MAIL:arkadas@arkadas.ch
Ekonomik ‘durgunluk’ ve gerçekler

Haydar SANCAR

Fırtına başlamadan önce ön esintiler çanları çalmaya başladı bile. İyimserliği muhafaza etmeyi sağlamak üzere ‘yatıştırıcı’ açıklamalar yapmayı tercih edenler, çalan çanların sesine kulak verenlerin yanında sayıca azlar. En azından burjuva iktisatçıların yelpazesinde durum şimdilik böyle.
Almanya’da 2 çeyrek üst üste yaşanan ekonomik daralma, ‘ticaret savaşlarının’, yükseltilen gümrük duvarlarının, karşılıklı yaptırımların, giderek artma eğilimi,  ABD Merkez Bankası FED’in yöneldiği faiz indirimi uygulamasının ardından 2008 krizi sonrası ilk defa piyasaya para arzını arttırmasıyla beraber, kehanetin belirtileri listesi de hemen hemen tamamlanış oldu. Uluslar arası boyutta da belirtileri giderek olgunlaşan, ekonomik durgunluğun ayak sesleri, yükselince kamuoyunda da daha çok tartışılır hale geldi. Bu durumun yaratacağı kaotik ortamı bertaraf etmek üzere, en azından ‘beklenti’ teorileri ile izah edilmeye çalışılan birey davranışlarına enedeksli ekonomik şekillenişin, aslında çok da korkulacak bir durum yaratmayacağı, iyi değerlendirildiğinde tatlı vurgunların elde edilmesine olanak da sağlayacağı süslemeleriyle İsviçre Ekonomi Komiserliği (SECO) bir bilgilendirme ve değerlendirme toplantısı yapmayı gerekli gördü.
    Ağırlıklı olarak ihracata dayanan ekonomisi ile, ülke dışı ekonomilerin yaşayacağı sıkıntılara bağlı olarak riski de artan İsviçre’nin, hem Almanya’nın teşhis edilen ekonomik durgunluk döneminden, hem de emperyalistler arası pazar savaşının yarattığı ve yaratacağı sonuçlardan ‘kaygılanmaması’ elbette beklenemezdi. Nihayetinde ihracatının ezici çoğunluğunu ABD, AB- özellikle Almanya ve Çin’e yapıyor olması vurgulanan risklerin geri dönüşünün de merkez üssü olduğunun göstergesi. Her ne kadar makine ve elektro sanayisi bu riski daha fazla taşısa, kimya ve ilaç sektöründen sağlanan ihracat girdileri ile belli bir dengeyi bir süre daha koruma olanaklarına sahip olsa da, ortaya çıkacak etkinin uzun süre taşınamayacağı görünür haldedir.
    Dolayısıyla SECO, bu toplantısıyla burjuvazinin karnında birikmiş gazı biraz da olsa almaya yöneldi. Ona bu güvenceyi veren, son 20 ila 30 yıllık dönemler içerisinde meydana gelen ekonomik durgunluk ve krizlerin etkisinin çok yakıcı olmadığı ve kısa sürede atlatılacağına ‘olanak’ sağlayan dinamikleri olduğu verileriydi. Ancak bu yatıştırma girişiminin emekçi yığınların özne olduğu bir çerçevede olmadığı bilinmelidir. O daha çok, sermayenin, yatırımcı olarak adlandırdığı spekülatörlerin, krizin ve durgunluğun söylentisini bile fırsata çeviren para babası kapitalistlerin izlemesi gerektiği yön hakkında önerilerde bulunmakta, getirisi yüksek yatırımların hangi dönem nerelere yapılması gerektiğine dair bir portföy sunmaktaydı.
Genel ekonomik koşullara eşlik eden üst yapı ve siyasal şekillenişi, bu çerçevenin dışında tutarak değerlendirme yapan ekonominin eli kırbaçlı komiserleri, 2008 krizi sonrasından başlayarak emekçi yığınların hak ve kazanımlarına karşı başlattıkları saldırı ve yok etme politikasını ustaca gizlemekte; sermayeye, daha fazla kâra konmasının olanaklarını gösterip muslukları açarken, işçi ve emekçilerin ensesinde boza pişirecek yasal düzenlemeleri bir bir yürürlüğe koymaktadır.  Ekonominin baronları işçi sınıfı ve emekçilere ise; iş yasasın güvencesiz hale getirilmesi, patronlara her türlü kolaylığı sağlayacak esnek çalışmanın yaygınlaştırılması, işçi kiralayan taşeron firmaların mantar gibi çoğaltılması, kapanma ve zarar gerekçesiyle toplu işten atmaların sorunsuca gerçekleştirilmesi, işçi örgütlenmelerinin güçten düşürülmesini dayatmaktadır.
Yukarıda kısaca vurgulanan koşullar, burjuva sınıfının, ücretlilere ve sonların sosyal kazanımlarına saldırmada sahip olduğu olanağı güçlendirirken, işçi ve emekçi yığınlara da bu saldırılara karşı mücadele etmesinin araç ve aygıtlarını güçlendirmeyi ve örgütlülüğünü sağlamlaştırmasının kaçınılmazlığına işaret etmektedir. Aksi takdirde adı durgunluk olsun kriz olsun, burjuvazinin saldırılarına zemin kolladığı koşullar, ekonomik, toplumsal ve sosyal hak kayıplarını beraberinde getirecek, ataleti ve umutsuzluğu yaygınlaştıracaktır. Buna karşı ortak mücadelenin olanakları da bugün daha uygundur ve ilerletilmelidir.  



Güncel Haberler...
Bağlantılar
İsviçre‘nin aylık haber ve yorum gazetesi



Fuat AKYÜREK
Çekin Suriye'den kanlı ellerinizi!

Ergün ÖZALP
Gençler yol arıyor

Yaşar ATAN
Onları dinlemek bir felaketti

B.M.AY
Die Ritter der Tafel(n)-Kantig!

Haydar SANCAR
Ekonomik durgunluk ve gerçekler

Müslime KARABATAK
İşçilerin işçi yazarı: Lisel Bruggmann