Güncel Haberler...
Bağlantılar
İsviçre‘nin aylık haber ve yorum gazetesi

Fuat AKYÜREK
Bazı önemli gelişmeler 

Ergün ÖZALP
'Korku'yu korkutmak!

Yaşar ATAN
Biz donatacağız gökyüzünü

B.M.AY
Kaffe oder Tee? Beides!

Haydar SANCAR
Tekerrür ve devlet aygıtı

Müslime KARABATAK
La poète de l’espoir : 
Sennur Sezer

Saadet TÜRKMEN 
Travma sonuçlarıyla yaşamak

Ali KORKMAZ
Gelecek için yeni bir seferberlik

Metin ALAN
İsviçre'deki, AB dışı göçmenlerin
 akıbetleri belirsiz

Çok okunanlar
Arkadaş  WEB TV
arkadas@arkadas.ch


HAKLARI YOK SAYILAN İLTİCACI ÇOCUKLAR























Berna Utkutag





    BM Mülteciler Yüksek Komiserliği geçtiğimiz yıl 80 milyon insanın zorla yerlerinden edildiği; iç savaş, baskı, şiddet yüzünden ülkelerini terk etmek zorunda kaldıklarını açıkladı. Bu insanların yüzde 68’i Myanmar, Afganistan, Suriye, Güney Sudan ve Venezüella gibi geri kalmış/gelişmekte olan ya da iç savaş yaşanan ülkelerden geliyor.
    UNICEF raporlarına göre ise, dünyada yaklaşık 28 milyon çocuk güvenli olmayan göç yollarında. Uluslararası Göç Örgütü de, her yıl binlerce çocuğun göç yollarında olduğunu ya da kaybolduğunu raporlaştırdıklarını, ama kayıtlara geçmeyenlerin de azımsanmayacak kadar çok olduğunu belirtiyor. Binlerce çocuk da istismara, sömürüye, şiddete maruz kalıp, köleleştiriliyor.
2019 Mart ayında, AB komisyonu sadece Yunanistan’da refakatsiz (anne-babaları kayıp ya da ölü, birinci veya ikinci dereceden akrabalarının olmadığı) 1600 mülteci çocuğun AB üyesi ülkelere dağıtılması için girişim başlatmıştı. Girişim sonrasında Belçika, Bulgaristan, Fransa, Hırvatistan, Finlandiya, Almanya, İrlanda, Portekiz, Lüksemburg, Litvanya ve İsviçre refakatsiz çocukları ülkelerine sığınmacı olarak kabul edeceklerini açıkladı. Almanya 300 ile 500 çocuğu kabul edeceğinin sözünü vermişken, geçtiğimiz Nisan ayında 47 çocuğun Almanya’ya ulaşmasını sağladı. Ama Yunanistan’ın verdiği raporda 5 bin 463 refakatsiz çocuğun, sadece Midilli adasındaki kamplarda tutulduğu belirtilmişti. Göç yolunun kilit noktası olan Yunanistan’da bu sayı pandemiye rağmen her geçen gün artıyor.
    Zorlu göç yolunu tamamlayabilen çocukların yaşadıkları insanlık dışı durumlar ise iltica ettikleri ülkelerin politikalarının yetersizlikleri yüzünden maalesef bitmiş olmuyor. Aşırı kalabalık kamplarda eğitim, barınma ve sağlık haklarından kısmen ya da tamamen mahrum bir şekilde sığınmacı prosedürlerinin tamamlanmasını ve sonuçta oturum almayı bekliyorlar. Bu süreç çoğu zaman yıllar alıyor. 
    Burjuva demokrasisinin “kalesi” olarak bilinen İsviçre ise, gerekenden çok daha uzun süren sığınma prosedürleri ile yetinmiyor, çocukların istismarının önüne geçmek için bile yeterli girişimlerde bulunmuyor. 
    İsviçre Sığınma ve Yabancı Hakları Gözlemevi(ODEA) 2020 yılında reşit olmayan sığınmacıların hak ihlallerini kınayan detaylı bir rapor yayınladı. 
    Sürgündeki çocuklar ve gençler, BM Çocuk Hakları Sözleşmesi'nde (CDE) de belirtildiği gibi özel koruma gerektirir. ODAE’nin bu son raporu, İsviçre makamlarının, çocukların bu haklarını sistematik olarak göz ardı ettiği ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin savunduğundan daha geride ve daha kısıtlayıcı olduğunu göstermekte. İsviçre’nin en çok ihmalde bulunduğu başlık ise, sorunlu aile birleşimi politikası. Örneğin rapor, Göç Sekreterliği'nin (SEM) İsviçre oturumunu almış bir Eritreli mültecinin aile birleşimini reddettiğini söylüyor. Eritreli ailenin, Sudan'da bir mülteci olan 16 yaşındaki oğlunun İsviçre’ye getirilmesinin mümkün olmadığını söyleyen SEM, Sudan’da iltica etmiş gencin koşullarının zor olduğunu kabul etmesine rağmen, insani vize başvurusunun dahi reddedildiğini belirtiyor.
    Aynı raporda dikkat çeken diğer nokta ise, ters aile birleşiminin İsviçre'de tanınmaması. Ebeveynlerden biri İsviçre vatandaşlığı/oturum hakkı var iken çocuğun İsviçre vatandaşlığı/oturum hakkı tanınıyor. Fakat yabancı olan eşine İsviçre’de oturum ve çalışma izni verilmiyor. Buna örnek olarak da 5 yaşındaki Kamerunlu çocuğun annesinden kopartılıp İsviçre’ye babasının yanına getirilmesi, ama anneye İsviçre’de oturum verilmemesi gösteriliyor. 
    Rapor ayrıca, ailenin vatanlarına geri gönderilmesinin çocukları için sonuçlarını da kınıyor: bağların koparılması, okul eğitiminin aksaması ve hatta kesintiye uğraması. 2016 yılında küçük çocuğuyla birlikte İsviçre'ye gelen İranlı bir başvuru sahibinin uzun yıllar suren iltica hikâyesi dikkat çekiyor. 2020 yılında SEM iltica başvurusunu, çocukların yaklaşık üç yıldır okulda olmasını, İsviçre-Almancasını akıcı bir şekilde konuşabilmesini ve entegrasyonunun tamamlanmasını göz ardı ederek reddediyor. Federal İdare Mahkemesi(TAF)’nde temyizde bekleyen dosyada, bu tek ebeveynli ailenin yasal temsilcisi, SEM'i çocuğun çıkarlarını düşünmekten tamamen kaçındığı için özellikle eleştirdi. Soruşturma da reşit olmayanların barınma haklarından endişe duyulduğu da söylenildi. Üç yıldan uzun süredir İsviçre’de yaşayan çocuğun, ülkesine geri gönderilmesi sosyal ilişkilerini zedeleyeceği gibi çocuğun eğitim hakkının da elinden alınması demek.
    Kapitalist-emperyalist savaşların, yoksullukların ve yoksunlukların çemberinde can çekişen göçmen çocuklar, bir kez daha her şeyden ve herkesten daha çok dezavantajlı konuma düşüyor, hakları istismar edilip, varlıkları yok sayılıyor. Aylan bebeğin ailesi üzerinden kamu vicdanını rahatlatmaya çalışan İsviçre’nin asıl gerçeği yayınlanan detaylı raporla bir kez daha yüzümüze çarpıyor. Çıplak ayaklı çocukların, ailelerinden zorla koparılan evlatlık çocukların kaderi göçmen çocuklarda maalesef tekrar ediyor. Faturayı en çok da çocuklar ödüyor...