Güncel Haberler...



Fuat AKYÜREK
Yeni bir atılımın eşiğinde 

Ergün ÖZALP
Suriye'de diplomatik mola!

Yaşar ATAN
O aşk hiç unutulmadı

B.M.AY
Leben um zu kaufen?

Haydar SANCAR
'Yeşil dalga' hangi kıyıya çarpacak?

Müslime KARABATAK
İşçilerin işçi yazarı: Lisel Bruggmann 

Saadet TÜRKMEN 
Entegrasyon,dil entegrasyonu ve 
ötesine dair seçme perspektifler

İsviçre‘nin aylık haber ve yorum gazetesi
MAIL:arkadas@arkadas.ch
Bağlantılar
ermeni soykırımı ve demokrasi 
/  Aydın Çubukçu 


SOYKIRIM MI?
 100 yıl öncesinde gerçekleşen büyük felaket, Ermeni halkının bu topraklardan silinmesiyle ve mallarına, mülklerine, topraklarına el konulmasıyla sonuçlandı. İşin “etnik temizlik” olarak adlandırılabilecek yanı elbette büyük bir insanlık suçu olan soykırım kavramı kapsamındadır; ama bugüne kadar uzanan etkisi, siyasal ve ideolojik planda demokrasi mücadelesinde değerlendirilmesi gereken özellikler taşıyor. 
Ermeni Soykırımı’nın temelinde, Osmanlı İmparatorluğu’nun savaş içindeki durumundan çok, savaş öncesi ilişkiler ve sonrasına dair hesaplar bulunmaktadır.


























 Abdülhamid zamanından başlayarak, ağır vergilendirme yoluyla Müslümanlaştırma yöntemi denenmiş, Ermenilere ait köyler boşaltılıp topraklar Kürt ağalara dağıtılmış, yalnız bu uygulamalar bile uluslararası sorun haline gelmişti. Ünlü Berlin Protokolü ile Ermeniler üzerindeki baskıların hiç olmazsa hafifletilmesi sağlanmış- sa da, İslamlaştırma ve topraksızlaştırma uygulamaları devam etmiştir. 
Abdülhamid’e muhalif İttihat Terakki Cemiyeti, Ermeni siyasal akımlarını bir ittifak gücü olarak değerlendirmeye teşebbüs etmiş, bugünkü deyimle bir “Ermeni Açılımı” programı geliş- tirmiştir. Başta sosyalist Ermeniler olmak üzere bu programı desteklemiş ve İttihat ve Terakki’nin düşüncesinde geçici bir yer tutan bu taktiğe katılmışlardır. Ermeni siyasetçilerin İttihat ve Terakki’den talepleri üç maddeden ibaretti: 
- Valilerin ortak belirlenmesi,
 - Yerel güvenlik görevlilerinin yüzde 30’unun Ermenilerden oluşması,
 - Kürtlerin Ermenilerden aldıkları toprakların geri verilmesi ve Abdülhamid’le iş birliği yaparak Ermenilere zarar veren Kürtlerin cezalandırılması, 
Ne var ki, İTC, bir darbeyle iktidarı ele ge- çirdikten sonra bu “açılım” rafa kaldırılmış ve Ermeni sorunu hakkında Abdülhamid uygulamalarına dönülmüştür. Özellikle yoksul Ermeni köylülüğü üzerindeki baskılar, silahlı direnişlere yol açmış, Ermeni silahlı grupları bir yandan Osmanlı kuvvetlerine direnirken, bir yandan da sivil Müslüman köylerine misilleme eylemleri ermeni soykırımı ve demokrasi 53 yapmıştır. Ardından, kitlesel göç ettirme başlamış, asıl katliam da bu süreçte gerçekleştirilmiş- tir. Yüzbinlerce Ermeni köylüsü, esnafı, kadın ve çocuk “Suriye çöllerine” doğru yola çıkarılmış, yol boyunca “çetelerin” saldırısıyla tekrar tekrar soyulmuş, öldürülmüş, köle olarak kaçırılmıştır. 
Böylece ortaya çıkan ve Osmanlı ideologları tarafından “mukatele” (karşılıklı katletme) olarak adlandırılan durum, Müslüman Türk ve Kürt ölümleriyle Ermenilerin neredeyse sıfıra kadar kırılması karşılaştırıldığında “karşılıklı” kelimesinin arkasına sığdırılamayacak kadar büyük bir katliamdır. Sürüp giden sonuçlarına bakıldığında da, bir zamanlar bütün dünyanın “Ermenistan” olarak bildiği topraklarda bugün hemen hemen hiç Ermeni kalmamış olması dolayısıyla, uluslararası “soykırım” tanımına giren bir uygulamadır. 
Konuya tam açıklık getirebilmek için, Birleş- miş Milletlerin bu konudaki tanımına bakılabilir: “Ulusal, etnik, ırksal ve dinsel bir grubun bütü- nünün ya da bir bölümünün yok edilmesi niyetiyle girişilen şu hareketlerden herhangi biridir: grubun üyelerinin öldürülmesi; grubun üyelerine ciddi bedensel ya da zihinsel hasar verilmesi; grubun yaşam koşullarının bunun grubun bütü- nüne ya da bir kısmına getireceği fiziksel yıkım hesaplanarak kasti olarak bozulması; grup içinde doğumları engelleyecek yöntemlerin uygulanması; [ve] çocukların zorla bir gruptan alınıp bir diğerine verilmesi.”
 Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Engellenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin bu tanımının 1915’ten başlayarak asıl olarak iki yıla yayılan, fakat bugün bile kimi uç uygulamalar halinde devam devlet politikasına uyduğunu görebiliriz. Bu maddede sayılanların “herhangi biri” soykırım kavramını doldurmaya yeterken, Ermeni halkı hepsine maruz bırakılmıştır. Diğer tartışmalar, yani “düşmanla işbirliği yapmak”, “bağımsız Ermenistan kurmak üzere Osmanlı İmparatorluğu’nu bölmek için ayaklanmak” vs. gibi toptan yok etme eylemini haklı ve meşru göstermeye yönelik propagandalara verilecek cevaplar, bu tanımın sunduğu kanıt yanında gereksiz kalıyor. 
Bu yüzden bu konuyu tartışmak yerine, soykırımın günümüzdeki etkileri ve demokrasi mücadelemiz açısından yerine bakmakta yarar var.

 ERMENİLERİN YOK EDİLMESİ: SİYASET VE İDEOLOJİ 
Osmanlının çöküş döneminde, farklı “kurtuluş reçeteleri” arasında, önceleri devrimci bir rol oynayan İttihat ve Terakki Fırkası, özelikle Balkanlar’da gelişen milliyetçi akımlara karşı ve Rusya’da göç etmiş kimi aydınların düşünsel öncülüklerinde Pantürkizm akımını benimsemişti. 
Çarlık Rusya’sında eğitim görmüş Tatar ve Azeri aydınları arasında 20. yüzyılın ilk yıllarından itibaren Panslavizm hareketine benzeterek ortaya atılan Pantürkizm, Asya Türklerinin ortak bir dil kullanmasına yönelik çalışmalar içinde doğdu. 1905 Rus Devrimi sırasında Kırımlı Gasprinski, Azerbaycan’lı Hüseyinzade Ali (Turan), Kazan Tatar’larından Yusuf Akçura, Başkırt’lardan Zeki Velidi (Togan), Azerbaycanlı Ahmet Ağaoğlu, Kazanlı Sadri Maksudi (Arsal) ve Hiveli Mustafa Çokayef (Çokay) hareketin önde gelen isimleriydi. Her biri aynı zamanda Çarlığa karşı siyasal mücadele içinde de yer alan, sosyalist, sosyal demokrat ilerici aydınlardı. 1905 Devrimi’nin yenilgisinden sonra çoğu Türkiye’ye gelerek İttihat ve Terakki hareketi içinde yer aldılar.

 Yüzbinlerce Ermeni köylüsü, esnafı, kadın ve çocuk “Suriye çöllerine” doğru yola çıkarılmış, yol boyunca “çetelerin” saldırısıyla tekrar tekrar soyulmuş, öldürülmüş, köle olarak kaçırılmıştır. Bu durum, Müslüman Türk ve Kürt ölümleriyle Ermenilerin neredeyse sıfıra kadar kırılması karşılaştırıldığında “karşılıklı” kelimesinin arkasına sığdırılamayacak kadar büyük bir katliamdır. Sürüp giden sonuçlarına bakıldığında da, bir zamanlar bütün dünyanın “Ermenistan” olarak bildiği topraklarda bugün hemen hemen hiç Ermeni kalmamış olması dolayısıyla, uluslararası “soykırım” tanımına giren bir uygulamadır

 Hareketin önderleri içinde özellikle Enver Paşa, onların düşüncelerinin yalnızca Osmanlı İmparatorluğu’nu kurtarmakla kalmayıp bütün Asya’ya hükmedecek yolu açacağına inandı. Osmanlı’nın çok uluslu yapısının gittikçe çözülmekte olduğu, özellikle Bulgar ve Yunan milliyetçi akımlarının bağımsızlıklarını kazanarak ilerlediği bir dönemde, Anadolu’da da Ermeni milliyetçiliğinin gelişmesi, İTF’nin “kendi milliyetçiliğini” keşfetmesine yol açtı. Türkçülük, Osmanlı’nın diğer milliyetler karşısında yeni bir kimlikle çıkmasına temel olabilirdi! Osmanlılık üstkimliğinin birleştiremediği halkı, Türkçülük birleştirecekti! Hasım kendini milliyetiyle tanımlayınca, Türk’ün de kendi kimliğiyle ortaya çıkması doğru olacaktı, sanki. 
Ermeni Soykırımı, hem Türkçülük akımının ideolojik dayanaklarından biri olmuştur, hem de 1915 sonrasında, katliamı örgütleyen, bizzat yöneten ve Anadolu’da uygulayanların sağlam ideolojisi halinde kök salmıştır. Denilebilir ki, Türkçü milliyetçiliğin Ermeni Soykırımı ile ilişkisi, bugün de kendisini gösterdiği gibi, “etle tırnak gibi” birbirini beslemiştir. Bugün eskiden Ermeni nüfusun yoğun olduğu bütün illerin eşraf ve esnafının, toprak sahiplerinin tümünün aynı zamanda en sıkı “milliyetçi-Türkçü” olmaları rastlantı değildir. 

Ayrıntılı olarak Nevzat Onaran’ın çalışmasında1 gösterildiği gibi, Ermeni mallarının, topraklarının, evlerinin, bahçelerinin, dükkânlarının Müslüman esnaf ve eşraf eline geçmesiyle birlikte büyük bir sermaye el değiştirmiş ve bu “Ermenilerin geri gelmesi” gibi baş edilmesi imkânsız bir korku yaratmıştır. Böyle bir şeyin gerçekleşmesi, bu kesime, şimdi ellerinde bulunan, dedelerinden kalma bütün malın, mülkün tekrar el değiştirmesi anlamına gelmektedir. Anadolu’nun büyük kesiminde Ermenilerin, Karadeniz şeridinde de görece küçük olmakla birlikte Rumların “kesilip kovulması” bu yüzden, “milli tarihin en şanlı sayfaları” olarak kutsanmaktadır. Anadolu’da Soykırım’ın coğrafyası dışında kalan tek vilayet, kasaba göstermek imkânsız gibidir. Mülkiyete el koyanlar, halkın diğer kesimleri üzerinde şiddetli bir milliyetçi ve Ermeni düşmanı ideolojinin baskısını kurmuşlar, kendi siyasal örgütlerinin (Cumhuriyet dönemi dâhil bütün siyasal partilerin) ideolojisini ve politikalarının da bu yönde olmasından güç alarak, kimin daha milliyetçi olduğunu kimin daha çok Ermeni düşmanı olduğuyla ölçmüşlerdir. 
Geniş halk yığınları üzerinde, komşuluk, akrabalık gibi ilişkilerin anısının yıkılmasına yönelik bu propagandayla sürekli ve ağır bir baskı kurulmuştur. 
Demokrat Parti’nin ilk seçim kampanyasında, İstanbul’dan Ermeni ve Rum milletvekili adayları gösterilmesi karşısında, CHP’nin “bunlar, güç bela kovduğumuz Ermenileri, Rumları geri getirmek istiyorlar” diye propaganda yaptığı hatırlansın; bu temalar hiç değişmemiştir ve bugün de, yakın tehlike olarak bir başka halkın gösterilmesi –örneğin Kürtlerin– değişmemiştir. Uzun bir düşmanlaştırma süreciyle birlikte ilerleyen “malı mülkü kaptırma” kaygısıyla beslenmiş Ermeni düşmanlaştırmasının yanında Kürt’e düşmanlık devede kulak kalır. Fakat her demokratik talebin, her toplumsal uyanış işaretinin karşısına aynı kirli silahın çıkarılması geleneği sürmektedir ve Ermeni Soykırımı, hem Türkçülük akımının ideolojik dayanaklarından biri olmuştur, hem de 1915 sonrasında, katliamı örgütleyen, bizzat yöneten ve Anadolu’da uygulayanların sağlam ideolojisi halinde kök salmıştır. Denilebilir ki, Türkçü milliyetçiliğin Ermeni Soykırımı ile ilişkisi, bugün de kendisini gösterdiği gibi, “etle tırnak gibi” birbirini beslemiştir. Bugün eskiden Ermeni nüfusun yoğun olduğu bütün illerin eşraf ve esnafının, toprak sahiplerinin tümünün aynı zamanda en sıkı “milliyetçi-Türkçü” olmaları rastlantı değildir. Ermenilik, Ermeniler hâlâ bu ahlak dışı propagandanın en kullanışlı malzemesi olmaya devam etmektedir. 
Son olarak Melih Gökçek’in kendisinin Ermeni olduğunu söyleyen birisine açtığı davada “tiksinti verici bir biçimde” terimini kullanması, Erdoğan’ın “affedersiniz, daha iğrenç biçimde Ermeni…” lafını aşmıştır! 
Her ikisinde de ideolojik şekillenmelerinin yanı sıra, politik kaygılar rol oynamaktadır. Bu sözlerin seslendikleri kitlede yapacağı etkiyi bilerek, o eski ve yerleşik nefret ve korkunun gücünün farkında olarak kullandıklarından kuşku duyulamaz. 
Ermeni sorunun günümüz demokrasi mücadelesinde taşıdığı önem bu noktada başlıyor. Geçmişte de, Komünizmle Mücadele Dernekleri ya da adı “Milli” ya da “Türk” ile başlayan her dernek, parti hatta sendika, kitlesini seferber etmenin, üye kazanmanın geçerli yolu olarak Ermeni düşmanlığını kullanmış, her ilerici hareketi ya da kişinin Ermeni (veya Yahudi, olmadı Rum piçi) olduğu iddiasını “siyasal çalışmanın” başlangıç noktasına koyardı. Öyleyse, başta Ermeniler olmak üzere Müslüman ve Türk olmayan halklara karşı işlenmiş ağır insanlık suçunun kabul edilmesi ve özür dilenmesi önemli bir silahın düşmesi anlamına gelecektir. 
Bu yalnız bir tarih hesaplaşması olmayıp, siyasal iktidarların kendi suçlarıyla yüzleşirken halk kitleleri önünde gerçek yüzlerinin açığa çıkması, şanlı tarih dedikleri kanlı geçmişin aldatıcı muhtevasının örnek üzerinden görülmesi, ideolojik mücadele kapsamında bir kazanım olacaktır. 

DEMOKRASİ MÜCADELESİ VE ERMENİ SORUNU 
Geçmişe, ezenler ve ezilenler arasındaki mücadelenin tarihi olarak bakmanın günümüzü algılamak bakımından da önemi vardır. Ermeni Soykırımı, her şeyden önce, dinleri ve ulusal kimlikleri bakımından farklı bir ulusun ezilişidir. Ermeniler, hemen her dönemde dinleri dolayısıyla ağır vergi yükü ve mülksüzleştirme tehdidi altında yaşamışlardır ve bütün propagandanın aksine, Osmanlı’nın ezilen topluluklarından biri olmuşlardır. Son dönemlerindeki siyasal mücadeleleri, tümüyle demokratik bir muhtevaya dayalıdır ve kendi kaderlerini tayin hakkının savunulmasıdır. 
Tarihin hangi döneminde, dünyanın hangi bölgesinde olursa olsun, bir halkın ulusal ve demokratik kurtuluş mücadelesi, tartışmasız yanında duracağımız bir mücadeledir. Kaldı ki, o dönemin ciddi belgeleri, Ermenilerin bir özerklik politikası yürüttüklerini, Ortadoğu’ya yayılmış Ermenilerin özerk birliğini savunduklarını gösteriyor. Ne olursa olsun, ayrılma ve ayrı devlet kurma hakkı dâhil, bunun onların tarihsel hakkı olduğu inkâr edilemez. Yıkılmakta olan bir imparatorluk içindeki diğer bütün halklar gibi (Türk halkı da buna dahildir) ayrılma ve ayrı devlet kurma hakkına sahiptiler. İmparatorluğun yıkılmasından hiçbir halk sorumlu değildir ve uyguladıkları siyaset “hainlik, bölücülük” gibi tanımlara asla sokulamaz. 

Ermeni mallarının, topraklarının, evlerinin, bahçelerinin, dükkânlarının Müslüman esnaf ve eşraf eline geçmesiyle birlikte büyük bir sermaye el değiştirmiş ve bu “Ermenilerin geri gelmesi” gibi baş edilmesi imkânsız bir korku yaratmıştır. Böyle bir şeyin gerçekleşmesi, bu kesime, şimdi ellerinde bulunan, dedelerinden kalma bütün malın, mülkün tekrar el değiştirmesi anlamına gelmektedir. Anadolu’nun büyük kesiminde Ermenilerin, Karadeniz şeridinde de görece küçük olmakla birlikte Rumların “kesilip kovulması” bu yüzden, “milli tarihin en şanlı sayfaları” olarak kutsanmaktadır. 

CUMHURİYET DEVLETİ VE BÜYÜK SUÇUN KALINTILARI
 İTC’nin bütün bir Ermeni halkını yok etmeye yönelik politikasının uygulayıcıları, gizli Teşkilat-ı Mahsusa örgütüdür. Günümüzde hâlâ kullanılan kimi komplo, suikast, sabotaj dahil her türlü yasa dışı eylemin planlayıcısı, geliştiricisi olan bu örgüt, Milli İstihbarat teşkilatının kökeni, daha sonraki bütün özel harp uygulamalarının ve özel örgüt tiplerinin de babası olmuştur. Hiç Geçmişe, ezenler ve ezilenler arasındaki mücadelenin tarihi olarak bakmanın günümüzü algılamak bakımından da önemi vardır. Ermeni Soykırımı, her şeyden önce, dinleri ve ulusal kimlikleri bakımından farklı bir ulusun ezilişidir. Ermeniler, hemen her dönemde dinleri dolayısıyla ağır vergi yükü ve mülksüzleştirme tehdidi altında yaşamışlardır ve bütün propagandanın aksine, Osmanlı’nın ezilen topluluklarından biri olmuşlardır. Son dönemlerindeki siyasal mücadeleleri, tümüyle demokratik bir muhtevaya dayalıdır ve kendi kaderlerini tayin hakkının savunulmasıdır. abartmadan denilebilir ki, Abdülhamid’e darbeden Mustafa Suphi’lerin öldürülmesine, Ermeni Soykırımı’ndan Hrant Dink cinayetine kadar, aralıksız ve kuşaktan kuşağa devredilerek gelen bir geleneğin sahibidir. Bir başka deyişle, devletin süreğen, inatçı ve karanlık yüzünün, her hükümet tarafından benimsenip korunan ve devredilen temel ve vazgeçilmez aygıtıdır. Adı, kuruluş ve işleyiş biçimi değişse de ana işlevi ve temel hedefleri değişmemiştir. Ermeni Soykırımı’nı ifşa etmek ve devletin bu suçtan dolayı özür dilemesini talep etmek, bu örgütün tarihsel varlığına, ideolojisine ve günümüzde de sürüp giden faaliyetlerine karşı mücadele demektir. 

SONUÇ 
Ermeni Soykırımı konusunda, elbette insani ve vicdani bir tavır takınmak, yok edilmiş bir halkın acısını hissetmek her sosyalistin temel özelliklerinin dile gelişi olacaktır. Ancak sorun bundan ibaret değildir. Bir bütün olarak tarihteki yeri, günümüzdeki uzantıları, siyasal ve ideolojik etkileri açısından bakıldığında, Ermeni Soykırımı’nı demokrasi mücadelesinin bir yanı olarak ele almamız zorunludur. Sınıf mücadelesi içinde, toplumun bu yöndeki tepkilerini ve eğilimlerini değerli bir kuvvet olarak görmemiz, geliştirmemiz ve ilerletmemiz gerekmektedir.

1 Nevzat Onaran, “….”, Evrensel Basım Yayım, ….

Heidi’nin ayakları neden çıplaktı?
/ Sevim AKYÜREK

Soykırım kavşağında küçük bir şehir: Eğin 
/ Ergün ÖZALP

1848 Şubat Devrimi’nin tarihsel önemi 
/ arkadaş

İsviçreli işçilere veda mektubu 
/ LENİN

Ermeni soykırımı ve demokrasi 
/ Aydın ÇUBUKÇU

İşçi Partisinin din karşısındaki tutumu
 / LENİN

Almanca birinci baskıya önsöz 
/ Karl MARX

Almanca ikinci baskıya önsöz 
/ Karl MARX

Devrimin kızıl  gülü 
/ Nuray SANCAR

10 maddede marksizm neden hala güncel? 
/ Arif KOŞAR

Evlilik sonrası aile birleşimi 
/ Ursula METZGER

Otomatik bilgi değişimi göçmen emekçiyi eziyor
/ arkadaş

Tarihi  bu kör talihi nasıl çevireceğiz? 
/ Müslime KARABATAK 

Komunikasyon 
/ Mehmet TURAN 

Vatandaş olmak için ne yapmalıyız? 
/ Mehmet TURAN 

Ekim Devrimi’nin uluslararası önemi üzerine 
/ J. STALİN

Çok okunanlar

Sovyet devriminin önderi Vladimir İlyiç Ulyanov Lenin kimdir?

EMEP: Bolivya’da ABD destekli darbeyi kınıyoruz

İzmir’de Evrensel’in 25.yılı etkinliği

Basel’de edebiyat günleri