye bakarak tasvir ettiği toplum ve üretim ilişkileri tanımlamasını olumlar ve Keynes’in cesaretli öngörüsünden bahsederler.
Keynes’e yapılan bu olumlama daha çok, bilimsel teknolojik ilerlemenin geleceğin dünyasında yol açacağı ‘teknolojik işsizliğe’ bakarak yaptığı ‘uyarılara’ yöneliyor. Kapitalist toplumda dijital ve otomasyon dünyasının, yapay zekânın üretim ilişkilerini nasıl değiştireceğine; emeği dolayısıyla da işçi ve sınıf kavramını ortadan kaldıracağına, robotların, insanlığın refahına hizmet eden yeni bir toplumsal ilişkiler ağı yaratarak ‘refah’ dünyasının ön ayağı olacağına dair yıllardır tekrarlanan burjuva safsatalara da sos olarak kullanılmaya devam ediyor. Rus edebiyatçı Gogol’un bu konuda Keynes’den daha öngörülü olduğunu vurgulayalım. 1841 tarihinde yazılan Gogol’un Ölü Canları’nda romanın kahramanı Çiçikov’un, ölü köle köylülerin ‘kimliklerini’ satın alıp tekrardan satması üzerinden, elde ettiği servete dayanarak geleceğin kapitalist dünyasında nesnel varlıktan çekilip ayrılan ‘soyut’ kimliğinin var olabileceğine dikkat çeker ve bu biçimiyle de kapitalist üretim ilişkilerinin evirilebileceği yön konusunda Keynes’in kehanetinden daha gerçekçidir.
***
İnsanlığının maddi yaşamını üretme etkinliğinden çıkarak gelişen üretim ilişkilerinin yadsınması sonucu,  üretim biçimleri üzerinden yapılan neo liberal burjuva tanımlamalarla Keynes’in karikatürize ettiği bu toplum, Toplum 5.0 olarak yani dijital toplum olarak adlandırılıyor ve insanlığın kat ettiği tarihsel yaşam sürecinin avcılık, toplayıcılık, tarım, sanayi toplumu olarak ayrılmasının ardına eklemleniyor. Tekniğin, teknolojik her gelişmenin toplumun yaşam alanlarına sirayet etme hızı ve bu gelişmenin yol açtığı yeni üretim alanları ve iş türleri, meta dolaşımın gündelik klasik sirkülâsyonunun da yeni biçimler almasına yol açarken; bu biçimlerin kapitalist üretimin yasaları ve üstyapı organına göre yeniden tanzimini de zorunlu kılıyor.
Bu tanımlama içerisinde toplumsal işbölümünün üretici bir parçası olarak bireyler, fiili üretim ilişkileri içerisinde işgücü arzının sahibi olmasından öte, üretim içerisindeki kendi fiziki varlığından ve toplumsal ilişkilerinden türetilerek oluşturulmuş türev pazarlara soyutlanarak kazandırılmış toplumsal statü ve kimlikle, bu maddi yaşamın asal üreticisi değil de tüketici bireyleri olarak tanımlanıp ayrıştırılmıştır. İş bölümünün uluslararsılaşması, üretimin maddi dünyasından, işgücünü yenilemek üzere, tüketim dünyasının nesnelerine hareketleri, eğilimleri, davranışları ile emekçi yığınlar özneye çevrilmişlerdir. Dolayısıyla onların emek sürecinde yer almaması, işgücünü kapitaliste satarak geçim araçlarını tüketmemesi bu döngünün işlememesine neden olacaktır. Bu tüketimin dijital ortamda olmasının, tüketimin kapitalist karakterinin özüne bir etkisi yoktur. Toplum mühendisliğinin kodları olarak da formüle edilen, insan bireyin cebinde taşıdığı akıllı telefonlarla örneğin her anının, davranışlarının, tüketim eğilimlerinin an be an toplandığı, bu bilgilerin kapitalist pazar oluşumuna yönlendirici etki olarak kullanılmasının yanı sıra meta olarak satıldığı dijital toplumda, fiziki ve maddi olandan yansıyan bir kimlik ihtiyacı ayrıca var olmaktadır.
Üretim ilişkilerinde yer alışlarının yanı sıra, etnik, inanç olarak da ayrışan; çalışan kadın, öğrenci, baba, işçi, işsiz vb. gibi statülere bölünmüş bireyler bu statüleri ile de dijital dünyanın birbirinden bağımsız kimlikleri haline gelirler ve bu kimliklere sahip olma, sınırları aşan bir zincirin halkalarını oluşturmuş tekelci kapitalizmin türev pazarlarda da hâkimiyet sağlama savaşlarına kaynaklık ederler. Google, Facebook (WhatsApp) Twitter gibi tekellerin dijital dünyanın kimliklerine sahip olma savaşlarını da kışkırtırlar. Dijital dünyanın pazar savaşları tekelci kapitalizmin yasalarından bağımsız değildir. Bu noktada devlet tekeli ve kapitalist özel tekeller arası bir fark çizilerek oluşturulan argümanlar sadece sorunlu olmak kalmaz, aynı zamanda bu gerçeğin üstünün örtülmesine de neden olur. Bireylerin ulusal sınırlar içerisinde kişisel bilgilerine sahip olan en büyük tekel neticede devlettir ve uluslararası tekeller için ulus devletin sınırlarını aşarak uluslararası kimlik havuzunu oluşturma olanağı, dijitalleşmenin ve teknolojinin dünya genelinde yaygınlaşma hızı ile doğru orantılıdır. Her ne kadar bu havuzun oluşumunun, teknolojiyi kullanan ile sunan arasındaki nispi ilişki tarafından belirlendiği iddia edilse de gerçek öyle değildir. Patent, kullanım hakkı, kamu hizmetlerinden yararlanma hakkı gibi tekelci kavramlar, dijital dünyanın uygulamaları için de geçerlidir ve sadece soyut olarak ‘kimliğinizi’ değil, maddi olandan yansıyanı da kullanılan uygulamanın sahibi tekellere sunmadan uygulamaya erişim neredeyse olanaksızdır.
Bugün kapitalist pazarda karşı karşıya kalınan üretim, bölüşüm, değişim ve dolaşım ilişkilerinin, dijitalleşmiş bir kimlik üzerinden tanzim edilmeye çalışılması,  bir bürokratik eğilim olmaktan çok, türev pazarlarda ihtiyaç duyulana uygun hale gelinmesi çabasıdır. Bu dijital kimliğin oluşturulması, ister devlet eliyle ister özel kapitalist işletmeler tarafından yapılsın durumu değiştirmemektedir. Bura da devlet yaparsa daha güvenli olur algısı ki güvenlikten kasıt, kişisel bilgilerin ele geçirilerek kullanılmasıdır, tercihler üzerinde rol oynamaktadır.  
Devletin kişisel bilgilere ‘tekel’ olarak sahip olma olanakları, ‘demokratik’ karakterine göre değişiklik gösterse, bireysel hak ve özgürlükler adı altında var olan yasal düzenlemeler tarafından ‘yasal’ sınırları belirlense de tayin edici olan hâkim sınıfların ulusal ve uluslararası pazarda giriştikleri rekabet, çıkar, işbirliği ve güç ilişkileri olmaktadır. Ulus devletin uluslararası olana karşı tutumu değişmez değildir. Örneğin hatırlanacaktır, banka gizliliği ile ilgili kişisel bilgilere koruma suna İsviçre’ye ABD ve AB diz çöktürmüş, tüm bilgileri ifşa eder hale getirmiştir. Kişisel bilgilere erişimde de güvenlik olarak tanımlananın ne kadar ‘güvenli’ olduğunu belirleyen olgu yine tekelci rekabet olmaktadır. 
İsviçre de bugün ‘dijital toplumun’ ‘dijital’ ihtiyaçlarına yönelik adımlar atmayı yasal anlamda bir ihtiyaç olarak görmekte, bu ihtiyaca cevaben dijital kimlik oylamasını halka sunmaktadır. Yalnız işin kamuoyuna yansıyan ve daha çok tartışılan yönü yukarıda vurgulanan ‘güvenlik’ yönüdür. Oylamaya sunulacak dijital kimliğin özel kapitalist şirketler tarafından yapılmasına olanak sağlayacak yasal değişikliğin özü, uygulamanın güvenli olup olmadığından çok, kapitalist pazarın ihtiyaçları ile uyumluluk yaratma çabası ile ele alınması gerekmektedir. Yoksa bugün güvenli denilen şey, yapanı kapitalist tekeller yerine burjuva devlet aygıtı olsa ve bunun için güvence verse dahi yarının koşullarında rahatlıkla güvensiz bir kulvara savrulabilir.