MAIL:arkadas@arkadas.ch


GŁncel Haberler...
Bağlantılar
İsviçre‘nin aylık haber ve yorum gazetesi
Çok okunanlar

Yapışkan işsizlik








Erkan AYDOĞANOĞLU


İşsizlik gibi, işini kaybedenler ve aileleri başta olmak üzere, toplumun geniş kesimini ilgilendiren bir konuda açıklanan resmi veriler, çoğu zaman gerçekleri olduğu gibi yansıtmak yerine, en açık gerçeklerin bile üzerini örten, halkın önemli bir bölümünün işsizlik ile ilgili doğruları öğrenmesini engelleyen bir işlev görüyor.
TÜİK’in 2019 yılının son üç ayını kapsayan işsizlik verileri hafta başında açıklandı. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın ifadesiyle ülke ekonomisinde yaşanan ‘ekonomik dengelenme’ açısından 2019’un son üç ayı en başarılı dönem olarak kabul ediliyor. Öyle ki, aynı döneme ilişkin büyüme rakamlarının yüzde 5’in üzerinde açıklanması bekleniyor. Buna rağmen 2019’un son üç ayında hesaplanan resmi işsiz sayısı 4 milyon 308 bin, işsizlik oranı ise yüzde 13.3 olarak açıklandı.
Ekonomik krizin fiili olarak başladığı ağustos 2018’de işsizlik oranı yüzde 11.2 iken, ekonominin toparlanmaya başladığının iddia edildiği kasım 2019’da işsizlik oranının yüzde 13.3 olarak açıklanması dillerden düşürülmeyen ‘ekonomik dengelenme’nin işsizler açısından hiçbir anlam ifade etmediğini gösteriyor.
TÜİK’in resmi verilerine göre Türkiye’de iş gücünün yüzde 70’e yakını (yüzde 69.3) ücretli ve yevmiyeli çalışanlardan oluşuyor. Kendi hesabına çalışanların istihdama oranı yüzde 16 iken,  işverenlerin oranı sadece yüzde 4.5. Ücretsiz aile işçisi kategorisinde olanlar ise istihdamın yüzde 10’unu (2 milyon 758 bin) oluşturuyor.
TÜİK verilerine göre çalışmaya hazır olmasına rağmen, resmi iş bulma kanallarına başvurmayan 2 milyon 226 bin kişi var. Normal koşullarda işsiz olan, ancak iş gücüne dahil edilmediklerinden işsizlik hesabına katılmayanları dikkate aldığımızda yüzde 13.3 olan resmi işsizlik, birdenbire yüzde 18.63’e (6 milyon 534 bin) çıkıyor. Üstelik bu oran iş gücüne katılma oranının yüzde 52.5 olduğu koşullarda geçerli. İş gücüne katılma oranı OECD ortalaması düzeyinde (yüzde 70) olsaydı, Türkiye işsizlik oranında dünya liderliği için yarışıyor olurdu.
TÜİK tarafından açıklanan işsizlik oranlarının gerçek durumu ne kadar doğru yansıttığına yönelik çok sayıda veri bulunuyor. Örneğin Türkiye’de kasım 2018-kasım 2019 döneminde iş gücünü oluşturan 15 yaş üstü nüfus 944 bin artmasına rağmen sadece 182 bin kişinin iş gücüne katılmış olması dikkat çekici. Her yıl ortalama 600 bin kişinin iş gücüne dahil olduğu bir ülkede iş gücüne katılımın bu kadar sınırlı olması, resmi işsizlik oranlarının gerçekte olduğundan daha düşük hesaplanmasına neden oluyor. Öte yandan kasım 2019 döneminde 9-11 ay işsiz kalanların oranı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 53, bir yıl ve daha uzun süreli işsizlerin oranı ise yüzde 36 artmış. Başka bir ifadeyle 9 aydan fazla süredir işsiz olanların toplamı 1 milyon 336 bini buluyor. Bütün bu veriler Türkiye’de işsizliğin neden giderek yapışkan hale geldiğini gösteriyor.
Halkın tükettiği temel tüketim ürünlerinin fiyatları sürekli artarken enflasyon oranlarının gerçekte olduğundan daha düşük hesaplanmasında olduğu gibi, işsiz sayısı gerçekte artarken işsizlik oranlarının olması gerekenden daha düşük hesaplanması artık hiç kimseyi şaşırtmıyor.
Patronlara işsizlik sigortası fonundan kaynak aktarmaktan başka hiçbir sonuç vermeyen ‘istihdam seferberliği’ uygulamalarının işsizlik sorununun çözümü noktasında hiçbir işe yaramadığı görülüyor. Ülke ekonomisinin sürekli şahlandığına ilişkin hamasi nutuklar atıp yalan manşetlerle halkı kandırmak yerine, gerçek anlamda istihdam yaratmayı hedefleyen, keyfi işten atmaları engelleyen somut adımlar atılmadıkça işsizlik sorununun çözülmesi zor görünüyor.



Türkiye Suriye’deki askerlerini 
geri çeksin, mültecileri Avrupa’ya karşı kullanmaktan vazgeçsin!












Önceki gece cihatçı grupların denetiminde olan İdlib’de, Suriye ordusunun açtığı ateş sonucunda 33 Türk askerinin yaşamını yitirmesi, Türkiye hükümetinin izlediği politikanın ne kadar yanlış olduğunu bir kez daha gösterdi. Haftalardır böylesine bir çatışma ihtimalinin arttığı bilinmesine rağmen hükümetin askerileri geri çekmeye yanaşmaması acıların yaşanmasına yol açmıştır. DİDF olarak saldırıda yaşamını yitiren bütün askerlerin yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz.
Gelişmeler, Türk askerlerinin artık Suriye topraklarında kalmasının daha fazla ölüm ve gözyaşı anlamına geldiğini bir kez daha gösteriyor. Bu nedenle hükümet zaman kaybetmeden Suriye’ye gönderdiği bütün askerileri geri çekmelidir.
Saldırı sonrasında NATO’yu desteğe, müdahaleye çağırmak ise çatışmaların yatışmasına değil daha fazla büyümesine yol açacaktır. Başta ABD olmak üzere, batılı güçler Suriye sahasında Türkiye’yi Suriye ile doğrudan savaştırarak bölgedeki planlarını hayata geçirmekten çekinmeyecekler. Böylesine bir savaşın bölge halkları için bugüne kadar olandan daha büyük bir felaket olacağı da açıktır.
Bu nedenle hükümet, Türkiye’ye büyük bedeller ödeten ve savaş tehdidi ile karşı karşıya bırakan politikasına son vermeli, cihatçı çetelerle işbirliğinden vazgeçilmelidir.
İdlib’de 33 askerin öldürülmesinden sonra Türk hükümetinin bir kez daha ülkedeki sığınmacıları bir şantaj olarak kullanılması ise kabul edilemez. Savaştan kaçmak zorunda kalan sığınmacılara sahip çıkma yerine onları uluslararası politikalarda pazarlık malzemesi haline getirmek ikiyüzlülük ve istismarcılıktan başka Bir şey değildir. Savaştan ve yıkımdan kaçan insanlar üzerinden pazarlık yapılmasına son verilmelidir.
Asıl çözüm, başta Türkiye’de olmak üzere bölgede bulunan Suriyeli sığınmacıların güvenli şekilde ülkelerine dönmelerini sağlayacak koşulların oluşturulmasıdır. Bunun için öncelikle bütün yabancı güçlerin Suriye’den çekilmesi, demokratik hak ve özgürlüklerin olduğu bir Suriye kurulması gerekiyor. Bu nedenle Suriyelileri Avrupa’ya karşı tehdit olarak kullanma yerine, ülkelerine geri dönebilmeleri için her açıdan koşulların yaratılması gerekiyor. Başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkeleri de, bölgede savaş ve çatışmaya destek veren tutumlarına son vermelidir.
Suriye'de devam etmekte olan ABD, Rusya, Avrupa ve bölge ülkelerinin emperyalist çıkarlar için yürüttüğü bir savaştır ve bu savaşın bedelini Arap, Kürt ve Türk halkı ödemektedir. Savaşın, çatışmanın, terörün son bulması için Suriye'de bütün yabancı güçler çekilmeli; Suriye halkının özgür ve demokratik bir ortamda kendi geleceğini belirleyeceği bir barış ortamı sağlanmalıdır.


Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF)


Arkadaş  WEB TV