O TAHTA AT












Yaşar Atan
atanyasar@yahoo.de




On yıl süren Troya savaşları sırasında kullanılan O Tahta At’ın öyküsü, dillere destan olmuştu …

Gerçekten de Troya savaşlarının sonuna doğru, tanrı Apollon’un yardımıyla Troyalı Paris’in fırlattığı ok; gücüyle ve yürekliliğiyle dillere destan Yunanistanlı yarı ölümsüz Ahilleus’un silahlara tek duyarlı yeri olan topuğuna saplandı. Ve Ahilleus da, yürekler yakan çığlıklar ata ata, son soluğunu verdi…
Onun ölümüyle de Yunanistanlı işgalci ordular, artık çok zor duruma düştüler…























Müzisyen tanrı Apollon


On yıldır Yunanistanlı yağmacılara geçit vermeyen Troyalılar da, haliyle daha çok yüreklendiler….

SAVAŞ SURLARIN DIŞINDAYDI HEP

Savaş gene hep Troya’yı koruyan surların dışında sürüp gidiyordu.
Bir çeşit vurkaç savaşına dönüşen bu çatışmalarda bazen Troyalılar bazen Akhalı ordular üstünmüş gibi görünüyordu… İlk başlarda tasarladıkları gibi bir yengiye ulaşamamanın umarsızlığıyla Yunanistanlı Başkral Agamemnon ve komutanlar, yeni bir yönteme başvurmanın gerekli olduğunu düşündüler. Akıllarına da hemen demirbaş bilicileri Kalhas’a başvurmak geldi! Başvurdukları bilici Kalhas da, biraz düşündükten sonra; “Bir atmaca, avını saklandığı kovuktan çıkması için bir kuytuda pusuya yatıp nasıl beklerse, bizim de Troyalıların kapılarını açmalarını sağlayacak buna benzer bir yöntem uygulamamız gerekir,” dedi.

ODİSSEUS AT KONUSUNU DESTEKLEDİ

Yunan ordusunda akıllılığı ve kurnazlığıyla ünlü kral Odisseus da hemen söze girdi: “ Kalhas’ın söyledikleri çok doğru! Troya’yı alabilmemiz için hemen bugünden bir tahta atın yapımına başlayalım! Yapacağımız bu tahta atın içine en gözüpek arkadaşlarımızı saklayalım. Sonra da artık savaştan caymışız gibi barınaklarımızı, çadırlarımızı ateşe verelim. İçimizden bir kısmını surların yakınlarındaki bir kuytuda pusuya yatıralım. Kalanlarımız da, gemilere binip denize açılsın. Gemiler Bozcaada’ya doğru yol alırken, Troyalılar bizi surların üzerinden izleyecek ve bizim gerçekten de çekip gittiğimizi sanarak sevinçten havalara uçacaklar!..” .




















Troya Atı.

Bu öneriyi hepsi de gönülden benimsedi!... Tepe gibi yüksek, gemi gibi sağlam sözkonusu tahta atın yapım hazırlıklarına başlandı hemen…
Ve kısa sürede de tahta atın ayapımı tamamlandı!

AT BÜYÜK BİR TİTİZLİKLE HAZIRLANDI


Artık en gözüpek kahramanların atın karnına yerleşmesine geldi sıra...Ölen komutan Ahilleus’un oğlu, ardından savaşın sözde nedeni güzel Helena’nın kocası Meneleos ve kurnaz Odiseus gibi yürekli komutanlar, bir bir atın karnına sığıştılar…

Elleri arkasından kelepçelenen casus Sinon da, dev atın ayakları dibine yatırıldı.
Bütün çadır ve barakaları da ateşe verdiler. Sonra da artık çekip ülkelerine dönüyormuş gibi gemilerine atlayıp Bozcaada’ya doğru yelkenlerini açtılar...
Surların kulelerindeki Troyalı nöbetçi askerler, Yunan kamplarından alevlerin yükseldiğini ve yelkenlerini açan gemilerin çekip gittiklerini görünce, haliyle sevinçten şaşkına döndüler!..

ARAYA CASUS DA GİRDİ

Troyalı askerler, surlardan dışarı çıkıp Yunan ordularından  boşalan savaş alanına doğru koşuştular. Deniz kıyısında da dev gibi tahtadan bir at görünce büsbütün şaşırdılar. Bu arada dev atın ayakları dibine sinmiş, kolları arkadan bağlı, tir tir titreyen casus Sinon’u buldular! Haliyle uzun uzun sorguladılar Sinon’u. Doğruyu söyletmek için ona işkence de uyguladılar. Ama Sinon her  seferinde aynı sözleri yineliyordu:“Yunanlılar on yıldır süren bu savaştan artık bıktılar. Yurtlarına dönmeden önce de tanrıların elçisi Kalhas’ın önerisiyle; tanrıçaları Atena’ya armağan edilmek üzere bu dev atı yaptılar. Siz Troyalılar da bu dev atı surların kapısından sığdırıp kentin içine alamayacaksınız. Atena da savaş sırasında sizleri desteklemediği için ona adanmış bu kutsal atı parçalayıp yakacağınızı düşündüler. Böylece öfkelendirdiğiniz tanrıça da Troya’yı yakıp yıkacak! Ayrıca tanrıçaya kurban edilmek üzere beni seçtiler. Ellerimi böyle bağladılar. Ben de dün gece bir yolunu bulup kaçtım. Gelip bu kutsal atın altına gizlendim…”

Casus Sinon’un her sorgulamada yinelediği bu sözlerden sonra, Troyalı komutanlar arasında ikilik çıktı. Komutanların büyük bölümü; tanrıça Atena’yı öfkelendirmemek için tahta atın surlardan içeri alınmasını öneriyordu. Birkaç komutan da, bunun bir savaş hilesi olabileceği düşüncesindeydi. Ama en açık konuşanı, Troyalı rahip Laokon’du... Çünkü o, atın karnının boş olduğunu, içinde büyük olasılıkla gizlenmiş askerler olabileceğini söyledi.. Bir de atın kuyruğuna “Beni içeri alın”!..diye tuzak kokan bir  levha asılıydı!!!

KİMSE LAOKON’UN DEDİKLERİNE ALDIMADI

Bütün bunları söyleyen soğukkanlı Laokon’un sözlerine kimse kulak asmadı! Ertesi günü Troya kralı Priyamos’un buyruğuyla Laokon; Yunanlıların çekip gitmeleri onuruna tanrılar adına iki boğayı kurban etmek üzere, iki oğluyla birlikte deniz kıyısındaki sunağa geldi. Ne var ki Laokoon; sahilde halkın önünde tam boğaları kurban etmek üzereyken, denizden çıkagelen iki azman yılanın burgaçları arasında, iki oğluyla birlikte can verdi!… Aslında bu ceza; Laokon’un rahibi olduğu tapınakta bir zamanlar, tanrının heykeli önünde, yasak olmasına karşın karısıyla sevişmiş olmasından kaynaklanan bir günahın bedelinden başka bir şey değildi!..























Azman yılan, Laokon’u ve çocuklarını boğarken.

Ne Troyalı komutanlar ne de halk, hiç kimse haliyle bu gerçeği bilmiyordu.
Artık tahta at, Troyalıların hemen hemen hepsinin gözünde büyük bir kutsallık kazandı.
Artık Troyalılar, tahta atı surlardan içeri aldılar. Aynı gece atın karnından çıkan casuslar, surların kapılarını açtılar… Böylece surlardan içeri giren Yunanistanlı askerler de, Troya’yı talanladılar; sonra da yakıp yıktılar…
Böylece Troya uygarlığı, büyük ölçüde yok edildi…

oOo

Mitolojiyle ilgilenen okurlarımız için son çıkan kitabımız:


- HOMEROS’UN İZİNDE – İLYADA ÖYKÜLERİ