MAIL:arkadas@arkadas.ch


ÇEKİN SURİYE'DEN KANLI ELLERİNİZİ                                   

FUAT AKYÜREK
    
    Aylardır yapıldı, yapılıyor denilen Rojova bölgesini de içeren Suriye saldırısı 9 Ekim'de başladı. Bu bölgenin bir kısmı önce ağır bir bombardımana tutuldu, ardından da kara birlikleri sınırı geçerek işgale başladı. Bölgeden gelen haberler Suriye Demokratik Güçleri'nin -SDG- sert bir direniş gösterdiğini ortaya koyuyor. AKP iktidarının tüm uluslararası kuralları çiğneyerek gerçekleştirdiği bu yeni saldırı tüm dünyanın tepki göstermesine neden oldu. Ama ne yazık ki sorun şu ki, karşı çıkan eleştirenler bu tutumlarını somut bir eyleme dökmüyor, pek çoğu iki yüzlü bir kınama ile yetiniyor. Uluslararası ilişkilerde bu tür tutumlar artık sıradan gelişmeler sayılıyor.  
    Şimdi şunun açıklığa kavuşturulması gerekiyor. İktidarın Suriye topraklarına yeni saldırısının gerekçesi nedir? Söylenen şu "o bölgeden ülkemize terör tehdidi geliyor." Peki o sınır zorlanarak veya geçilerek SDG -Suriye Demokratik Güçleri- tarafından gerçekleştirilen tek bir "terör eylemi" var mı? Bilindiği kadarıyla yok ve orada İŞİD'e karşı savaşarak varlık ve yokluk mücadelesi veren güçlerin Türkiye'ye saldırmak, başlarına yeni belalar sarmak gibi bir niyeti de yok. Aksine onlar görüşme ve anlaşma yanlısı. Ama iktidarın koruduğu İŞİD'çilerin Ankara Katliamı dahil ülkede pek çok kanlı eylemi bulunuyor. Durum böyle olduğu halde bu saldırganlığın ve işgal  adımlarının anlamı nedir?
    Yapılan resmi açıklamalara, iktidarın gazeteci, öğretim üyesi vb gibi "resmi olmayan" görevlilerine bakıldığında ileri sürülen gerçek gerekçe şudur: "Suriye'nin kuzeyinde, Irak'ın kuzeyinde olduğu gibi özerk bir Kürt oluşumuna -iktidar ve yandaşları buna terör koridoru diyor- izin verilemez." Saldırı ile birlikte buna eklenen, dış tepkileri yatıştırması beklenerek ileri sürülen diğer gerekçe de bu bölgenin Suriyeli sığınmacıların yerleştirilecekleri "güvenli" yerler olacağı. Peki başka bir ülkenin iç işlerine karışma hakkını bu iktidar nereden almaktadır? Önce karıştır, yıkıma uğramasına neden ol, sonra da dilediğin gibi burnunu, elini, kolunu sok bu ülkeyi dizayn etme çabalarına ortak ol! 
    Hiç bir devletin başka bir ülke için böyle bir hakkı bulunmamaktadır. İktidar yıkılmasına ön ayak olduğu Suriye'nin içinde bulunduğu karmaşadan, dışarıdan ve bölgeden yapılan müdahalelerden, bunların ortaya çıkardığı kaotik ortamda  kendisine kirli hesaplarını gerçekleştireceği bir alan açmaktadır. Bu alanın sınırlarını ise Trump attığı tweetle belirlemiştir. Trump belirlediğim sınırların dışına çıkarsanız ekonominizi yıkarım demektedir ve daha önce de bunu yaptığını hatırlatmaktadır. Yani bir devletin, bir iktidarın yöneticilerinin görebileceği en aşağılayıcı bir üslupla bunu yapmaktadır. 
    Bunların aşağılanmasına üzülmemiz mi gerekiyor? Hayır, bunu sonuna kadar hak ediyorlar. Efendi uşağını ister azarlar, ister ödüllendirir, ister terfi ettirir, isterse de azleder. Uşaklıkta ısrar edenler için ah vah edecek halimiz yok. Ulusal gurur taşımayanlara bunun ne olduğunu hatırlatacak değiliz. İncirlik, Kürecik harıl harıl çalışıyor, karşılıklı ticareti geliştirmek için görüşmeler yapılıyor, BM Genel Kurulun'da küçük bir parmak hareketiyle acaba bize gel yapacak mı diye kapılar gözleniyor. Mazlum bir halka karşı da efeleniliyor. Bu ulusal gurur, çıkar değil, başka bir halkın gardiyanlığına, cellatlığına soyunmaktır.
    Peki savaş ve işgal barış getirir mi? Buna kocaman bir hayır demek gerekiyor. Suriye'de işgal ve savaş, sadece dışarıda değil, içeride de huzursuzluk, kargaşa, çatışma ve haksızlıkların, saldırıların tavan yapması demektir. Bu tahmini bir saptama değildir. Bu yaşanmış bir gerçekliğin dile getirilmesidir. Hatırlayın; "Kobani düştü düşecek" tutumundan sonra ülkede neler yaşanmıştı? Bu nedenle ülkedeki Kürt Sorunu'nun komşu ülkenin Kürtlerine saldırılarak çözülebileceğini, yatışabileceğini, ağırlığını kaybedebileceğini ummak boş hayal kurmaktan başka bir şey değildir. Buradan ayrıca Türklere ve Kürtler düşen zam, zülüm, yaşam koşullarının çekilmez hale gelmesidir.
    Geçmişte, yani bölgenin az çok durgun olduğu zamanlarda gölgenin gerici iktidarları zaman zaman Kürt Sorunu'nu bastırma, bazen birbirlerinin üzerine yıkma konusunda zimni bir anlaşmaya sahipti. Diğer ülke kendi içerisinde ne yaparsa yapsındı. Artık Afrin'den beri bu durumun değiştiği görülüyor. Komşu ülkenin topraklarına giriliyor, oradaki Kürt yapıları tahrip ediliyor, onlara sınırsız itaat, ne verilirse ona razı olma dayatılıyor. Ama bütün bu olup bitenlerin kanıtladığı bir gerçek varsa onun da şu olduğu kabul edilmiyor: hangi baskı yapılırsa yapılsın, hangi terör uygulanırsa uygulansın bu sorun orada özgürlük talep eden bir halk bulunduğu için çözülmeden olduğu gibi duruyor ve dışarıdan gelen büyük emperyalist güçlerde bu konuyla bölgede yaşayan her aktöre karşı dilediği gibi oynuyor.
    Şimdi bir takım akıl daneler ortaya yeniden çıkıyor ve Kürtlere sesleniyor: 'bakın gördünüz mü Amerika sizi yine sattı, Amerika'ya, emperyalistlere güven olmaz' peki sana güven olur mu, senin savunduğun devlete güven olur mu, bölgenin gerici iktidarlarına güven olur mu? İŞİD cellatları kesip biçerken Kürtlere, Araplara yardım elini uzattın mı? Emperyalizmle, Amerika ile işbirliği halindeki devletine, devletlerine karşı bugüne kadar hangi mücadeleyi yürüttün? Kürtlerin eşit ve demokratik koşullar altında özgürce birlikte yaşama isteğine ne diyorsun. Evet bu soruların yanıtlarını bu akıl danelerden duyamıyoruz. Duyduklarımız ise bir yığın zırva. 
    Şu gözden kaçırılmasın; Suriye'ye, Suriye Kürtlerine saldırı demek, içeride de demokratik hak özgürlük tanımayacağım, Kürtlerin en haklı taleplerini reddetmeye devam edeceğim, işçi ve emekçi için yaşamı zindan edeceğim demektir. Trump'ın tehditleri karşısında el pençe divan durmak demek, bundan sonra da emperyalizme itaat etmeye devam edeceğim, ekonomimi ona göre düzenleyeceğim, borçlarıma ve yükümlülüklerime sadığım, bunları yerine getirmek için kendi halkımı perişan edeceğim demektir. 
    Son söz şudur; savaş ve işgal barış getirmez. Dış politika iç politikanın bir uzantısı ve devamıdır. Dışarıda savaş ve mücadele, içeride de savaş ve mücadelenin serleşmesi demektir. Eğer bu saldırıya CHP gibi "içimiz kanayarak evet dersek", içeride de kan akmaya, analar ağlamaya devam eder, en gerici politikaların önünü biraz daha açılmış olur. Bunun anlamı bölgenin köklü çözümlere ihtiyaç duyduğudur. Ortadoğu bataklık olmaktan çıkarılacaksa bu Suriye için barış olacaksa, bölge için barış sağlanacaksa, haklar için barış kurulacaksa, halklar kendi kaderlerini kendileri tayin edecek ve özgür olacaklarsa bütün bunlar emperyalist güçlerin bölgeden defedilmesi, gerici iktidarların yıkılması için mücadele edilerek başarılacaktır. Bu "olanaksızı" başarmadan bölge ülkeleri ve halklar için ufukta bir barış dönemi görünmüyor. Bu sağlanmadan kurulacak "barış"da, sadece çatışmalar arasında verilen moladan ibaret olacaktır.  
      
     



Güncel Haberler...
Bağlantılar
İsviçre‘nin aylık haber ve yorum gazetesi



Fuat AKYÜREK
Çekin Suriye'den kanlı ellerinizi!

Ergün ÖZALP
Gençler yol arıyor

Yaşar ATAN
Onları dinlemek bir felaketti

B.M.AY
Die Ritter der Tafel(n)-Kantig!

Haydar SANCAR
Ekonomik durgunluk ve gerçekler

Müslime KARABATAK
İşçilerin işçi yazarı: Lisel Bruggmann