GŁncel Haberler...
İsviçre‘nin aylık haber ve yorum gazetesi
MAIL:arkadas@arkadas.ch
Heidi’nin ayakları neden çıplaktı? / Sevim AKYÜREK
' Eğin dedikleri' : Soykırım kavşağında küçük bir şehir   / Ergün ÖZALP
1848 Şubat Devrimi’nin tarihsel önemi  / arkadaş
İsviçreli işçilere veda mektubu  / LENİN
İsviçre de oy kulanırken dikkat edilecek hususlar A.KORKMAZ
Ermeni soykırımı ve demokrasi  / Aydın ÇUBUKÇU
İşçi Partisinin din karşısındaki tutumu  / LENİN
Almanca birinci baskıya önsöz  / Karl MARX
Almanca ikinci baskıya önsöz  / Karl MARX
Devrimin kızıl  gülü  / Nuray SANCAR
10 maddede marksizm neden hala güncel?  / Arif KOŞAR
Evlilik sonrası aile birleşimi  / Ursula METZGER
Otomatik bilgi değişimi göçmen emekçiyi eziyor / arkadaş
Tarihi bu kör talihi nasıl çevireceğiz? / Müslime KARABATAK 
Komunikasyon  / Mehmet TURAN 
Vatandaş olmak için ne yapmalıyız?  / Mehmet TURAN 
Ekim Devrimi’nin uluslararası önemi üzerine  / J. STALİN



Çok okunanlar

'Kanal İstanbul' dan Montrö'ye 
Metin Göktepe Mezarı başında anıldı
Boyun eğmedi bu çocuklar 
Evrensel 25.yaşında
EMEP: Krize,şiddete,eşitsizliğe karşı Gücümüz Birliğimiz!

Ekonomi kimin için iyi?  
Gençler kayıp, kadının adı yok, 
işsizlik zirvede, intihar yaygın



















Bülent FALAKOĞLU


Hükümet sözcüleri bağırıyor: Sanayi verileri iyi geldi müjde!
Karşı cevap geliyor işsizlik verilerinin açıklanmasıyla: Neyleyim işsizliği azaltmayan sanayi verilerini.
Hükümet sözcüleri müjdeliyor: Enflasyon düştü!
İtiraz yükseliyor, gıda harcamalarının azaldığını gösteren perakende satış rakamlarının açıklanmasıyla: Madem enflasyon düştü biz neden boğazımızdan kısıyoruz!
Aslında...
Yoksulluğu, işsizliği, açlığı, yoksunluğu dikkate almadan yapılan her, ‘ekonomi iyi’ değerlendirmesi...
Reklam
Ne kadar yüksek sesle vurgulanırsan vurgulansın hiç karşılık bulmuyor!
Dün açıklanan işsizlik verileri durumun vahametini bir kez daha gösterdi.

***
Ağustos ayına ilişkin işsizlik verileri açıklandı.
Gördük ki...
İşsizlik, Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri olmaya devam ediyor.
Turizmin, tarımın, inşaatın coştuğu, istihdam yarattığı bir yaz ayı olan ağustosta işsizlik artmış.
Geçen yıla göre işsizlik 2,9 puan artarak yüzde 14 olmuş.
İşsiz sayısı bir yılda 980 bin artarak 4 milyon 650 bin kişi oldu.
En son Şubat döneminde işsiz sayısı 4 milyon 730 bin kişi olmuştu.
Ekonomi iyiye gidiyor ama işsiz sayısı hızla Şubat’ın kötü günlerine dönüyor.
İlginç değil mi(!)
Öte yandan yüzde 14 işsizlik oranı, son 15 yılın ağustos aylarındaki en yüksek işsizlik rakamı.
İşsizlik oranı son 15 yılın zirvesinde yani.

GENÇLER YİTİK!
Genç nüfusta (15-24 yaş) işsizlik oranı 6,6 puanlık artış ile yüzde 27,4’e çıktı.
Ne işte ne eğitimde olan, nerede olduğu kayıt altında olmayan yitik gençlerin oranı yüzde 30’u aştı!
Aslında genç işsiz sayısında rekor artış yaşandı.
15-34 yaş grubunu içine alan geniş yaş tanımlı genç işsiz sayısı ise 2 milyon 801 bine çıkarak Cumhuriyet tarihinin zirvesini gördü.
AB’de genç işsizlik ortalaması yüzde 16,2 iken Türkiye’de neredeyse her 3 gençten biri işsiz durumda.
“2007-2018 yılları arasında genç istihdamını Avrupa Birliğinde en fazla artıran ülke olduk” diyen... Aile, Çalışma Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, bu verilere ne diyor acep?
Kadınlar açısından da vahim acı tablo var ortada.
Kadınlar da işsizlik oranı 17,9.
Tarım dışında daha kötü: Yüzde 22,7.
Genç kadınlarda ise... Yüzde 34,6!
Türkiye’de 31 milyon çalışabilir kadın nüfusu içerisinde iş talep eden 11 milyon bile değil.
Çalışabilir yaştaki kadınların sadece yüzde 35’i istihdama katılıyor. Bunların da yaklaşık 5’te birine iş verilemiyor.
Ya kendisini, ‘ev kadını’ olarak tanımlayan 11 milyon 477 bin kadının yarısı iş isteseydi? Sonuç nice olurdu!

***
Kentler işsizlerle dolmuş.
Zira tarım dışı işsizlik oranı yüzde 16,7!
Tarım işsizliği gizliyor.
İşsizliği göründüğünden daha az gösteren, gizleyen başka çarpıcı veriler de var.
Örneğin istihdama katılım.
TÜİK diyor ki... 15 yaş üstü nüfusun yüzde 53,9’u işgücüne katılıyor.
Buna göre hesaplayalım şimdi.
TÜİK verilerine göre...
15 yaş üstü nüfus Ağustos 2018- Ağustos 2019 arasında 855 bin kişi arttı.
Ama bu artan nüfusun sadece 191 bin kişisi işgücü piyasasına katılmış.
Yani yüzde 22’si...
Oysa TÜİK’e göre işgücüne katılma oranı yüzde 53,9.
Eğer bu oran yeni nüfusa uygulansaydı...
İşsiz sayısı 270 bin kişi daha çok olacaktı.
Geçmiş krizlerde 15 yaş üstü nüfus artışından çok daha hızlı bir şekilde işgücüne katılım artıyordu.
Yani kriz çıkınca kadınlar ve evin genç bireyleri de iş aramaya başlıyordu.
Bu krizde öyle olmuyor.
İşsiz kalan sessizce kenara çekilip, ‘hükümeti rahatsız etmeyelim’ diye iş aramıyor.
İlginç(!)

İŞSİZ KALAN UZUN SÜRE İŞ BULAMIYOR
İşsizlik oranı, işsiz sayısı kadar bir önemli konu daha var: İşsizlikte geçen süre!
İnsanların işsiz geçirdiği süreler giderek uzuyor.
TÜİK verilerine göre...
1 yıldan daha uzun süredir işsizler ordusunda yer almaya devam edenlerin sayısı 1 milyon 133 bin kişi.
Bu da bir rekor!
İlk defa iş arayanların sayısı 412 bin kişi.
İşsizlerin ezici çoğunluğu kısa süre önce işini kaybetmiş insanlardan oluşuyor.
***
Ümitsiz olduğu için iş aramayan fakat çalışmaya hazır olan 2 milyon 248 bin kişiyi devlet işsiz saymıyor.
Çalışanların da yüzde 36,1’i kayıt dışı çalışıyor.
Son bir yılda sigortalı sayısı yarım milyondan fazla azaldı.
Ağustosta yüzde 14’e fırlayan işsizlik, yeni ekonomi programında bu yılın ortalaması bazında öngörülen yüzde 12,9’luk tahminin tutmayacağının da göstergesi.

***
TÜİK dün perakende satışlarını da açıkladı.
Takvim etkilerinden arındırılmış sabit fiyatlarla...
Gıda, içecek ve tütün satışları yüzde 2 azalmış.
İnsanlar boğazlarından kesmişler.
İş, aş vermeyen bir ekonomi kimin için iyi?
Ekonomik veriler olumluya dönüyormuş. Kimin için?..

İYİMSER RAKAMLAR YAŞAMLA UYUŞMUYOR: İNTİHARLAR BİR ŞEY ANLATIYLOR
Üç çeyrektir daralan ekonomi için iyi haberler geliyormuş.
İyi de...
Geçen yılın son çeyreğinde başlayan üç çeyrektir süren daralmanın ortalaması yüzde 2,2 iken.
1994, 2001, 2009 krizlerinde bu ortalama 2-3 kat daha fazlayken...
Neden, geçmiş krizlerle kıyaslanamayacak kadar sınırlı daralmaya rağmen işsizlik hepsinden büyük?
Demek ki...
Rakamsal iyilikler, olumluluklar hayata pek değmiyor.
İşsizlik rakamları bir şey anlatmıyorsa...
Bari şu intiharlar bir şey anlatsın.
Siyanürle ailelerin bir bir yok ediyor kendilerini.
Önce Fatihte 4 kardeş...
Bakkala, elektrik idaresine, ev sahibine borç bırakarak dünyayı terk etti.
İki gün sonra...
Antalya’da ikisi çocuk 4 kişilik bir aile ölü bulundu.
Babanın arkasında bıraktığı mektupla bu olayın da bir intihar olduğu anlaşılmıştı.
Geçim derdi nedeniyle, babanın kararı olduğu anlaşılan bir felaketti bu!
Dün de...
İstanbul Bakırköy’de bir dairede anne-baba ve çocuklarının cansız bedeni bulundu.
Kuyumcu bir işadamının siyanürle ailesini yok ettiği anlaşıldı.
Tutanağa yazıldı: ‘Aşırı derecede borçlanmanın etkisi ile bunalım.’






Fuat AKYÜREK
Başdöndüren gelişmeler 

Ergün ÖZALP
'Kanal İstanbul'dan Montrö'ye..

Yaşar ATAN
Buz ülkelerini ısıtan ozan:
Ogdo Aksenova

B.M.AY
Die sache mit dem Wünschen

Haydar SANCAR
Verimlilik problemi 


Müslime KARABATAK
'Son Eylül'


Saadet TÜRKMEN 
Mülteci krizi,sığınma ihtiyacı,
dayanışma ve ötesi


2019 yılında 1736 işçi yaşamını yitirdi

İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG), 2019 yılı iş cinayetleri raporuna göre geçen yıl en az bin 736 işçi yaşamını yitirdi.


















İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG), 2019 yılı iş cinayetleri raporunu açıkladı. 
Kadıköy Süreyya Operası önünde yapılan açıklamada İSİG Meclis Üyesi Onur Deniz konuştu. 2019 yılında en az bin 736 işçinin yaşamını yitirdiğini açıklayan Deniz, devletin ve sermayenin iş cinayetlerinin önlenmesine yönelik adım atmadıklarını söyledi. Deniz, “Birinci dertleri tabii ki daha fazla para kazanmak için İSİG önlemlerini almamak. Ancak bir de beka sorunları var. O da işçilerin işyerlerinde hiç ses çıkarmaması, örgütlenmemesi, söz ve karar haklarının olmaması, boyun eğmeleri ve tabii ki kapitalist sistemi sorgulayamamaları. Bu süreçte Soma, Torunlar, Ermenek, 3. Havalimanı gibi onlarca katliam yaşandı. Ancak Soma örneğinde görüldüğü gibi patronlar serbest, işçi ailelerini savunan avukatlar tutuklu. Ya da 3. Havalimanındaki gibi iş cinayetlerini protesto eden işçiler dayak yiyor, tutuklanıyor ve hâlâ davaları devam ediyor” dedi.

67 ÇOCUK İŞÇİ YAŞAMINI YİTİRDİ
Deniz, rapora ilişkin şu bilgileri verdi:
Yaşamını yitirenlerin 29’u 15 yaş altında olmak üzere 67’si çocuk işçi.
Çoğunluğu Suriyeli ve Afganistanlı olmak üzere 112’si göçmen/mülteci işçi.
181 işçi İstanbul’da, 74 işçi İzmir’de, 72 işçi Antalya’da, 71 işçi Kocaeli’de; 66 işçi Bursa’da ve 56 işçi Ankara’da yaşamını yitirdi.
İşçilerin 442’si tarım, 336’sı inşaat, 234’ü taşımacılık, 105’i belediye/genel işler, 104’ü ticaret/büro, 70’i metal, 63’ü madencilik ve 50’si enerji işkolunda çalışıyordu.
Ölüm nedenlerinin 392’si trafik/servis kazası, 285’i ezilme/göçük, 259’u yüksekten düşme, 202’si kalp krizi/beyin kanamasıydı.”

TALEPLER
Neoliberal ekonomi modelinin işçilere ölüm getirdiğini aktaran Deniz, taleplerini şöyle açıkladı: “Ölen işçilerin yüzde 98’i sendika üyesi değildir. Yani sendikasız çalışmak ölüm demektir. İş cinayetlerinin önlenmesi, sağlıklı ve güvenli çalışmanın ön koşulu işçi katılımıdır. İşçiler ancak sendikalaşarak bunu sağlayabilir. Ülkemizde sendikaya üye olan işçiler işten atılıyor, sermaye işyerlerinde sendika istemiyor ya da istediği sendikayı getiriyor. Devlet daha ileri giderek sendikaların yapacağı basın açıklamalarını, toplantıları ve grevleri yani toplu pazarlık hakkını yasaklıyor. Bu noktada işyeri İSİG kurulları, çalışan temsilciliği ve genel olarak sendikal örgütlenme üzerindeki baskılar sona erdirilmelidir. Grev yasaklarına son verilmelidir.
İşyerlerinde işçilere keyfi bir biçimde iş tanımı dışında işler yaptırılıyor. Çalışma saatleri günde 10-12 saate ulaşıyor. Mesai ücretleri, izin hakları vb. verilmiyor. Özellikle taşeron işçiler bu koşullarda çalışırken şimdi taşerona rahmet okutacak kiralık işçilik gibi kölelik uygulamaları getiriliyor. Özelde veya kamuda tüm güvencesiz çalıştırma biçimlerine son verilmelidir...
İş cinayetlerinin sorumlusu patronlar, bürokratlar ve siyasiler yargılanmıyor. Yargılananlar ise çoğunlukla günah keçisi haline getirilen iş güvenliği uzmanlarıdır. Yine mahkemeler iş cinayetlerini cezalandırmıyor, failleri ‘24 taksitli para cezası vererek serbest bırakıyor’. İş cinayetlerinin sorumlusu patronlar, bürokratlar ve siyasiler yargılanmalıdır.” (İstanbul/EVRENSEL)


Bağlantılar