GŁncel Haberler...
Bağlantılar
İsviçre‘nin aylık haber ve yorum gazetesi

Fuat AKYÜREK
Salgın herkese felaket getirmiyor

Ergün ÖZALP
Ekim Devrimi ve Sovyetik Bilim

Yaşar ATAN
Bitmeyen acıların ozanı

B.M.AY
Verdammt dünnes Eis

Haydar SANCAR
İkinci dalganın gösterdikleri 
ve sovyet tipi sağlık sistemi


Müslime KARABATAK
La poète de l’espoir : 
Sennur Sezer


Saadet TÜRKMEN 
Travma sonuçlarıyla yaşamak


Ali KORKMAZ
29 Kasım Referandumu
İsviçre parası öldürüyor,
savaş ticaretine son


Metin ALAN
Kapitalizmde aşının
 adil dağıtımı mümkün mü? 






Çok okunanlar
________________________
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Arkadaş  WEB TV
arkadas@arkadas.ch
İkinci dalganın gösterdikleri ve Sovyet tipi sağlık sistemi

















Haydar Sancar

İkinci dalga korona pandemisi Tsunami gibi geldi Avrupa ülkelerine. Sayıları 10 binlerin üzerinde olan günlük test edilmiş vakaların hızlı artışıyla birlikte ikinci dalga önlemler paketi, merkez Avrupa ülkeleri başta olmak üzere peş peşe ilan edildi. Almanya, Belçika, Hollanda, Fransa, İngiltere gibi ülkeler ilk dalgada olduğu gibi çeşitli kısıtlamalar ve sektörel bazda kapatmalar ve kısmi yardım paketleri açıkladılar.  İsviçre ise uzunca bir tartışmadan sonra diğerleriyle kıyaslandığında daha yumuşak bir paket ilan etti. Bu paket ilan edilirken bile konfederasyon ve kantonlar arasında bilardo topu gibi banttan banda dönen ne yapılacağına dair tartışmalar uzadı durdu. Merkezi yönetim dışında kantonların, bu bürokrasi çarkı içerisinde kendi çıkarlarını gözetecek nitelikte tutum almaları, yaşasın kanton ruhu sloganını atmaları da kuşkusuz hem gecikmenin hem de ilan edilen kısıtlamaların içeriğinin belirlenmesinde etkili oldu. Bu işin bir yanı. Zaten hatırlanacaktır ilk dalgada da benzer bir reaksiyon hızıyla hareket edilmişti. Ancak farklı da olsa Avrupa genelinde ilan edilen kısıtlamaların dışında hepsinin ortak noktası; temel üretim çarkının istisnasız bütün ülkelerde yine dönmeye devam etmesi. Çünkü kapitalist dünya, çarkın bir süreliğine dahi durmasını göze alamıyor. Açıktan ilan edilmemiş, kontrollü sürü bağışıklığı fiili olarak uygulanıyor. Biliniyor ki kâr üretemeyen çark, sistemin sürdürülebilirliğinin engeli durumuna dönüşür! Dünya ekonomisi zaten bir durgunluk içerisinde. Göze alınacak var alınmayacak var. İlk etapta olası en acil durumda sistemin bekası için kaynakların kime ve nasıl üleştirileceği karara bağlanmış ana parsanın adresinin tekeller olacağı dahi ilan edilmiş durumda. Orta ve küçük işletmeler içinse artık torbadan ne çıkarsa. Emekçi yığınlar, işçiler ve yoksul halk kesimleri ise tam gaz çalışmaya mecbur bırakılmanın yanı sıra ortaya çıkmış ve daha da çıkacak her türlü kriz koşullarının taşıyıcı kolonu olarak daha da kötü koşullarda sömürülmeye devam ediliyorlar. Ancak hem dünya genelinde yaşanan siyasi ve ekonomik gelişmeler ve bunların bölgesel yansımaları hem de sınıf çelişkilerinin sertleşerek ilerleyen ivmesi, ezilen halk katmanlarının ve emekçi sınıfların direncinin de gelişeceği, olanakları da kullanılabilir hale getirip güçlendiriyor. En azından bunun verileri bugün daha da güçlü.

Sorun bireysel değil
İşin diğer yanı ise sağlık sektörünün, koruyucu sağlık hizmetlerinin öneminin ele alınma biçiminin yeniden ve yeniden görünür hale gelmesi oluyor. İlk dalga da İtalya ve İspanya’da açıktan görüntülere yansıyan ve yansımayanı da düşünüldüğünde, halk sağlığı ve halk yararına düzenlenmemiş, ticari bir kâr faaliyetine dönüştürülmüş bir sağlık sistemin nasıl çökeceğinin, örneklerini daha da anlaşılır kılıyor. İlk dalga sürecinde beklenmeyen, ya da kısa süre içerisinde ön görülmeyen etiketi yapıştırılarak sağlık alanında ortaya çıkan sorunlar yumuşatılmaya çalışılsa da sonradan hemen hemen her ileri kapitalist ülkenin bir pandemi senaryosuna sahip olduğu ve pandemi koşulları için bir planlama bile yaptığı anlaşıldı. Buna rağmen ne yayılmanın önü kesilebilindi ne de ‘alınan’ önlemler bugün dünya genelinde pandemi ve neden olduğu sonuçlardan dolayı hayatını kaybeden 1 milyon 200 bin kişinin hasarın daha alt seviyelere çekilmesine olanak sağlayabildi. Bununla birlikte ikinci dalgaya ilkinden tecrübe çıkararak girdiğini iddia eden sermaye sınıfının politikacıları, yine hastanelerin kapasitelerinin yaşanan yığılmayı kaldıramayacağını, sistemin çökme tehlikesiyle karşı karşıya kalacağını söylemekle kalmazken, sorunu kişisel sorumluluğa yıkarak topu çizgi dışına atmaya çalışıyor. Yani onlara göre sistem sorunu yok, bireysel sorumluluk sorunu var!
Öte yandan dünyayı etkisi altına alan pandeminin kendiyle birlikte yarattığı pazarın bu alanda çekişme içerisinde olan tekellerin bu pazarı ele geçirme; aşı ve ilaç çalışmalarından, parsayı kimin götüreceği kavgasına dönüştüğü, ilaç ve kimya tekellerinin kendi burjuvazisinin desteği ve teşvikiyle olanaklı olan her yerde bu pazar kavgasına ilerden katıldığı görülmektedir. Her ne kadar AB’nin son kararnamesinde pandemiye karşı tek tek ülkeler yerine ortak bir karar platformu üzerinden hareket edilmesi ve olası bir aşı dağılımının ülkelerin paylarına göre yapılması kararının yer alsa da, bunun daha çok ilk baharda yaşanan nispi kaos durumunu ( bir birinin mallarına el koyma, engelleme gibi…) kontrol altına alma, AB’nin iç çelişkilerini ötelemek adına Almanya ve Fransa’nın fırsattan daha çok yararlanma olanaklarını pekiştirme tutumu olarak algılanmalıdır. 

Sovyet sağlık sistemi alternatif için yol gösteriyor
Tüm bu yaşananlar bize; salgınla mücadelede alındığı söylenen tüm önlemlerin, uygulanan tüm kısıtlamaların halk sağlığını koruyucu bir çerçeveden çok, kapitalist üretimin kendisinin kesintiye uğramaması üzerine yürürlüğe koyulduğunu, burjuva devlet mekanizması da donatıldığı tüm yetkilerle bunu tehdit edecek her türlü gelişmeye karşı işlediğini gösteriyor. Bunun alternatifi yok mu? Elbette var!  Ekim Devrimi bu alternatifi yarattı ve kurduğu Sovyet tipi sağlık sistemi ile emekçi halkın sağlığının üretimin kapitalist tipinin yarattığının dışında nasıl ele alınması gerektiğini gösterdi. Çok değil devrimden hemen sonra yayınlanan bir kararnameyle; ücretli emekçiler ile kır ve kent yoksulları için sosyal sigorta sağlanmış, sigortanın tamamının işveren tarafından ödenmesi sigortalıların sigortalar üzerinde tam denetimi güvenceye alınmıştır. Haziran 1918 yılında çıkarılan kararnameyle kurulan sağlık bakanlığı, bulaşıcı ve salgın hastalıklara karşı mücadele etmek üzere bütün fabrikalarda ve iş yerlerinde işçi komiteleri kurulmasını sağlamıştır. Sağlık bakanlığının sahip olduğu bütçenin %60’ı koruyucu sağlık hizmetlerine ayrılmış, 1920’den sonra tüm sağlık kuruluşlarında öncelik işçi sınıfına verilmiş ve bir bütün olarak sağlık sistemi işçi sınıfının ihtiyaçlarına göre şekillendirilmiştir. İşçi ve emekçilerin sağlığının korunmasında oluşturduğu standartlarla Sovyet Sağlık Sistemi dünyaya yol gösterir hale gelmiş, çevre ve atık maddelerin yayılımı konusunda daha 1920’lerden itibaren önleyici öncül çalışmalar yapılmıştır. 250 kişi üzerinde işçi çalıştıran her yere sağlık ünitesi kurulması zorunluluğu getirilmiştir. Kurulan işyeri sağlık üniteleri, atölye hekimleri, sanayi bölgesi poliklinikleri, meslek hastalıkları birim ve enstitüleri ile üretimin yaygınlaştığı her alandan yer alan işçi sınıfı ve emekçilerin sağlık ve çalışma koşulları güvence altına alınmış, sigorta, emeklilik, iş görmezlik hastalık, kaza, karantina gibi durumlarda işçinin bakmakla yükümlü olduğu tüm bireyleri kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Hem sahip olduğu hekim sayısında hem de önleyici tıp hizmetleri konusunda dünya sıralamasında atılım gerçekleştiren Sovyet sisteminde sağlık hizmetlerinin alınması devlet tarafından işçilere sunulan ücretsiz temel hak olarak tanımlanmıştır. Önleyici tıp ile birlikte işçi ve emekçilerin hastalığa yakalanmaları ve bunun toplum içerisinde yaygınlaşması sınırlandırılmaya çalışılırken, çalışma koşuları ve iş güvenliği işçi sağlığı açısından denetime tutulmakta, sendikalar ve işçi komiteleri bu denetimler içerisinde yer alarak uygulamayı güvence altına almaktadırlar…
Yukarıda ana hatlarıyla sıralamaya çalıştığımız Sovyet Sağlık sistemi ile ilgili uygulamaları daha da uzatmak mümkün. Ancak bu kadarı bile, halk sağlığından kâr devşiren özel mülkiyete dayalı kapitalist üretim sisteminin, halk sağlığını güvenceye almak gibi bir derdinin olmadığının daha net anlaşılması için yeterli. Aldığı hizmete bütçesinin önemli bir kısmını sigortaya pirim olarak ödeyen, bununla da kalmayıp, ödediği prime göre sağlık hizmeti alan, sigorta tekellerinin kâr kaynağına dönüşmesi üzerine peşkeş çekilen sağlık sistemi, neticede sınıfsaldır. Ekim Devrimi ile işçi sınıfı ve emekçi yığınların, sağlığı birincil olarak ele alınmış, sistem işçi sınıfının ihtiyaçları üzerine kurularak Sovyet tipi sağlık sistemi bir kazanım olarak inşa edilmiştir ve yarattığı sonuçlar bakımından 103. Yılında  pandemi koşullarında hangi talepler için mücadele edileceğine de ışık tutmaktadır.