GŁncel Haberler...
Bağlantılar
İsviçre‘nin aylık haber ve yorum gazetesi

Fuat AKYÜREK
Kapitalizmin krona hali

Ergün ÖZALP
Doğu Akdeniz ve Ege'de 
neler oluyor?

Yaşar ATAN
Yağdıkça göklerden 
bu yıldızlar

B.M.AY
(D)ein Freund und Helfer?

Haydar SANCAR
Bir oylamanın anatomisi


Müslime KARABATAK
La poète de l’espoir : Sennur Sezer


Saadet TÜRKMEN 
Travma ve İsviçre İltica Yasası'ındaki yeri


Ali KORKMAZ
İsviçre 27 Eylül'de Referanduma gidiyor


Metin ALAN
Tarım işçilerinin örgütlenme 
ve mücadele olanakları






Çok okunanlar
________________________
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Arkadaş  WEB TV

Bir oylamanın anatomisi

Haydar Sancar

    Korona virüse karşı alınan önlemler sebebiyle mayıs ayında yapılamayan SVP’nin ‘Kündigungsinititative’ adlı, AB ile İsviçre arasındaki serbest dolaşım ve ticari anlaşmaları düzenleyen çerçeve sözleşmesinin feshini isteyen inisiyatifinin oylaması 27 Eylül’de gerçekleştiriliyor. Her ne kadar oylama ertelenmiş olsa da inisiyatif üzerine sürdürülen tartışmalar bu süre zarfında da hız kesmeden devam etti ve korona virüs gündemi eşliğinde güncelliğini korudu. Dolayısıyla inisiyatif sahibi olarak SVP’de en çok konuşulan parti oldu.
    SVP ve izlediği politik çizginin şaşırtıcı olmayan bir sonucu olarak ortaya çıkan ve daha önce de İsviçre’ye ‘kitlesel göçün’ engellenmesi, ülkenin varlığına yönelmiş ‘yabancı’ tehlikenin ‘bertaraf’ edilmesi gibi gerekçelerle 2014 yılında oylanan ve %50,3’lük bir oy oranıyla da kabul edilen ‘gegen Masseneinvanderung’ inisiyatifi de benzer argümanlar içeriyordu ve iddialara göre; İsviçre ülkeye göçün kontrolünü kaybetmiş, kriminal suçlular serbest sınırlardan akarak İsviçre’ye dolmuş, sokaklar ve ulaşım araçları kapasitesinin üzerine taşmış, İsviçre vatandaşı olan yabancıların sayısı günden güne artmış, sosyal sistem ise artan yabancı sayısıyla çökmeyle yüz yüze kalmış durumdaydı!  Neticede çok az bir farkla da olsa bu inisiyatif oylama sonucunda kabul edildi ama uygulama için üzerinde anlaşılmış bir yol haritası bulunmuyordu. Uygulamada ‘yaşanan’ bu gecikmelere cevaben SVP, vitesi yükselterek AB ile imzalanan serbest dolaşım anlaşmasının tek taraflı iptalini talep eden 2. İnisiyatif için imza toplayarak yeni bir oylama yapılmasını olanaklı hale getirdi. Bakıldığında,  benzer içeriklerle bugüne kadar SVP tarafından örgütlenen tüm inisiyatiflerin belirli bir bütünlük taşıdığı, politik ve ekonomik gelişmelere bağlı olarak gündemleştirildiği görülebilirdir. 
AB’den önce hedef tahtasında birlik dışı ülkelerden gelenler vardı ve yabancılar ve sığınma yasalarında yıllardan beri yapılan sertleştirmelerle de bu cepheden istenen sonucu alabilmişti. Doğal olarak bu tür oylamalara yansıyan başarı grafiği, SVP’nin ülkenin 1 numaralı partisi olmasının da anahtarı rolünü görüyordu. Bu çizgide ısrar etmenin hedeflenen politik başarının güvencesi olacağına dair tutumun, kendisi olmasa da Blocher’ın mirası bir tutum olduğu, Blocher’ın perde arkasından bunu mümkün kılmak için hayli çabaladığı biliniyor. Ancak son 5 yıllık dönem içerisinde SVP, federal ve kanton seçimlerinde oy kaybına uğradı. Din düşmanlığı, sığınmacılar ve ülkeye diğer nedenlerden dolayı göç edenler üzerinden daha hırslı politika yapabileceği nesnel veriler oldukça azalmış durumdaydı. Dolayısıyla da istikamet AB ile imzalanan anlaşmaya çevrilmiş oldu. Ancak vurgulamak gerekir ki bu inisiyatif ile göçmen karşıtlığı ve yabancı düşmanlığı üzerinden sadece politik rant hedeflenmemekte, emekçi yığınların kazanımlarının da budandığı saldırılar bu kılıf altında ilişkili maddelerle yürürlüğe koyulmaya çalışılmaktadır. Bunlardan en önemlisi ise ücretlerin düşürülmesi ve vahşi sömürü koşullarının önünü açan sezon işçiliğinin yeniden uygulamasının tesis edilmesidir. İnisiyatif içerisinde görünür olmayan bu hedef için, AB ülkelerinden iş gücünün gelmemesi durumunda ücretlerin artacağı işsizliğin azalacağı propagandası araç olarak kullanılmakta, SVP gibi işçi ve haklarının düşmanlığı konusunda tescilli bir partide cila gibi durmaktadır.
    27 Eylül’de yapılacak oylamaya Federal Konsey de dahil olmak üzere, Bankalar Birliği, İşverenler Birliği, federal parlamentodaki diğer siyasi partiler hayır denilmesi çağrısında bulunuyorlar ve SVP karşısında inisiyatife hayır komitesi oluşturulmuş durumdalar. Hal böyle olunca doğal olarak akla şu soru geliyor: diğer burjuva partiler, işverenler, finans kuruluşları, sermaye sınıfının her kademedeki kurum ve temsilcileri SVP’den daha mı çok emekçi dostu da inisiyatife karşı birlik oluşturdular? Hayır değiller. Ama çıkarları bunu gerektiriyor. 
    Ekonomisinin ihracat ağırlıklı olması, ihracatın çoğunluğunun da AB ülkeleri ile gerçekleşmesi ve bunun kaderinin de mali sermaye yatırımları, bankacılık uygulamaları gibi serbest dolaşıma bağlı olması, serbest dolaşımın iptal edilmesi ile İsviçre burjuvazisinin önemli bir pazardan olacağı gerçeği,  SVP dışındaki bütün partileri ve sermaye örgütlerini bir araya gelmeye zorluyor ve oylamada hayır oyu kullanılması çağrısı yapılmasının da ana gerekçesini oluşturuyor. Böylelikle tekelci sermaye dış pazarda elde ettiği ayrımcılıklar ve daha yüksek kâr oranları uğruna, İsviçre’de ücretlere koruma getiren, serbest dolaşım anlaşmasının bir paçası olan ‘flankierende Massnahmen’ olarak adlandırılan önlemler paketine ses çıkarmamakla hem dış pazar güvencesini koruyor, hem de Avrupa sermayesinin kendi ülkesinde uyguladığı ücret seviyesiyle İsviçre’de iş yapması durumunda elde edeceği rekabet avantajını da bir yönüyle bertaraf etmiş oluyor. Özellikle tekellerin üretim alanlarını İsviçre dışına taşıması, İsviçre’de sadece yönetim ve ofis gibi birimlerin kalması ücret güvencesi ve denetimi konusunda tekelci sermayenin arıza çıkarmamasına da ayrı bir gerekçe oluşturuyor. Ama bu durumun özellikle tarımsal üretim sermayesinin, inşaat sektörünün ve tekel dışı sermayenin bir kesiminin pek işine geldiği söylenmez. 
    Kalifiye olmayan işgücünün ücret korumasından yararlanmaması ve daha düşük ücret seviyesi işlerine gelen bir durum. Özellikle tarımsal üretimin bazı ürünlerine uygulanan kota, dış ülkelerin İsviçre içi pazarda rekabet etmesini bir hayli zorlaştırdığı için bu çevrelerin ucuz emek sömürüsünde ısrarını ve daha çok kâr hırsını körüklüyor. Bu suretle örneğin mevsimsel ürünlerin hasadında ya da inşaat sektöründe serbest dolaşım anlaşmasında yer alan 3 aylık süre tanımlanması kullanılarak işgücü açığı kapatıldığı gibi mevsimsel işçilerin daha düşük ücretlere çalışmaya mecbur bırakılması, sosyal ödeneklere patronlardan yapılan kesintilerden kurtulmak suretiyle de elde edilen avantajlar yetersiz görüldüğü için, serbest dolaşımın kaldırılması sonrasında yıllık yerine sezonluk çalıştırma daimi hale getirilmek isteniyor. SVP’nin inisiyatifinin en büyük destekçilerini de bu kesim oluşturuyor.
    Her şeyden öte neticede halkın önüne oy vermesi için bir yasal değişiklik ‘önerisi’ getirilmiş bulunuyor. Buna karşı nasıl bir tutum alınacağı sorusu da cevaplanmaya muhtaç. Emekçileri bölen, birbirine karşı kışkırtan, iş güçlerinin daha çok ve azgınca sömürülmesini hedefleyen bu gerici inisiyatife elbette hayır oyu verilmelidir. Bu hayır oyunun anlamı ve gerekçeleri kuşkusuz sermaye sınıfının gerekçelerinden farklıdır. Onlar konumlarını ve avantajlarını kaybetmek istemiyor, emekçi yığınlar ise kazanımlarını korumak ve kendi sınıfı içerisinde bölünmeye, parçalanmaya ve bir birine karşı rekabete dönüşecek düşmanlaşmaya geçit vermek istemiyorlar. 
    Ancak sorunun kendisinin hayır oyu verilmek suretiyle çözülebileceği düşünülmemelidir. Emekçi yığınlara sermaye tarafından sürdürülen saldırıların kesintisiz bir biçimde devam edeceği, bugün hayır oyu çağrısı yapan tekel sermayesinin korona öncesinden başlamak ve durumu da fırsata çevirmek yoluyla binlerce emekçiyi kapı önüne koyduğu, emeklilik yaşının yükseltilmesi için çabaladığı, işçilerin kazanılmış haklarının yok edilmesi için daha çok çaba harcadığı unutulmadan; tüm sektörler için asgari ücret talebi, toplu iş sözleşmelerinin olmadığı sektörler için toplu iş sözleşmesi talebi, uygulamaların denetlenmesinin federal konsey tarafından güvenceye alınması, çalışma sürelerinin kısaltılması gibi taleplerin daha kararlıca ve ısrarlıca savunulması gerekmektedir. Ancak bu suretle kazanımlar arttırılarak güvence altına alınabilinir.