CIA’nin “soğuk savaş” aparatı: George Orwell


Ergün ÖZALP






















    Burjuva  medya organlarının, sık sık  masabaşı, asparagas , kara propaganda içeren yayınlar yaptığı bilinir. Daha öncekiler gibi, ama  bu kez daha itinayla, algı yaratma amacıyla hazırlanmış  bir haber; geçtiğimiz yılın bu aylarında, gazete  manşetlerinde ve televizyonlarda önemli yer kapladı. Haberde, ‘’10 yaşındaki  üstün zekalı çocuk Atakan Kayalar’ın 5 ayda 250 kitap okuduğu,en beğendiği kitapların da, G.Orwel’in Hayvan Çiftliği, J.JRousseau’nun Toplum sözleşmesi, Platon’un  Devlet, ve R.Dawkings’in Gen bencildir  kitapları olduğu’’ nun büyük bir tantanayla reklamı yapılıyordu.Yine geçtiğimiz günlerde, G. Orwel’in ,‘’Büyük birader sizi gözetliyor -1984’’ adlı eserinin telif hakları süresi zaman aşımına uğradığı için, isteyen yayınevinin bunu yayınlayabileceği - ki şimdiye kadar zaten CIA desteğiyle milyonlarca basılmış, senaryolaştırılmış, birkaç kez  filmi yapılmış ve CIA’nın  en iyi soğuk savaş silahı olarak  dünyaya servis edilmişti -  kamuoyuna duyuruluyordu.Aslında egemen çevrelerin  tarikatlarda dini telkinlerle, uyduruk hadislerle yarattığı cahil neslin yanısıra, kendine hizmet edecek yarı-aydın kesimlerin beyinlerini yıkamada; ırkçılığı, bencilliği ve sömürüyü olumlayan, otoriteye saygıyı ve biat etmeyi  empoze eden  bu türden eserlerin önerilmesi; şaşılacak bir durum değil.  Fakat tüm gericliğin halk ve özgürlük düşmanlığının,’’Birey hakları,özgür düşünce, barışseverlik, diktatörlük karşıtlığı’’ cilasıyla sunulması; ABD’de , CIA mahfillerinde pişirilmiş ‘’Soğuk savaş’’ malzemelerinin  halen bayatlamadığını göstermektedir.

    CİA’nın‘Kültürel Nato’su ‘Kültürel Özgürlük Kongresi’ neden ve nasıl  kuruldu?
    2. dünya savaşı bitiminden sonra,  müttefikler ve amerikan askeri istihbarat birimleri tarafından faşist nazi artıkları sorgulanıp mahkemeye çıkarılıyordu. Bunların süzgeçten geçirilmesi esnasında; Amerika istihbaratı, bürokraside, kültür ve edebiyat alanında , askeriyede, akademide, bilim alanında   yetenekli faşistleri  seçerek; onları ABD hizmetindeki kadrolar olarak devşirip ajanlaştırıyordu.İşte ‘Kültürel Özgürlük Kongresi', Sovyetler Birliği’nin Hitler Faşizmini yenmesi sonrasında,  Avrupa’da  ve dünyada yükselen  komunizme dönük hayranlığı; Stalin’in faşizmin gömülmesindeki rolü nedeniyle büyük prestij kazanarak Amerikalıların gözünde ‘’Joe amca’’ haline gelen  imajını anti-stalinist bir kampanyayla yoketmek; ABD değerlerinin, kültür alanında  dünya egemenliğini tesis etmek için kuruldu. 
    26 Temmuz 1947’de, CIA’nın Truman yönetiminde ve Marshall planına paralel olarak kurulmasından iki yıl önce, kültür cephesindeki örgütün çekirdek yapısı neredeyse şekillenmişti,göreve hazırdı.İllegal olarak örgütlenen bu ilk çekirdek yapıda,George Orwell, Arthur Koestler, İgnazio Silone, Nabokov,Stephan Spender, Bertrand Russel gibi  dönekler kullanılmıştı. İllegal çekirdek yapı, Komunist Olmayan  Solu (KOS), tarafsız liberalleri örgütlemek, onların içine sızmak, kazanmak hedefiyle çalıştı. Bunlar ‘özgür sanat’‘seçkin modern sanat’ söylemiyle, doğrudan ABD’nin soğuk savaş stratejisinin, CIA talimatlarıyla yönlendirilmiş kültürel taktiklerin; borazanlığını yaptılar. Bu örgütün ilk faaliyetleri arasında, Avrupa’da önemsenmeyen, horlanan ABD edebiyatını tanıtarak  ilgiyi artırmak amacıyla; bazı  anti-faşist  ve solcu  yazarların eserlerini yayınladılar. ABD’nin Avrupa’da ırkçı olarak bilinen   imajını düzeltmek için, Boston Filarmoni Opera’sını, Afrika kökenli (temiz giyimli, temiz yüzlü!) sanatçılarla  donatarak Avrupa turnesine çıkartmayı organize ettiler.
    Kültür Cephesindeki  CIA aparatının ana hedefi, marksizme, komunizme, Sovyet Rusya’ya sempati duyan aydın kesimlerini; yavaş yavaş amerikan bakış açısına kazanarak, CIA’nın tetikçisi haline getirmekti. Sovyetlere karşı, Avrupa’da ABD egemenliğini kurmak, Birleşik  Avrupa’yı ve askeri ittifakını yaratmak  için  çalışılacaktı.AB daha sonra da Avrupa devletlerinin birleştirilmesi doğrultusunda çabaların, NATO’nun kurulmasıyla sonuç verdiği  söylenebilir. Soğuk savaşı başlatan CIA, Sovyetlerin her cephedeki faaliyetlerinin karşısında (sendikalar, yazar örgütleri, yayın örgütleri, barış örgütleri, gençlik örgütleri, kadın örgütleri, radyo faaliyetleri vb.) paralel örgüt ve kurumlar yaratmaya çalıştı. Sözde bu kurumlar, hükümet dışı (NGO) ‘’sivil toplum’’ örgütleriydi,ama mamalarını CIA vermekteydi.Bu bağlamda, CIA’nın Uluslararası Örgütler Bölümü (IOD), alt örgütlerine yolladığı bir genelgede şu talimatı veriyordu:’’Para miktarını özel örgütlerin kuşku uyandırmadan harcayabilecekleri miktarlarla sınırlı tutun; Amerika’nın çıkarlarının boyutlarını gizleyin; örgütün resmi Amerikan siyasetini her yönüyle desteklemesini istemeyerek dürüstlük imgesini koruyun’’.
    Yine CIA’nın üst düzey görevlisi Allen Dulles,1950 yılında CIA’nın Soğuk Savaş Programı’nın başarılı olmasını; ’’Hükümetlerden bağımsız görünen özgürlüksever insanların, doğal inançlarını temsil edermiş görüntüsü  verme yeteneğine bağlı’’ olduğunun altını çiziyordu.
Dışişleri bakanı Edward Barret ise, yalan söylemeyi şöyle meşrulaştırmıştı: ’’İçinde bulunulan yüzyıl nasıl Amerikan yüzyılıysa,doğrular da Amerika’ya ait olmalıydı.Doğruyu hakim kılmak için yalana başvurmak gerekiyorsa vurulacaktı.Koestler’in deyimiyle ‘yarı-doğru adına yüzdeyüz yalanla savaşmak’ tı bu.’’
    CIA  ajanı Donald Jemason bir toplantıda, Amerika’nın psikolojik savaşının özünü şu şekilde  özetledi: ’’Teşkilatın pekiştirmek istediği (..)Birleşik Amerika’nın yaptığı herşeyin doğru olduğu inancına kendi mantıklarıyla kendi kanaatlarıyla ulaşmış insanları yaratmaktı’’
    Kültürel Özgürlük Kongresi,yukarıda alıntıladığımız bakış açısıyla, 35 ülkede büro kurdu, yirmiden fazla ünlenmiş dergi yayınladı. En önemlisi, amiral gemisi  niteliğindeki 1953-1990 arası yayınlanan ‘Encounter’di.Ayrıca haber ajansları, radyoları, film yapımcısı firmaları da vardı.Holywood  filmlerine, senaryolara müdahil oluyor bazı sahneler sansürlenirken, ABD dış politikasına uygun mesajlar, yeni sahneler  çekilerek  filmlerin içine monte ediliyordu.ABD askerlerinin okuduğu çizgi romanların içine uygun imajlar monte edilirken, kilise papazlarının verdikleri vaizlerin düzenlenmesi de ihmal edilmiyordu.Sosyalist örgütlerin konferanslarına  paralel  uluslararası konferanslar düzenleyip finanse ediliyordu. Müzisyenlere  ve ressamlara ödüller dağıtılıyor, onların konser vermesine  sergi açmasına, Nobel  Ödülü  kazanmalarına destek olunuyordu.Çeperindeki aydın ve sanatçılardan  çengel  attıklarına, bedava lüks tatil gezileri hediye ediliyordu


    CIA’nın ‘’Boru Hat’’ları ve dönek aydınların finansmanı
    Kültür Kongresi’nin, CİA ile ilişkilerini gizlemek, para trafiğininin izlenmesini  labirentler içinde kaybettirmek üzere,  vakıflardan yararlanıldı.Büyük tekellerin ve zengin kişilerin adına kurulmuş vakıflar ‘’boru hattı ‘’işlevi için çok uygundu..Bunların en tanınmış olanları; Farfield, Ford, Rockfeller, Fullbright ve daha sonraları Kaplan vakıflarıydı.Dünyanın en saygın ve zengini olarak ünlenmiş  bu vakıfların arkasında, tröstlerin, finans kapitalin yanısıra, CIA’nin örtülü ödenekleri bulunuyordu. Bu vakıflar, CIA paralarının Kültürel Özgürlük Komitesi’ne aktarılmasında, ilk aşamada boru hattı işlevi görüyorlardı.Paralar komitede CIA ajanlarının sorumluluğunda  kadrolara dağıtılıyordu. Tüm kıtalara yayılmış  yazar, şair, ressam, akademisyen  ve müzisyen kılıklı CIA elemanları ve  yayıncıların giderleri, maaşları ödeniyor, ya da tarafsızların  ayartılıp  satın  alınmasında kullanılıyordu .Bazı yazarlar, maaşlarının vakıflara ödenen bağışlardan ödendiğini sanıyordu! Para trafiğindeki  bu aşırı gizliliğin nedenini,  Avrupa Kültür Kongresi’ndeki CIA görevlisi  Cord Meyer, anılarında şöyle açıklamıştı:
    ‘’Batı Avrupa’da  eğer özgür ve çoğulcu toplum yaşayacaksa ,demokratik partilere ve kurumlara Amerikan yardımı şarttı.Bizim yardımımızın gizli tutulması gereği, beni hiç rahatsız etmedi.Sovyet destekli aparat ile eşitsiz savaşlarında bizden yardım isteyen Avrupa’nın siyasal ve kültürel önderleri bunun duyulmamasını şart koşmuşlardı, çünkü komünistlerin propaganda şebekesi resmi Amerikan desteğinin herhangi bir açık ipucunu, onların Amerikan emeperyalizminin kuklası olduğunu gösteren bir kanıt olarak kullanabilirdi. Yardımlarımızla kendi kuyumuzu kazmak istemiyorsak tedbir ve gizlilik gerekiyordu.’’
 Kültür Kongresi’nin  yürüttüğü‘’Komunist Olmayan Sol’’ u kazanma  ve anti-sovyetik kampanyada kullanma faaaliyetinin, ABD içindeki  ayağı, Avrupa’daki ayağı ve diğer kıtalardaki faaliyetleri, CIA ‘nın kültürel  cephesine akıttığı parasal destek; çok üst düzeyde gizlilik altındaydı .Okadar gizliydi ki, aynı ‘soğuk savaş’ dönemi  Amerikasında, McCarthy yönetimindeki ‘Komunistleri İzleme ve Soruşturma Komisyonu’, liberal yazar ve bilim adamlarını komunist ajanı olarak mahkeme huzuruna çıkarır ,onların eserlerini Nazi faşistlerinin yaptığı gibi kütüphanelerinden toplatırken, CIA’nın kültür aparatı olan Kültürel Özgürlük Kongresi ise, liberal tarafsız özgürlükçü yazarlara, komunist olmayan sola destek veriyor, onların  parti ve yayınlarını finanse ediyordu. ABD’nin bu ikiyüzlü tutumu, az kalsın büyük bir yara alacaktı.McCarthy, ABD’de  yayınlanan  Partisan Review  adlı sol eğilimli  yayının parasal ağlarını  soruşturken ipin ucunun CIA’ya dayandığını görmüştü.  Büyük  bir skandalın patlaması; o dönem CIA’nın üst yönetiminin işe karışması ile engellenebilmişti
    Avrupa Kültür Kongresi , Avrupa’daki kültürel atmosferi ele geçirme çabalarında, dernekler,yayınevleri kurdu, dergiler ve çeşitli kitaplar çıkardı,Paneller ve orkestra turneleri düzenledi. Seyahat kitapları yazdırdığı ajanlarını kamufle ederek onların  serbestçe dolaşımını sağladı.Liberal aydınlara çengel atılmasında, satın alınmalarında; dönek solculardan ve troçkistlerden yararlandı.Nobel edebiyat  ödülüne müdahale ederek Pablo Neruda’nın Nobel almasına engel oldu, CIA ile birlikte  kampanya organize etti. Doğu bloku yazarları arasına sızmak için, Pen Yazarlar Birliği yönetiminin tarafsızlığı bozmak amacıyla, Arthur Miller’in Pen başkanı yapılması için kampanya yürütüldü ve bu başarıldı.’Soğuk Savaş’ döneminde  bin kadar kitabın yayınlanmasına  CIA  doğrudan destek verdi. Pasternak’ın Dr. Jivago’su, Machiavelli’nin Prens‘i, Milovan Djilas’ın Yeni sınıf (The New Class) kitapları  ve Çehov’un tüm eserlerinin basımı ve yayımı CIA finansmanıyla gerçekleşti.
    1903’te Hindistan’da doğan Birmanya’da polis teşkilatına giren Orwell, Avrupa Kültür Komitesi'nin ilk militanlarından biri olarak  1945 yılında ‘Hayvanlar Çiftliği’ni 1949 ‘da ‘1984’ romanını yazdı. Bu polis bozuntusu, 1950’de ölünceye kadar çevresinde bildiği tanıdığı demokrat ilerici, anti-Amerikan 125  aydın kişiyi; komunist oldukları gerekçesiyle ‘büyük birader’ lerine jurnalledi.Kitaplarının içeriğinde, liberal safsatalarla mevcut kapitalist düzenin  ve ABD’nin olumlanmasını görürüz. Kitaplarındaki  ABD’ye görece bazı  eleştiriler yapması; özellikle CİA’nın isteğidir.Çünkü yapılan propagandanın inandırıcı olması ve ABD desteğinin gizlenmesi için bu gerekliydi. Orwell’in felsefesi, ‘’ingiliz emperyalizmi kötüdür, ama diğer emperyalistler daha kötüdür.Tüm uluslar iğrençtir ama bazı uluslar daha iğrençtir’’ vb.  benzeri aforizmalarla,  kötünün iyisini tercih etmeye yöneltmek, düzene boyun eğdirmek üzerine kuruludur. İşte Orwell, diğer dönek arkadaşlarıyla başından 1950’de ölümüne dek bu şebekenin aktif  elemanıydı. Ölümünden sonra da,  CIA karısıyla ilişkisini devam ettirmiştir.

    Sonuç
    1960’lara gelindiğinde,Sovyetler Birliği’nin  yürüttüğü dünya barışı kampanyası, nükleer silahların yasaklanması kampanyası olumlu yankılar yaratırken, sovyetlerin uzay çağını başlatması, uzaya uydu göndermesine karşılık; ABD,  bu alanlarda geride kalmıştı. Dahası, Küba krizi, Domuzlar Körfezi çıkartması,İran’da Musaddık’a yönelik darbe,Vietnam’ı işgal girişimi, ABD’nin barışçı söylemlerinin ve CIA’nın kültür cephesinin propagandalarını etkisizleştirmiş, ABD’nin gerçek yüzü  iyice ortaya çıkmıştı.Entellektüel dünyada, aydınlar ve gençlik arasında anti- amerika ve anti-emperyalist dalga kabatmaya başlamıştı. 1966’ya gelindiğinde, zaten bir süredir bilinen  CIA’nın kültür dünyasındaki örtülü eylemleri; kamuoyunda  da  deşifre olmuştu.CIA  en sonunda  kültür cephesinde görevli sorumlu ajanı Tom Braden üzerinden ısmarlama bir röportaj yaptırtarak;‘’Kültürel özgürlük Kongresi’ne ve yönetimine ve CIA’nın  mali kaynak sağladığını ‘’ kabul etti.Vakıflar ve atlar değiştirilerek yola devam edildi. CIA, kültürel alana burnunu sokmaktan vazgeçmedi. Kültür Kongresi’nde   görev yapmış, ünlenmiş, ödül almış,CIA  talimatıyla iş tutmuş, Sovyetler  Birliği’ne, Stalin’e yönelik  dezenformasyonda  rol oynamış, sözde ‘’bireysel özgürlük’’ şampiyonu  Orwell gibi dönek yazarların  iplikleri pazara çıkınca; CİA tarafından bir kenara atıldılar. Dönekler, mali desteklerinin kesilmesi ve kimliklerinin açığa çıkması sonucu, edebiyat çevrelerindeki  itibarlarını da  kaybetti  ve  birçoğu intihar ederek yaşamlarını noktaladı. ABD ve CIA, Sovyetler Birliği’nin çöküşü ve kapitalist-emperyalist bir devlete evrilmesinden sonra da, en baştaki dünyayı Amerikanlaştırma hedefinden vazgeçmiş değildir.Vakıfları, ’STK’ları dönekleri ve kukla Akademisyenleri aracılığıyla, yayınları ve basın tröstleriyle, kültür dünyasından  asla elini çekmedi. Gelişkin iletişim teknolojilei  ve medya üzerindeki tekelci konumuyla  zehir saçmaya devam ediyor.

Not: CIA’nın sanat ve edebiyat dünyasındaki örtülü faaliyetlerini, daha ayrıntılı  öğrenmek isteyenler; İngiliz Tarihçi ve Gazeteci Frances Stonor Saunders’in, ‘’Parayı verdi düdüğü çaldı’’ adlı eserine başvurabilir