Bağlantılar
İsviçre‘nin aylık haber ve yorum gazetesi

Fuat AKYÜREK
Bazı önemli gelişmeler 

Ergün ÖZALP
'Korku'yu korkutmak!

Yaşar ATAN
Biz donatacağız gökyüzünü

B.M.AY
Kaffe oder Tee? Beides!

Haydar SANCAR
Tekerrür ve devlet aygıtı

Müslime KARABATAK
La poète de l’espoir : 
Sennur Sezer

Saadet TÜRKMEN 
Travma sonuçlarıyla yaşamak

Ali KORKMAZ
Gelecek için yeni bir seferberlik

Metin ALAN
İsviçre'deki, AB dışı göçmenlerin
 akıbetleri belirsiz

arkadas@arkadas.ch
________________________
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI

İsviçre köleci geçmişinden arınabilir mi? / Aralık 2020
'Ji Bo Azadiye' filminin düşündürdükleri ../ Ekim 2020 
Doğu Akdeniz ve Ege'de neler oluyor? / Eylül 2020
‘Kanal İstanbul’dan Montrö’ye .. / Nisan 2020
16. yılı geride bırakırken .. / Mart 2020
Suriye’de Diplomatik mola!
Soykırım silinemeyecek bir belgedir/ Mayıs 2019
Kaburga mı omurga mı? / Nisan 2019
İzmir İktisat Kongresi /  Mart 2019
Nereye gidiyoruz / Aralik 2018
Döngel ekonomi / Ekim 2018
Endüstri 4.0 dedikleri  / Eylül 2018
Soyağacı soykırımlar haritasıdır / Mart 2018
Bir kripto para: Bitcoin.Kasım 2017
Mizaha dair izahlar / Eylül 2017
Bir çarpık ilişki alanı: Facebook / Haziran 2017
Yoghurt und Türken / Nisan 2017
Sovyetik bilim, internet ve üretkenlik/ Kasım 2016
Ekonomik iflas ne zaman / Ekim 2016
Kirlenmişlik ve temizlik/ Nisan 2016
Halep’in Baronları / Ocak 2016
Korkuya esir olmak / Ekim 2015
Soykırım kanayan bir yara/ Mayıs 2015
‘Eğin dedikleri’: Soykırım kavşağında küçük bir şehir./ Nisan 2015
Petroldeki kriz / Ocak 2015
İşid’in nesebi belli mi?/ Ekim 2014
Tarihin dilini anlamak/ Şubat 2013
13 yıl sonra / Aralık 2012
Hem modernist hem Vakanüvvis Z.Toprak eleştirisi / Eylül 2012
Propaganda ,gütme ve aldatma / Ocak 2012
Ahlak,onur ve cuntacılar/ Haziran 2011
‘Arap’ın bilime katkısı / Kasım 2010
Domuz gribi paniği / Kasım 2009
TÜBİTAK, Darwinsiz bilim ve Generaller/ Şubat 2009
Kriz psikolojik mi? / Mayıs 2009
Robotlar ya da insan kolonlamak /Haziran 2005
Quantumun eşiği cehaletmi dir?/ Mart 2005
Fala inanma faldan geri kalma /Nisan 2004






‘Korku‘ yu korkutmak!



Ergün ÖZALP


    2020 yılının her bakımdan kötü bir yıl olarak geçip gittiği konusunda, herkes hemfikir.Dünya krizinin, pandemiyle harman olması, emekçilerin üzerine üzerine gelmesi; korkularımıza da pik yaptırdı. Korkular, doğduğumuz andan, beşikten mezara kadar yakamızı bırakmıyor.Sıfır kilometreyle dünyaya geliyoruz, beynimizin boş sayfaları, yaşadığımız toplumsal  yapının, egemen sınıfının ideolojik kültürel söylemiyle dolduruluyor.
    Kapitalist sistemin ekonomik ve siyasal araçlarıyla yaydığı korku, bizim bireysel korkularımızın da ana kaynağıdır.Toplumun kültürel atmosferi, gelenekler, dinsel tabular ve görünen ya da görünmeyen kurallarla, egemenlerin yararına biçimlendirilmiştir. Kişisel olarak hissettiğimiz korkuların, rüyalarımıza giren gulyabanilerin derindeki kökleri, yaşanan toplumsal sürecin çözüme kavuşmayan sorunlarının,arzu ve isteklerimizin yansımasıdır. Anne- baba  veya  bir yakınımızı kaybetmek, kaybolmak ,karanlıktan ve yalnızlıktan korkmak, evlilik öncesi cinsel ilişkiden, evlilik sonrasında  sevgilinin terketmesinden korkmak, sınavda ya da işte başarısızlıktan korkmak, sadece kendimizin ya da sınırlı sayıda kişinin bildiği sırların, ortaya saçılıp  dökülmesinden  korkmak vb. tüm bu korkular, kapitalizmin insanın doğasına aykırı bir düzen olmasıyla bağlantılıdır. Sistem, ikiyüzlülüğü, sahtekarlığı, yalan, iftira ve dedikodoyu, rüşveti teşvik ederek; herşeyi para ile alınır,satılır hale getirmiştir. Parası olmayan yoksul, üstelikte  işşiz ise; en başta  evdeki çocuklarına ekmek götürememekten korkar vb.
    Bu egemen kültürün özü, sisteme biat etmek, kaderine rıza göstermek, devlet büyüklerine, yasalara karşı gelmemek üzerine bina edilmiştir.  Bu kapitalist  toplumsal üst -yapının üzerine ek olarak,  dinsel doğmaların sosu yedirilmiştir. ‘Sağduyu‘ lu ve uyumlu olmak, ‘hakkına rıza göstermek‘ ‘cennet  hurileriyle‘   ödüllendirilir. Hakkını bu dünyada arayanlara, sistemi değiştirmeye çalışanlara ise, polis copu, yasalar, mahkeme, hapishane, idamlar, katliam ve soykırımlar yetmezmiş gibi, ayrıca ‘cehennem ateşinde yanmak‘ korkusu şırınga edilir. Bu beyin yıkama işlemi, daha öncesinden bu kültürle büyütülmüş anne babalarımız tarafından, aile içerisinde kendiliğinden gerçekleşir. Yetişkinlik döneminde ise,  okuldaki  öğretmenler, katıldığımız kurumsal yapılarda amirler, kışlada subaylar , camide  imamlar ve medyada  satılmış gazeteci güruhu  tarafından; her gün ve her saat  yinelenir. Sermaye sınıfının iktidarı, ideolojik hegemonyası, eğemen düşünüş tarzına  yeni neslin uydurulması;  ekonomik ve siyasal alandaki  bu ‘‘genişletilmiş yeniden üretim‘‘ ve şiddet tekeline dayanır.
     Toplumun çoğunluk  görüşü ya da  ‘ortak duyu‘ denilen yıkılası sermaye  dünyasının görüşü;  bireylerin gönüllü ve özgür düşüncesi gibi gözükür.  Bu neden böyledir? Bugünkü  toplumsal yapı, yaklaşık 7 bin yıldır, üretim araçlarının özel mülkiyetine sahip olan sınıfların baskı aracı olan devletin, yasal ya da yasa-dışı ezilenlere dayattığı, korkuya  dayanarak ayakta duruyor. Aslında eğemenlerin zulüm ve  şiddeti; onların ‘iktidarı kaybetme korkusunun‘, yansıyarak dışavurumudur. Egemenler, kölecilikte ve feodalizmde görünür olan ekonomik  ve siyasal zoru,  doğrudan uygulayarak korkutuyordu. Burjuva sınıfın ideologları, toplumsal yapı ve devletin; bir ‘toplum sözleşmesi’  sonucında  kurulduğu ve  "rıza"yla (= gönüllü onaşmayla) yönetildiği palavrasıyla;  burjuvazinin ekonomik ve siyasal terörünü ve onun  farklı biçimlerini; ‘‘havuç-sopa‘‘ metaforuyla  sürekli gizlediler. Kapitalist sömürü mekanizmasının, toprağa bağlı olmayan kölesinin, ‘özgür emekçi’ nin, ücretli köle olarak kapitalistlere iş-gücünü  bir sözleşmeyle satması; sömürü sürecinin dolaylı, bu ‘özgür‘ görünümü, emekçilerin uzun süreli  manüplasyonunu kolaylaştırıyordu. Üretim araçlarının ve ürettiği metanın  sahibi olamayan ve çalışmazsa açlıktan ölecek emekçilerin özgürlüğü, sözde bir özgürlük,  yani ‘ücretli kölelelik’ ti. Sermaye düzeninde, ‘Ortak duyu‘,  ‘sağduyu‘, ‘gönüllü onaşma‘;  vb. retorik, kapitalist sistemin korku ve değerlerini  ideolojisini  içselleştirilmeye yönelik, emekçilerin beynine sıkılan mermilerdir. Burjuvazi kendi iktidarını kurma sürecinde,‘‘hak –hukuk- adalet –özgürlük- eşitlik‘‘ sloganıyla  ezilenleri peşinden sürükledi fakat, bu değerlere kısa sürede ihanet etti. Emekçiler, bugün kullanabildikleri tüm burjuva -demokratik hakları; yüzlerce yıl süren  dişe diş mücadeleyle  ve kan bedeliyle kazandı. Bu yüzden, bu  hakların savunulması ve genişletilmesi için mücedele, işçi ve emekçilerin, kendi iktidarlarını kurma yolunda önemli bir basamaktır.Emekçiler, sömürüye karşı hak ve özgürlük  talebiyle, örgütlü ve birleşik  mücadeleye giriştiğinde, sermayenin günlük olarak güncelleştirdiği algı yönetimi ve yalanlarda,  gerçekler karşısında  tuz buz  olacaktır.
    Geride bıraktığımız yılda,  Covid-19 salgını önlemlerine karşın, kapitalist dünyayı sarsan  irili ufaklı  umudu yükselten direnişlere;  tanık olduk. Türkiye’de de  madencilerin, avukatların  kitlesel protestolarını yaşadık.Son olarak , Boğaziçi Üniversitesi  gençliğinin,‘‘ kayyum rektöre‘‘ karşı direnişi; 2021 Türkiye’sinin sıcak direnişlere gebe olduğunu gösteriyor. Bunu sezinleyen  AKP-MHP faşist cenahı‚ ‘Yargıda  ve ekonomide reform‘‘ söylemiyle, sermayenin  gelecek  korkusu ve riskini  gidermeyi; emekçilerin mücadelesini saptırmayı, faşizmi tahkim ederek daha azgın bir sömürü ortamını hedefliyor.Fakat emekçilerin , gençliğin ve yoğun baskı altındaki kürtlerin eylem ve direnişlerinin; pandemi savuşturulduktan sonra  patlaması ve yaygınlaşması olasılığı yüksektir.Yoğun sömürü ve baskı altındaki kitlelerin ‘normal durum‘ a geçilmesiyle; potansiyel olarak biriktirdikleri öfkeyi,  farklı biçimlerde sermaye üzerine boca edeceği günler yakındır.Tarih, korkularını yenen kitlelerin eseridir. Korku gibi, cesarette bulaşıcıdır. Zafer, her zaman, korkmayanların,  korkuya meydan okuyanların, zalimlere  karşı direnenlerin olmuştur. 2021 yılının, ‘korku‘ yu korkutacağımız  bir yıl olması dileğiyle;  tüm okurlarımızın yeni yılını kutluyorum.