YAZARLAR

Fuat AKYÜREK
Salgının birinci yılında genel tablo 

Ergün ÖZALP
CIA’nin “soğuk savaş” aparatı: 
 George Orwell

Yaşar ATAN
Islık çalarken yıldızlar

B.M.AY
Sprechen wir darüber!

Haydar SANCAR
Dijital Toplum ve Dijital Kimlik

Müslime KARABATAK
Reform paketi eşitsizliği 
derinleştiriyor

Saadet TÜRKMEN 
İnsan olma mücadelesinde kadın  

Ali KORKMAZ
SMA’lı bebeklere acil yardım gerekiyor

Metin ALAN
İsviçre, neden 
nüfusunun iki katı aşı sipariş etti?

Berna UTKUTAG
La Chaux-de-Fonds’da 
Kâğıtsız Göçmenlere: Vatandaş Kartı

Nilgün ÖZDAL
İsviçre tarihinin karanlık sayfası 
Cadıların yakılması ve günümüze yansımaları

Emine SARIASLAN
Christoph Hatz ile söyleşi 

Yunus EKREM 
Demirci Kawa’dan bu yana sönmeyen ateş: 
NEWROZ

Atilla TOPTAŞ
Hastalanan İnsanlık, Global Çaresizlik!

Teibe ALAN
8 Mart niçin''Emekçi'' 
kadınlar günüdür?





BAĞLANTILAR

Evrensel     
       
Teori ve Eylem  
       
Yeni E         
     
Yeni Hayat    

Ekmek ve Gül         

Evrensel WEB TV  

Anasayfa    İsviçre     Dünya    Türkiye   Bilim-Yaşam    Kültür     Kadın    İletişim    Arşiv
Yolsuzluk veya kara para aklama: 
İsviçre şirketleri cezasız kalıyor









    İsviçre şirketleri, uluslararası yolsuzluk ve kara para aklama suçları nedeniyle düzenli olarak manşetlerde yer almaktadır. Ancak, sadece birkaçı mahkûm edildi. Uluslararası Şeffaflık Örgütü'nün İsviçre'deki yan kuruluşu tarafından hazırlanan bir rapor, mevzuat ve içtihat hukukundaki eksiklik ve aksaklıklara dikkat çekiyor.
Uluslararası Şeffaflık Örgütü (Transparence Internationale-TI), İsviçre şirketlerinin cezasızlığının sona ermesi çağrısında bulunuyor. İsviçre, 2003 yılında yasal ve kurumsal sorumluluk getirmiştir (Ceza Kanunun 102. Maddesi). O zamandan beri, bir şirket, yolsuzluk veya kara para aklamayı önlemek için, tüm makul ve gerekli adımları atmamışsa kovuşturmaya tabi tutulmaktadır. Çünkü bunlar ciddi suçlar olarak kabul edilir. 
Sık sık yaşanan skandallara rağmen, dünyanın önde gelen yolsuzlukla mücadele sivil toplum kuruluşunun raporunda, İsviçre şirketlerinin, 20 yılda yalnızca sekizinin mahkûmiyetle sonuçlandığını tespit etti. En son davalardan biri 2019'da Gunvor şirketinin mahkûmiyetidir. İsviçre Federal Savcılığı, Cenevre merkezli hammadde şirketini toplam 94 milyon frank para cezasına çarptırmıştı. Buna, Gunvor'un Kongo Cumhuriyeti ve Fildişi Sahili'ndeki yolsuzluk davalarıyla bağlantısı nedeniyle dört milyon frank para cezası da dahildir. Söz konusu davalardan elde edilen toplam kâr, 90 milyon frank oldu. 
2016'da St. Gallen Üniversitesi ve 2012'de Chur'daki Uygulamalı Bilimler Üniversitesi tarafından yapılan araştırmalar, yurtdışında faaliyet gösteren İsviçre şirketlerinin yaklaşık % 20'sinin yolsuzlukla ilgili sorunları olduğunu gösterdi. TI'ya göre nispeten az sayıda mahkûmiyet, İsviçre ceza yasalarının zayıflığını ve uygulamadaki eksiklikleri gösteriyor.

    Fransa ve İngiltere'de iyi uygulamalar!
    Uluslararası Şeffaflık Örgütü İsviçre Genel Müdürü Martin Hilti, "Komşu ülkelerle karşılaştırıldığında, İsviçre mevzuatı çok iyi gelişmemiş" diyor. Hilti'ye göre, yasa ve uygulaması, şirketlerin kendilerini rapor etmeleri ve adli makamlarla işbirliği yapmaları için yeterli teşvik sunmuyor.
Bununla birlikte, işbirliği olmadan, özellikle uluslararası karışıklıkların olduğu büyük davalar söz konusu olduğunda kanıt toplamak zordur. Hilti, "Şirketin kendini ifşa etmesi ve işbirliği olmadan, bir şirketi eylemlerinden sorumlu tutmak zordur" diyor.
Rapor, Fransa ve İngiltere'yi söz konusu suçlarla mücadele konusunda iyi uygulamaların olduğu ülkeler olarak gösteriyor. Fransa'da yasa, suçlanan bir şirketin savcı ile bir anlaşma imzalaması halinde davadan kaçmasına izin veriyor. Ancak bunu yapmak için, bir uyum programına bağlılık dahil olmak üzere, belirli yükümlülükleri yerine getirmesi gerekiyor. 2016 yılında yürürlüğe girdiği günden bu yana Fransız şirketleri her türlü suçtan sık sık mahkûm ediliyor.

    Yolsuzluğun kısır döngüsünü kırmak
    TI, İsviçre'nin bu örneği izlemesinin iyi olacağını söylüyor. Özellikle, kendi kendilerine bildirimde bulunan firmalara cezasızlık imkânı sağlamak uygun olacağını belirtiyor. Kanun koyucular ve savcılar, adli işlemler dışında da anlaşma sonuçlandırmaya yönelik mekanizmaları daha iyi düzenlemelidir. Hilti, "Prosedürün nasıl işlediğini, ne kadar sürdüğünü ve ne kadar beklemeleri gerektiğini tam olarak bilirlerse, şirketler sorunu çözmekle ilgilenirler. Genellikle yolsuzluğun kısır döngüsüne yakalanırlar," diyor.
Uluslararası Şeffaflık Örgütü başka eksikliklere de dikkat çekiyor. Diğer şeylerin yanı sıra TI, yaptırımların yeterince caydırıcı olmadığı görüşünde. Beş milyon franklık para cezasının üst sınırı artırılmalı ve mahkûmiyet durumunda şirket için adli sicil kaydına girilmelidir. TI ayrıca yetkililerin uygulamalarında şeffaf olmadığını, önceki tüm mahkûmiyetlerin, kapalı kapılar ardında gerçekleşen ceza yargılamalarının sonunda verilmiş olduğunu vurguluyor. Bu yöntem, İsviçre'deki tüm süreçlerin % 90'ında kullanılmaktadır. Bir mahkemede herhangi bir ücret talep edilmediğinden, bir anlaşmanın basitçe tamamlanmasını sağlıyor. TI için bu uygulama şeffaflık ilkesiyle çelişiyor.

    Reform süreci!
    Kurumsal ve yasal sorumluluk yasası, yürürlüğe girmesinden bu yana, Parlamentonun gündeminde tartışılan olağan bir madde olmuştur. Ancak şimdiye kadar ceza sürelerinin uzatılması ve miktarlarının artırılması çağrısında bulunan parlamento üyelerinin müdahaleleri reddedilmiştir.
Federal Savcılık, Parlamento tarafından tartışılan ceza hukuku reformunun bir parçası olarak yeni bir belge önerdi - "şirketler için ertelenmiş kovuşturma". Bu mahkeme dışı uzlaşma ile iddianamenin belirli bir süre ertelenmesini mümkün kılacaktır. Şirket, bu süre içinde Federal Savcılığın yükümlülüklerini yerine getirmeyi başarırsa, işlem durdurulabilir. Aksi takdirde, federal müfettişler hâkime suç duyurusunda bulunacaktır. Ancak hükümet, önerilen yasal değişiklik için kendi soruşturma organının önerisini bile dikkate almadı. (Arkadaş)



Nestlé Kuzey Amerika’daki Su Kaynaklarını Sattı










İsviçre merkezli, dünyanın en büyük gıda şirketlerinden Nestlé 17 Subat’ta, Kuzey Amerika’daki  “su kaynaklarını” 4,3 milyar dolara ABD’li finansal yatırımcı One Rock Capital Partner’a sattığını resmen duyurdu. Poland Spring, Deer Park, Ozarka, Ice Mountain, Arrowhead ve Pure Life gibi markaların yanı sıra ABD’de faaliyet gösteren içecek dağıtım şirketi ReadyFresh de bu şirkete satıldı.

Bölgesel Ve Küresel Tepkilerin Etkisi
Dünya çapında su kaynaklarını satın almakla ünlü olan Nestlé, son yıllarda zaten kısıtlı olan Afrika ve Kuzey Amerika’daki su kaynaklarını kendi tekeline alması nedeniyle bölgesel ve küresel tepkilerin odağına yerleşmişti. Nestlé’nin, özellikle Kuzey Amerika ve Afrika’daki su ticareti, kampanyalara ve çok sayıda belgesel filme konu edildi. Buralardaki doğal su kaynaklarını satın alan gıda devi Nestlé, her yıl milyarlarca dolar kâr elde ettiği su kaynaklarını, burada yaşayan insanların, hayvanların yaşamı ve doğanın talanı pahasına işletmeye devam etmesinden dolayı eleştirilerin ve protestoların hedefi olmuştu.
Nestlé CEO’su Mark Schneider, “Bu satış, uluslararası seçkin markalarımız, yerel ve doğal mineralli sularımız ve yüksek kaliteli, sağlıklı hidrasyon (suyu işleme) ürünlerimize odaklanmayı sağlamak için yapıldı” diyor. Ama California'da, Nestlé grubunun sattığı markalardan biri olan Arrowhead, eyaletteki şiddetli kuraklığın kötüleşmesine katkı sağlamakla suçlanmış ve 2018 yılında yetkililer tarafından soruşturma konusu olmuştu.
Nestlé bu satışla hem üzerine yoğunlaşan tepkileri bir nebze olsun uzaklaştırmayı ve hem de esas işine -“tanınmış” markalarına- yoğunlaşmayı hedefliyor. Nestlé zaten bir süredir su ticaretini Perrier, S. Pellegrino ve Acqua Panna gibi “seçkin” markalara odaklı yürüttüğünü açıklamıştı. Schneider, “Magnezyumla zenginleştirilmiş su gibi ‘işlevsel su’ üretimine yeniden odaklanmak istiyoruz. Küresel su ticaretini dönüştürmeye ve bunu uzun vadeli, kârlı büyüme ile uyumlu hale getirmeye devam ediyoruz” dedi. Nestlé “kârlı büyümeyle uyum” için su ticaretinin Çin’deki bölümünü Ağustos 2020’de satmıştı.

Nestlé İçin Su Ticareti “Yüksek Büyüme Potansiyelli” Bir İş!
Su, aslında Nestlé’nin “yüksek büyüme potansiyelli” olarak tanımladığı “ticari” ürünlerin başında yer alıyor. Ancak su ticaretinde Kuzey Amerika’da bir süredir yüzde 7,9’luk bir gerileme yaşanmış ve “beklenen büyüme sağlanamıyor” denmişti. Bu nedenle Nestlé’nin, bir süredir hazır gıda gibi, yüksek büyüme potansiyeli taşıyan alanlara yatırım yapması şaşırtıcı karşılanmadı. Şubat ayının başında Nestlé’nin söz konusu alıcı şirketle pazarlığı basına yansımıştı. Nestlé patronları, 8 binin üzerinde markaya ve 194 ülkede toplam 450 civarında fabrikaya sahip.
 
Suyun ticarileştirilmesi insan hakları ihlâlidir!
Nestlé “yüksek büyüme potansiyeline sahip” su ticaretinin Kuzey Amerika sahasından kârlı bir satışla çekildi. Onun yerini, servetine servet katmak isteyen ABD merkezli One Rock Capital Partner alacak. Senaryo aynı, aktörler farklı!
Tüm insanların, ücretsiz ve sağlıklı suya erişmesi temel insani bir haktır. Bu nedenle suyun “yüksek büyüme potansiyelli” bir meta olmaktan çıkarılması için dünyanın dört bir yanında insanlar mücadele ediyorlar ve kazanıyorlar. Benzer şekilde, çok sayıda “skandal” haberle gündeme gelen Nestlé de, bölgesel ve küresel protestolar ve tepkiler sayesinde “temiz su tedarikçisi” imajının sahteliği deşifre edildiğinden geri adım atmak zorunda kalmıştır. (Arkadaş)