Bağlantılar
İsviçre‘nin aylık haber ve yorum gazetesi

Fuat AKYÜREK
Bazı önemli gelişmeler 

Ergün ÖZALP
'Korku'yu korkutmak!

Yaşar ATAN
Biz donatacağız gökyüzünü

B.M.AY
Kaffe oder Tee? Beides!

Haydar SANCAR
Tekerrür ve devlet aygıtı

Müslime KARABATAK
La poète de l’espoir : 
Sennur Sezer

Saadet TÜRKMEN 
Travma sonuçlarıyla yaşamak

Ali KORKMAZ
Gelecek için yeni bir seferberlik

Metin ALAN
İsviçre'deki, AB dışı göçmenlerin
 akıbetleri belirsiz

________________________
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
arkadas@arkadas.ch

Tekerrür ve devlet aygıtı


Haydar Sancar

    Koronavirüs salgının yayıldığı ilk dalgada parlamentonun sağ ve ‘sol’ partilerinden, OHAL çerçevesinde yetkilendirilmiş Federal Kosey’e yönelik eleştiriler gelmiş, demokrasinin uygulanmıyor oluşu, işletilen karar mekanizmasına parlamentonun ve Kanton Temsilcileri Meclisi’nin dahil edilmeyişi, merkezi karar almanın dışında tutulmuş olması siyasal ve hukuki tartışma konusu yapılmıştı.  Olağan üstü yetkiyle donatılmış bakanlar kurulunun pandemi münasebetiyle aldığı kararlar ve uygulamalar, kantonların bağımsız politika izleme ruhuna terslik gösterdiği iddiasıyla da kimi kantonlar tarafından sert bir biçimde eleştiri konusu yapılmıştı. Bu madalyonun bir yüzüydü.
Bilim çevreleri ve salgın hastalıklar merkezinin tüm bir yıl boyunca yaptığı uyarı ve hatırlatmalar eşliğinde ikinci dalgaya adım atılırken de tersi bir durumun verileri ortaya çıkmış; Federal  Konsey sanki hiç yokmuş ve bu ülkeyi yönetmiyormuş gibi, mezarlıkta çalınan ıslık eşliğinde elleri cebinde yürüyor tutumunu benimsemiş; adına da kantonların karar verme yetkisinin azami sınırlarda kullanıldığı, özerklik ve yürütme yetkisinin güçlendirme tutumu demişti. Bu da merkezi ‘otoritenin’ duruma daha güçlü müdahalede bulunması gerektirdiği çağrılarını genişletmiş, 7 üniversite ve kanton hastaneleri yönetimlerinin acil durum çağrısı üzerine kısmi kapatma uygulaması kararı alınmış bu da yine kantonlardaki fiili durum maddesi ile esnetilmişti. Her kantonun talebinin ve uygulama biçiminin farklılaşması, karar alımında yaşanan tıkanma ve çıkar çatışması federalizm çöküyor mu? Sorusunu da tartışmaya açmıştı. Bu da madalyonun diğer yüzüydü. 
Her iki durumda da alınan kararların ve uygulamaların etkili, salgının yarattığı tahribatı azaltan önlemler ve uygulamalar olup olmadığı değerlendirmesi bir tarafa bırakılırsa, ortaya çıkan tablo bize Marx’ın Louis Bonaparte’ın 18. Brumaire’inin girişinde yazdığı o ünlü betimlemeyi hatrılatıyor: ‘Hegel, bir yerde şöyle bir gözlemde bulunur bütün tarihsel olaylar ve kişiler, hemen hemen iki kez yinelenir. Hegel eklemeyi unutmuş: birinci kez trajedi olarak ikinci kez komedi  olarak…’

***

    Marx’ın Fransa’da  Şubat 1848 devrimi sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunduğu eserenin kapsadığı dönemde İsviçre’de,  1847 yılında Sonderbundskrieg olarak da adlandırılan, radikal Katolik kantonların karşısında liberal kantonların zaferiyle sonuçlanan iç savaşta, toprak beylerine, kanton soylularına karşı gelişmekte olan burjuvazi zaferini akabinde 1848 anayasasıyla da konfederasyonun kuruluşunu ilan ediyordu. Radikal dinci kantonların sanayi devrimi ile birlikte yaşanan tarihsel gelişmeler karşısında aldığı tutum, liberal burjuvazinin ulusallaşma yolunda izlediği çizgiye karşı bir tutum olarak ortaya çıkıyordu. Engels  İsviçre İçsavaşı  başlıklı Alman Brüksel Yıllıkları Gazetesi’nde 14 Kasım 1847 yılında yayınlanan  makalesinde  iç savaşla ilgi olarak şu tespitte bulunuyordu:  ‘…..kim  son ana kadar 29 Temmuz 1830’da Louvre’ın pencerelerinden, sütunlarının arasından kralın saflarında Parisli işçilere kurşun yağdırdı? İsviçreli paralı lejyonerler.  Başka bir deyişle Fransa’da ne zaman doğrudan ya da dolaylı olarak demokrasiyi ilerletecek devrimci bir ayaklanma meydana gelse, İsviçreli paralı lejyonerler büyük bir inatla son ana kadar devrime karşı savaştılar…’
     Yine aynı makalede Engels radikal Katolik kantonların iç savaşa damgasını vuran bu eğilimini; tarihsel gelişimin zoruna karşı direnme, ulusal ve genelin çıkarı karşısında katı ve değişmez bölgesel çıkarların savunması olarak değerlendiriyordu. Engels’in İsviçre iç savaşına giden yolda, radikal Katolik Kantonların tutumlarını incelerken yaptığı bu tespit, pandemi ile birlikte ortaya çıkan genel ve mahallî tartışmasının bugün de ana hattını oluşturuyor. 
    Toplumun genelini tehdit eden bir salgının varlığı koşullarında, kanton özerkliği zırhını dayatarak genelin çıkarının korunmasına engel olan kanton çıkarları, 2. Dalgada baskın rol oynamış,  zaten ilk dalgada ayak direyen, zar zor adım atan merkezi yönetim aygıtını güçten düşürüp etkisiz bir hale getirmiştir.  Bu yüzden de bazı basın kuruluşları biraz da ileri giderek konfederasyon dağılıyor mu? Sorusunu ortaya attılar. Böyle bir sorunun bugün pratik bir karşılığı pek olmasa da yürütme erkinin genel ve mahallî olarak dağılımı sorunu belirli bir tartışmayı güncel hale getirmiş ve merkezi yönetim aygıtının kantonlar lehine zayıflatılmasının da sonucunu ortaya çıkarmış görünüyor. Özellikle kurucu kantonların ve iç kantonların geçmişten devraldıkları muhafazakârlığını bugün de ısrarla sürdürdüğünü, bunun da merkezi politikada belirli bir etkisinin olduğunu söylemek mümkün. Bunda, burjuvalaşmış geçmişin soylularının özellikle iç kantonlarda sahip oldukları ve korudukları ayrıcalıkları bugünün burjuvaları olarak muhafaza etmek ve çıkarlarını genele karşı koruma tutumu belirleyicidir. 
Öte yandan dünyaya örnek gösterilen en ileri burjuva federal sistemin işleyişini tam olarak yerine getirip getirmemesinden bağımsız bir başka sorun vardır ki esas tayin edici olan da bu sorunun kendisidir. O da demokratik federal bir sistem olarak adlandırılsa da devletin burjuva karakteridir ve bu karakter sınıf çıkarlarının korunup kollanmasında zor aracıdır. Yani merkezi karar alma ve yürütme organının kantonlarla, sorunsuz harmonik çalıştığı koşullarda bile, uygulamaların işçi ve emekçi yığınların çıkarına uygulamalar olmayacağı, pandemi öncesi yılların tecrübesiyle sabittir.  Yoksa merkezi bürokrasinin zayıflatılması, daha etkin, şeffaf, verimli bir mekanizmanın yaratılarak işler halde tutulması gibi ekonomik ve sosyal kavramlarla izah edilmeye çalışılan yatay ve dikey örgütlenme ağlarında yaşanan tıkanmalar ve çatışmalar ve bunların ortadan kaldırılması devletin karakterinde bir değişiklik yaratmamaktadır.  Ancak merkezden güçlendirilmiş demokratik işleyişin kendi sınırları içerisinde tutarlı bir biçimde sağlanması,  emekçi yığınların bu hakka sahip çıkması ve tam olarak uygulanması için bir basınç merkezi haline gelmesiyle bağlantılıdır ve bu aynı zamanda geniş yığınların kazanımlarını da ilerletici bir rol oynar. Tam tutarlı demokratik bir mekanizma ise sınıf karakteri farklı bir devlet aygıtını öngörür.