Bağlantılar
İsviçre‘nin aylık haber ve yorum gazetesi

Fuat AKYÜREK
Bazı önemli gelişmeler 

Ergün ÖZALP
'Korku'yu korkutmak!

Yaşar ATAN
Biz donatacağız gökyüzünü

B.M.AY
Kaffe oder Tee? Beides!

Haydar SANCAR
Tekerrür ve devlet aygıtı

Müslime KARABATAK
La poète de l’espoir : 
Sennur Sezer

Saadet TÜRKMEN 
Travma sonuçlarıyla yaşamak

Ali KORKMAZ
Gelecek için yeni bir seferberlik

Metin ALAN
İsviçre'deki, AB dışı göçmenlerin
 akıbetleri belirsiz

arkadas@arkadas.ch

GÜNÜN HEYKELİ: 
Medusa’nın bir başka tasviri

Medusa efsanesinin arkasındaki kadını insanlaştırmak ve anlatılan hikayeyi yeniden yorumlamak isteyen Garbati'nin “Perseus Başıyla Medusa” heykeli New York Ceza Mahkemesi’nin karşısında sergilenecek.

























Ovid’in Metamorfoz’unda Medusa, Athena Tapınağı'nda Poseidon tarafından takip edilir ve tecavüze uğrar. Athena, öfkeyle Medusa’yı korkunç bir yılan başı ve insanları taşa çeviren bir bakışla lanetler. Medusa, kurbanı olduğu suç için suçlanır ve cezalandırılır. Sonunda başını kalkanında bir kupa olarak gösteren destansı kahraman Perseus tarafından avlanır ve başı kesilir.
Floransa’da Signoria Meydanında bulunan, Benvenuto Cellini’nin 16. yüzyılda (1545-1554) yaptığı heykeli Perseus’un Medusa’yı öldürdüğü ve gururla Medusa’nın başını sergilediği bu anı dondurur. Floransa’ya yakın bir köyde büyüyen Lucious Garbati Cellini’nin heykelinin anlattığı hikayeye tam tersi bir çerçeveyle bakmayı amaçlıyor ve 2008 yılında yeni bir Medusa’yı yaratıyor. 






















Garbati’nin heykeli, Benvenuto Cellini’nin “Medusa Başıyla Perseus” heykeli ile doğrudan konuşuyor. Bu çalışma aracılığıyla Garbati, “bir kurbanı yeniyorsan bir zafer nasıl mümkün olabilir?” diye soruyor.
“Medusa’nın birçok tasviri var ve efsaneyi her zaman en kötü haliyle anlatıyorlar. Perseus’un değil de Medusa’nın zaferi neye benzerdi? Bu zaferin heykeli nasıl görünmeliydi?" diyor sanatçı. Garbati, efsanenin arkasındaki kadını insanlaştırmak ve bir canavar olarak kimliğini sorgulamak amacıyla yeni bir Medusa tasvirini ortaya çıkartıyor.
Garbati’nin heykeli, #MeToo hareketinin ortaya çıkmasının ardından 2018’de internette ün kazandı.
“Perseus Başıyla Medusa” heykeli son Harvey Weinstein davası da dahil olmak üzere yüksek profilli istismar davalarının görüldüğü New York Ceza Mahkemesi’nin karşısında sergilenecek. Nisan 2021’e kadar New York Ceza Mahkemesi’nin karşısındaki Collect Pond Park’ta görülebilecek.
Fotoğraf 1: Luciano Garbati, Perseus Başıyla Medusa, 2008-2020, Collect Pond Park (Kaynak: MWTH Project'in izniyle)
Fotoğraf 2: Benvenuto Cellini,Medusa Başıyla Perseus,1545-1554,Floransa(Kaynak: WikimediaCommons)

( Bu yazı EKMEK VE GÜL  Dergisinden alınmıştır.)

60 yılda değişenler ve değişmeyenler

Aydın Çubukçu, Ali Çarman’ın Türkiye’den Almanya’ya göçün 60. yılı için hazırladığı “Valizler Dolusu Umut” kitabını yazdı.

























Aydın ÇUBUKÇU

Yaşadığımız her şeyin ilk kez bizim başımıza geldiğini sanmak gibi bir alışkanlığımız vardır. Eğer geçmişe dair birazcık bir şeyler kulağımıza çalınmışsa, bu kez de, her şey eskisi gibi, hiçbir şey değişmiyor diye düşünmeye eğilimliyizdir. Oysa ne hayat bizimle başlamıştır, ne de her şey tekrarlanarak gitmektedir. Bunu anlamamız için geçip gitmiş olanların gözümüze, aklımıza, deneyimimize sokulması gerekir. O zaman kendi yaşadıklarımızla eskiden yaşanmış olanlar arasındaki benzerlikler ve farklar görünür ve yeryüzündeki varlığımızın yeri daha iyi anlaşılır. 

TÜRKİYE TARİHİNİN İŞÇİLER AÇISINDAN ÖZETİ
Ali Çarman’ın çalışmaları, Türkiyeli emekçilerin Almanya serüveninin en eski kökleriyle en yeni dalları arasındaki sürekliliği gösteriyor. Bu aynı zamanda Türkiye’nin ekonomik ve politik tarihinin de işçiler açısından bir özeti gibidir. Osmanlı İmparatorluğu’nun çökmeye yakın zamanlarında Almanya ile girdiği ilişkiler, sonunda I. Emperyalist savaşa birlikte girmelerine ve her ikisinin de tarihlerinin köklü bir biçimde değişmesine kadar gitmiştir. Bu büyük ve karmakarışık ilişkiler yumağı içinde, Türkiyeli işçi ve çırakların Almanya’ya eğitime gönderilmesinin görünürde hiç önemi yoktur. Oysa biraz yakından bakıldığında Osmanlı’nın bir emperyalistin himayesinde sanayileşme çırpınışının en önemli sonuçlarından birini görüyoruz. Burada, gerek dünyayı paylaşma savaşına yeni girmiş bir emperyalistin çok boyutlu girişimlerini, gerekse Türkiye’de “Kalkınma ve devleti kurtarma” arayışının çok yönlü bağlantılarının işçi sınıfı üzerinde düğümlendiğine tanık oluyoruz.
Aradan geçen uzun zaman içinde Osmanlı İmparatorluğu ve Alman monarşisi yıkılmış, Almanya bir büyük savaşta daha başrolü oynamış, Türkiye ise aynı çıkmaz yollarda çırpınmaya devam etmiştir. Bu kez yollar bir başka kavşakta birleşmiştir. NAZİ İmparatorluğunun yıkılmasından sonra, Almanya büyük bir iş gücü kaybına uğramış, savaşın yıkıntıları henüz tam anlamıyla temizlenmemişken, kapılarını “yabancı işçi göçü”ne açmıştır. Aynı yıkıntıyı yaşamış olan İtalya ve Yunanistan başta olmak üzere, işsizliğin büyük boyutlara ulaştığı ve dış borçların gırtlağına kadar çıktığı Türkiye gibi ülkeler, açılan kapıdan Almanya iş gücü piyasasına emekçilerini akıtmıştır.
Bundan sonra, işçiler için “Acı vatan Alamanya” hikayeleri başlarken, Almanya için ucuz iş gücü sayesinde yeniden emperyalist bir dev olma yolu açılmıştır. Madenler, fabrikalar, en ucuz ve zor çalışma alanları göçmen işçilerin sırtına yıkılmıştır.

GÖÇMEN İŞÇİLERİN ÖRGÜTLENME VE MÜCADELE HAYATI
Çarman’ın çalışmasında, ilk bakışta kolayca görünmeyen, ya da kasıtlı olarak gözlerden gizlenen bir başka hayat daha sergileniyor. Bu da, göçmen işçilerin örgütlenme ve mücadele hayatıdır. Özellikle Türkiyeli işçilerin Alman işçi sınıfı mücadelesine katılmaları ve bu mücadeleye yeni boyutlar eklemeleridir. Özellikle ilk yıllarda yaşadıkları zorluklar, adeta “çalışma kampları” gibi ortamlarda nefes almaya çalışmaları, bunlara ek olarak ırkçı baskı ve saldırılara maruz kalmaları karşısında giriştikleri mücadeleler, yalnızca kendi hayatlarında değil, Almanya’nın toplumsal ve siyasal hayatında da değişiklikler meydana getirmiştir.
Kuşkusuz göçmen işçiliğin en zor yanlarından birisi, dil ve kültür sorunlarıdır. Pek çoğu kendi ülkesinde de eğitimsiz bırakılmış olan işçiler, yeni hayatlarına uyum sağlayabilmek için derin acılara katlanmak zorunda kalmışlardır. Çarman’ın araştırması ve derlediği belgeler, özellikle kadın işçilerin karşılaştıkları çok yönlü baskı ve engeller konusunda önemli bilgiler sunuyor. Kadın işçiler, yalnızca geldikleri ülkenin çetin hayat koşullarından değil, aynı zamanda kendi vatandaşları olan erkek işçilerin geriliklerinden de çekmişlerdir. “Çok yönlü baskı ve engeller” dedik, gerçekten, yalnızca ekonomik bakımdan sömürülmek değil, ırkçı, erkek-egemen, cinsiyetçi ideolojilerin, geri geleneklerin etkisi altındaki erkek toplumunun aşağılık eylem ve düşünceleri karşısında kadınların direnişi ve kendi ayakları üzerinde durma mücadeleleri tek kelimeyle kahramancadır. “Ezilenlerin en ezileni” durumunda olan kadınlar, kendileri de aynı ezilmenin nesnesi durumunda olan erkek işçilere karşı varlıklarını ve kimliklerini savunmak için savaşmak zorunda kalmışlardır. İşçi kadınlar, ayrıca erkeklerin ve çocukların uyum sorunlarının çözülmesi ve genel olarak göçmen işçilerin örgütlenmesi konularında da önemli bir rol oynamışlardır
Çarman’ın çalışmaları, 60 yıl önce başlayan ve aradan geçen uzun zamana rağmen, çözümsüz kalmış boyutları ve içeriği değişmiş pek çok sorunla sürüp giden bir hayatı anlatıyor. T.C. devletinin gerici ve kışkırtıcı müdahaleleriyle iyice kördüğüm olmuş sorunlar yumağı için eski çözüm yolları tükenmiş, fakat işçi sınıfının din, milliyet, cinsiyet ayrımı gözetmesinin birlikte mücadelesi fikri güçlenmiştir. Artık içinde üçüncü-dördüncü kuşağın boy verdiği göçmen işçiler kitlesi, ırkçılığa, ayrımcılığa karşı olduğu gibi, kapitalizme karşı da birlikte mücadele için daha fazla olanağa sahiptir. Yeter ki her düzeyde örgütlenmeyi başarabilsin.