Kovid-19: Bakıcı olarak
 çalışanlar acilen korunmalıdır


 Emine Sarıaslan - Unia Sendikası MYK üyesi

Korona sürecinde bakım ve huzur evlerinde çalışan sağlık personelinin ve orada yaşayanların kovid-19 dan korunmasında ki ihmaller, birçok kişinin hastalanmasına ve onlarca kişinin ölmesine neden oldu.  İkinci dalga sürecindebakıcıların ve bakım-huzur evlerinde kalanların korunması en yüksek önceliğe sahip olmalıdır. Huzurevlerinde çalışanlar ve huzurevlerinde yaşayanlar, ikinci korona dalgasından büyük ölçüde etkileniyorlar. Bakıcılar her gün enfeksiyon riskine maruz kalırken, iş yükü ve personel eksikliği artmaktadır.

İkinci korona dalgasının boyutu özellikle yaşlılar ve huzurevlerinde açıkça görülüyor - Neuchâtel kantonundaki 54 kurumdan 14'ü enfeksiyona maruz kaldı. Geçen hafta, Vaud kantonunda, yaşlılar ve huzurevlerinde yaşayan 350 kişi ve Ticino'da birkaç yüz kişi koronaya yakalandı. Bern kantonunda, huzurevlerinde çalışan yaklaşık 600 kişi onaylanmış kovid 19 enfeksiyonundan sonra ya karantinada ya daizolasyondaydı.

Bakıcı olarak çalışanların daha çok korunmaya ihtiyacı var
Yetkililerin ve politikacıların odak noktası yoğun bakım ünitelerinin kapasiteleri ve hastanelerdeki durum iken, huzurevleri ve bakımevleri tekrar unutulmuş görünüyor. Buralarda yaşayanlarla birlikte, özellikle bakıcılar daha iyi korunmalıdırlar!

Unia Sendikasının talepleri
Çalışanların test sonucunun pozitif çıkması veya kovid-19 şüphesi olması durumunda, hala işe çağrılıyor. Karantinaya alınması gerekirken çalışmaya çağrılan bakıcılar bir vicdan çatışmasıyla karşı karşıya kalıyorlar. Kovid-19 u kimseye bulaştırmak istememelerine rağmen çalışmaya zorlanıyorlar.Yöneticiler öngörülen karantinayı kabul etmek zorundalar! Semptomları olan, test sonucu bekleyen veya pozitif test sonucu ile tecrit edilen çalışanlar hiçbir koşulda çalışmaya çağrılamazlar, zorlanamazlar.

Hastanelerden bakımevlerine taşınılmamalı
İlk dalga döneminde bazı kovid 19 hastaları hastanelerden bakım evlerine taşındı. Unia, bu tür yer değiştirmelerden kaçınılmasını talep ediyor: Çünkü bakım ve huzur evleri, Covid-19 hastalarının palyatif bakımı için donanımlı değildir. Bakım ve huzur evlerinde yaşayanların kendileri de yüksek risk grubuna ait oldukları için böyle bir transferin vahim sonuçları olacaktır.

Çalışanların yükü hafifletilmelidir
Kovid-19 u bahane edilerek, sağlık çalışanlarınınhaklarına saldırılıyor, iş saatleri arttırılıyor, izinleri kaldırılıyor. Buna son verilmeli, sağlık emekçilerinin üzerindeki aşırı yük kesinlikle kaldırılmalıdır: İş kanununun asgari hükümleri gelecektede daha fazla gevşetilmemelidir. Büyük personel eksikliğini gidermek için, kanton makamları sorumluluk ve önlem almalıdır: Bakım-huzur evleri ve hastaneler karşılıklı olarak birbirlerine yardım etmeli, ihtiyaca yetecek şekilde personel çalıştırmalıdırlar. Kâr değil insan sağlığı ön planda olmalıdır. 

                     

Pandemi ve hayatta kalmanın etiği

Ölümün etiği nasıl olur? 2. Kovid dalgasının yayılması ve ilan edilmemiş sürü bağışıklığı stratejisi ile kişi başına düşen vaka sayısında liste başı ülkelerden biri olan İsviçre, hastanelerin yoğun bakım kapasitelerinin dolmasıyla beraber böyle etik tartışmasının içine sürüklendi. Sağlık Bakanlığı açıkladığı gözden geçirilmiş triyaj düzenlemesi ile bu tartışmaları genişletti. Kimisi geç kaldık daha erken tartışmalıydık derken, kimisi de içeriği eleştirdi. Peki, nedir bu triyaj kuralları? Triyaj sıralaması tıbbi tedavi ve müdahalede öncelik sırlamasını belirleyen bir dizi kural ve kriterleri içerir. Bu kural ve kriterlere göre ya da bunların geçerli olamadığı pratik durumlarda hangi hastanın öncelik hakkına sahip olacağını belirleyen sıralamalar dizinidir. En liberal önlemlerle, Avrupa’da kısa sürede liste başı olan İsviçre, yoğun bakım yatak sayısının kısa sürede tam doluluk oranına yaklaşmasıyla birlikte, kimin ölüp kimin yaşayacağına nasıl karar verileceğinin ABC’ sini yeniden düzenledi. İlk dalgada tüm kararları merkezi yönetim üzerinden alan İsviçre, bu defa asgari önlemleri ilan ederek yetkiyi kantonlara bıraktı. Fransızca konuşan kantonlar daha sıkı önlemlere yönelirken, Alman kantonlarında bu tutum gözlenmedi ve kısa sürede alarm çanları yükseldi. Bazı kantonlar nispeten daha az yoğun bakım hastasına sahipken bazıları da tamamen doldu. Sonrasında yoğun bakımda tedavi edilmek üzere hangi hastaların kabul edileceğine dair yönetmelikler yayınlandı ve bu yönetmelikler tıbbi etik başlığı altında İsviçre Tıbbibilimler Akademisi tarafından yönerge olarak yayınlandı. Bu yönergeyle belirtilen kriterler ve uygulama alanları etraflıca tanımlanmış oluyor. Yaşından, cinsiyetinden etnik kökeninden, sosyal sınıfından bağımsız olarak herkese ayrımcılığa maruz kalmadan bu hak tanınmasına rağmen, bu tanımdan bağımsız olarak tayin edici olan kaynakların mevcudiyeti oluyor ve dananın kuyruğu da burada kopuyor ve insanın aklına Sağlık kaynaklarının neden ‘kıt kaynak’ haline geldiği sorusu geliyor.
    Burjuva iktisat; üretim olanaklarını izah ederken kıt kaynaklar ve sınırlı olanaklar eğrisinden hareketle tutum belirler. Ona göre üretim faktörleri ve kaynaklar sınırlı, insan ihtiyaçları da sınırsızdır. Dolayısıyla da hareket alanı da bu sınırlılıklar içerisinde olur ve bu da doğal olarak bir tercih sorununu beraberinde getirir. Kamu alanında bu yasalar ve uygulayıcıları tarafından tayin edilirken; tüketimde piyasaya sunulan metaların hangisinin emekçilerin sınırlı burjuvaların muazzam alım gücü içerisinde hangi metaları tüketeceğinin belirlenimi daha doğrusu talep eğrisi olarak ortaya çıkar ve bu bir bütçe ile sınırlıdır. Sağlık hizmetlerinin özelleştirilerek kendisi de kapitalist üretim ilişkileri ile birlikte metaya dönüştürüldüğünden bir emekçinin nasıl bir sağlık hizmeti alacağı da bu hizmeti almak için sahip olduğu bütçe tarafından sınırlandırılmaktadır. Daha iyi bir sağlık hizmeti için daha çok paranızın olması lazımdır. Burada da varsa verilecek bir karar rasyonel davranan ve düşünen insanlar tarafından burjuva iktisadın hâkim yasaları çerçevesinde verilecek, rasyonaliteyi yine kaynakların bütçeye göre kıtlığı belirleyecektir. Nitekim öyle de oldu; Kovid salgınında Boris Johnson, Donald Trump gibi kodamanlar, milyonların doktora gitme olanağı bulmadan hayatını kaybetmesi karşısında kısa sürede ayağa dikilmişlerdir. Genel sağlık hizmetlerinde erişimde yaşanan bu reel durumun, yayınlanan yönerge ve yönetmeliklere rağmen yoğun bakım ünitelerinde de yaşanmayacağının garantisini kim verebilir ki? Veremez!  Yoğun bakım hizmetlerinin kendisi de bu genel kuralın dışında ne ele alınabilinir ne de farklılaştırılabilinir. Diğer sağlık hizmetleri gibi bu da bir metadır artık. Kullanımı ve olanakları elde edilecek kâra göre tasarlanmış ve sayısı buna göre belirlenmiştir.
    Bugün doğru düzgün bir önlem almadan halkı ve emekçi yığınları virüs salgınında kişisel sorumluluk adı altında virüsün saçtığı ölümle karşı karşıya bırakan anlayış, kârı her şey gören, ücretli emek sömürüsünden beslenen ve işgücünü sömürdüğü emekçi yığınları da bu kâr uğruna rahatlıkla feda eden kapitalist sömürü sisteminden başkası değildir. Pandeminin ortaya çıktığı zamandan beri yoğun bakım kapasitesini arttırmak şöyle dursun zımni olarak uyguladığı sürü bağışıklığı ile var olan kapasiteyi de üst limitlerde zorlayan aklın, elde maddi her türlü olanak varken halkın sağlığı yararına bunu kullanmaması ve sorumluluğu bireysel davranışa yükleyerek; yoğun bakım kapılarında kimin ölüp kimin yaşayacağına dair uygulanacak karar mekanizmasının etik olmasını ve şeklen çizilen yönergelerinin bu etikliği içermesini talep etmesi kapitalistçe zikredilmiş ikiyüzlülükten başka bir şey değildir. Gerisi ise safsatadır. 



İsviçre'nin İkinci Dalga Hazırlığı
 Konusunda Tartışma




















Federal Halk Sağlığı Ofisi (OFSP) direktörü Anne Lévy, İsviçre'nin salgının ikinci dalgasına yeterince hazırlıklı olmadığı yönündeki suçlamaları reddederek, koronavirüs karşısında İsviçre'deki durumda bir iyileşmeden bahsediyor. 

Anne Lévy, "Bir trendin tersine dönmesi gibi görünüyor" diyor. "Şu an için doğru yönde ilerlediğimize ikna oldum."  ETH Zurich tarafından yayınlanan rakamlara göre, virüsün üreme oranı şu anda İsviçre'de ortalama 0,78'de ve bu değer Fransızca konuşan kantonlarda daha da düşük.
İhtiyatlı bir şekilde iyimser olan Lévy, bazı kantonlarda hâlâ yüksek rakamlarınolduğunu söyleyerek nüfusun test edilmesini istiyor.  İsviçre'nin bir kısmının test yapmaktan bıkması ve "koronavirüs olmadığını ve geçeceğini umarak çok uzun süre beklemesinden korktuğunu ifade ediyor. Bunakarşılık aşılama ile ilgili olarak, salgın hastalık yasasına göreaşılamanın belirli durumlarda zorunlu hale getirilmesinin tartışılması gerektiğini söylüyor.
Anne Lévy, kimsenin sayıların bu kadar hızlı artmasını beklemediğini kabul ediyor. Ancak, İsviçre'nin salgının ikinci dalgasıyla yüzleşmeye hazır olmadığı eleştirilerini bir kenara itiyor. "Ne kadar iyi hazırlanırsanız hazırlanın, sonunda her şeye hazır değilsiniz" diye açıklıyor.

Yaz aylarında altyapı eksikliği giderilmedi!
Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) koronavirüs temsilcisi David Nabarro yaz aylarında “gerekli” altyapının kurulmamasını eleştiriyor. Eğer hiçbir şey yapılmazsa, 2021 yılının başında üçüncü bir dalga çıkacağını söylüyor.
Öte yandan, Bern Üniversitesi'nden epidemiyologEmmaHodcroft, Le MatinDimanche gazetesine yaptığı açıklamada yaz boyunca "sinsi" işaretler olduğunu söyledi: "Haziran, Temmuz aylarında vakalarda çok yavaş bir büyüme gördük. [...] Bu rakamlar, yaz aylarında bile salgını kontrol altına almayı başaramadığımız konusunda bizi uyarmalıydı. "
Kanton Sağlık Direktörleri Konferansı (CDS) başkanı LukasEngelberger, yetkilileri savunarak yaz boyunca olumlu bir senaryo hayal etmenin meşru olduğuna inandığını belirtti. Ancak, çok fazla gevşemenin küllerin altında yanan ateşi yeniden alevlendirdiğini hayal edebildiğini söyledi.

Eleştiriler üzerinden tartışma
Federal Meclis Üyesi UeliMaurer yetkililer tarafından seçilen yolun doğru olduğunu söyledi. Krizin kontrolden çıktığı yönündeki suçlamaları reddetti.
Maurer`in, ikinci dalgadaki yüksek ölüm sayılarının, "çıkarları tartma" mantığında "bilinçli olarak alınan bir riskin" bir parçası olduğunu, sağlığın "tartışmasız" önemliyken, ekonominin ve sosyal yaşamın da devam edebilmesi gerektiğinisöylemesi, özellikle sosyal medyada tartışmalara yol açtı. 
Anne Lévy, ekonomiyi yönetmek için yaşlıların feda edildiği suçlamalarını reddederek, zamansız her bir ölüm, "kaçınılması gereken çok sayıda trajik ölüm" olsa bile, İsviçre'nin Avrupa'nın geri kalanından çok daha kötü bir durumda olmadığını iddia etti. LukasEngelberger, İsviçre'deki durumun sonuçta çok daha kötü olup olmayacağını henüz bilmediklerini,bir yargıda bulunmak için henüz çok erken olduğunu belirtti. Oysa İsviçre’de bugüne kadar kaydedilen her 10 ölümden neredeyse 9'u, çoğunluğu 80 yaş ve üstü olmak üzere 70 yaşın üzerindeki insanları etkiledi.

Daha Fazla İnsanlık İçin Mum Yaktılar
İsviçre'de koronavirüse bağlı ölenleri anmak için bir grup insan 20 Kasım akşamı Bern'deki Federal Meydan'da 3.575 mum yakarak daha fazla insanlık çağrısında bulundular.  Onlara göre, koronavirüsle mücadelede nüfusun sağlığı birinci öncelik olmalı ve olabildiğince çok can kurtarılmalıdır. (Arkadaş)



BAĞLANTILAR

Evrensel     
       
Teori ve Eylem  
       
Yeni E         
     
Yeni Hayat    

Ekmek ve Gül         

Evrensel WEB TV