MAIL:arkadas@arkadas.ch


Güncel Haberler...
Bağlantılar
İsviçre‘nin aylık haber ve yorum gazetesi



Fuat AKYÜREK
Yeni bir atılımın eşiğinde 

Ergün ÖZALP
Suriye'de diplomatik mola!

Yaşar ATAN
O aşk hiç unutulmadı

B.M.AY
Leben um zu kaufen?

Haydar SANCAR
'Yeşil dalga' hangi kıyıya çarpacak?

Müslime KARABATAK
İşçilerin işçi yazarı: Lisel Bruggmann 

Saadet TÜRKMEN 
Entegrasyon,dil entegrasyonu ve 
ötesine dair seçme perspektifler



 Suriye’de Diplomatik mola!



Ergün ÖZALP

    Suriye’deki savaş sürecinde  Soçi, Cenevre  görüşmeleri derken; son yapılan‚‘mutabakatlar‘ dan sonra, suriye yeni anayasasısını hazırlama sürecine evrilmiş görünüyor.Diplomasi , genellikle barış sürecinin, iki savaş arası dönemin söylemidir.Birbirine rakip güçlerin ekonomik politik askeri alandaki sorunlarını, masaya getirerek  çözüm aramalarıdır. Türkiye’nin  Rojava bölgesine yönelik  işgal girişimi  sonrası, ABD ve daha sonra  Rusya ile yaptığı ikili -  gerçekte  ise, taraf olarak, Suriye ve YPG‘de bu görüşmelere dolaylı olarak; tele konferans yöntemiyle  katılmıştı- mutabakatlar  sonrası, genellikle Rusya‘nın, Putin’in  Ortadoğu‘da baş aktör olarak öne çıktığı ve Rusya’nın  tek kurşun atmadan Suriye’de kazanan güç olduğu yorumları; ön plana çıktı.
Diplomasi ve savaş alanında , bilinen bir tekerlemedir: ‘‘Savaşta, sahada kazanılanı masa başında kaybetmeyelim‘  denir.Şu bir gerçektir ki, savaşta, sahada kazanan bir güç; hiç bir zaman masada  da kaybetmez. Çünkü güçlü bir masa başı diplomasinin gerisinde, her zaman güçlü bir ekonomi, istikrarlı bir toplumsal yapı ve askeri güç desteği vardır. Bunlar yoksa zaten savaşta da kaybedersiniz, masabaşında da..Rusya’nın son  yıllardaki , uzun dönemli ve sabırlı stratejik ve taktik  hamleleri ile kazandığı bir gerçektir. Ama Gorbaçov ve Yeltsin‘li ‚‘çöküş‘ süreci  Rusyası’nın Ortadoğu’daki kaybettiği  etki ve hegemoya,  gözönüne alındığında;Rusya’nın  kaybedilmiş eski  nüfuz alanlarına yeniden dönme sürecini yaşadığını da  söyleyebiliriz. Rusya, Putinle birlikte ekonomik ve askeri alanda hamleler yapmış toparlanmıştır. Artık, Sovyetler Birliği dönemindeki etki alanlarını yeniden ele geçirmek ve yenilerini bunlara katmak  için,  batılı  büyük emperyalist devletlerle  her alanda rekabet  içindedir. Gerisinde az çok istikralı bir toplumsal yapı,  petrol ve doğal gaz gibi stratejik kaynaklar, geliştirilmiş  yeni silahlar ve nükleer gücü  vardır. Masabaşında kaybetmemesi, bu yüzden  doğaldır. Ek olarak, Rusya, Çarlık dönemi ve özellikle Sovyetler Birliği döneminin zengin diplomatik deneyimlerine sahip bir devlet olarak; diplomatik  alanda  iyi bir oyun kurucudur da... Türkiye’nin ÖSO‘cu cihadçı çetelerle  birlikte gerçekleştirdiği  işgale,   önce ABD ile birlikte  onay verilmiş, belli bir noktada ise dur denmiştir. Tıpkı daha önce  Fırat‘ın batısındaki diğer Türkiye operasyonlarında olduğu gibi. ‘Soçi mutabakatı‘ sonrası  Rusya, Türkiye’ye;‘Senin sınır güvenliğini de, Suriye‘nin sınır güvenliğini de, önümüzdeki dönemde kürtlerin hak ve taleplerini de ben koruyacağım‘‘ mesajı vermiş,  bölgedeki herkesin hamisi olduğunu ilan etmiştir.
     Vurgulanmalıdır ki, Rusya’nın bu güçlü diplomatik zaferleri ; kapalı kapılar ardındaki gizli diplomasiye  uzun bir süredir döndüğünü, batılı emperyalistlerle bu alanda da bir yarış içinde olduğunu gösteriyor.Bu,  Ekim Devrimi sonrası Bolşeviklerin yürüttüğü‚ ‘açık diplomasi‘ ile taban taban zıttır.Bolşevikler Ekim Devrimi sonrası, Çarlık Rusya’sının 1. Dünya savaşı öncesi emperyalistlerle yaptığı ikili paylaşım antlaşmalarını deşifre ederek çöpe atmış, bağımsızlığı için kurtuluş savaşı veren uluslara, içten ve karşılıksız yardım elini uzatmış, ulusların kendi kaderlerini tayin etme ilkesini tutarlı bir şekilde savunmuş‚ açık diplomasi‘ yürütmüştü.M. Kemal önderliğinde gelişen anti-emperyalist hareketi ,bu amaçla desteklmişti.İngiliz emeperyalizminin ve onların maşası Yunan ordusunun  işgali püskürtülerek, Rusya’nın güney kanadında  ,Kafkasya’daki  İngiliz emeperyalizmin girişimlerinin engellenmesi, o tarihlerde batılı emeperyalistlerin  genç  Sovyet devletini yıkmak için örgütlediği  ‘Beyaz Ordu‘ ile savaşan  ‘Kızıl Ordu’nun da elini güçlendiriyordu. 1919‘ da Havza’da  Bolşevik heyetiyle, M . Kemal’in  yaptığı  görüşme sonrası, TBMM Hükümeti’ne her türlü silah altın ve cehane yardımı yapılarak, Yunan ordusunun  Ankara’ya yürüyüşü Sakraya’da durdurulmuş ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna tayin edici destek sağlanmıştı.TBMM’nin anti- komunist çizgisi ve Komunistlerin tutuklanmasında , M. Suphi’lerin  katlinde oynadığı rol bilinse de; zorunluluktan doğan ve bolşeviklerin ilkelerine ters düşmeyen  bu dostluk süreci  devam ettirilmişti.  Dostane ilişkiler, Özellikle M. Kemal’in ölümünden sonra ,  giderek bozulmaya yüz tuttu. İkinci cihan harbi öncesinde, Türkiye’nin, Nazi Almanyası’la  flörtü, savaş sonrasında Marshall yardımlarıyla ABD ve NATO cephesine katılması; Tükiye diplomasisini de,  batılı emperyalistlerin‚‘soğuk savaş’döneminde   kullandığı , anti- komunist bir aparata dönüştürdü. Yaklaşık 20 yıllık Rusya ile dostluk süreci, bir yana bırakıldığında, Osmanlının gerileme döneminden günümüze, Türk dış politikasının, emperyalistlerin elinde  bir oyuncak  haline geldiğini görebiliriz.Sahada kazandığı muharebeleri  bile, şimdiye kadar  diplomatik  bir zafere dönüştürdüğü  pek görülmemiştir. Hep kaybeden olmuştur. Suriye’de şimdiden kaybeden tek gücün,  Türkiye tarafı olduğu açıkça görülmektedir.
    Sonuç olarak, Türkiye, son iki yıldır derin bir ekonomik kriz içinde debelenirken, içeride yasaklarla baskı altında tutulan bir toplumsal yapı, potansiyel patlama riskleri taşıyorken, Kürtlerin tüm seçilmiş belediyelerine kayyum atanırken;  Suriye’de  baştan beri desteklediği cihatçı çetelerle , ‘oyun bozucu‘ bir askeri ve diplomatik pratik  yürütmüştür. Çevresindeki devletlerle dost olmayan ve  birçok sorunu bulunan Türkiye’nin ; şimdiki dostları , ABD ve Rus emperyalistleridir. ABD bilinen, dünyanın başbelası  emeperyalist bir güç,  Putin Rusyası’da,  Lenin –Stalin dönemi’nde dostluk ilişkisi yürütülen  Sovyetler Birliği değildir.  Türkiye,  paylaşım savaşından  artık kapma özlemini, ‘Kürt  tehdidi‘‚‘Sınır Güvenliği‘ olarak formüle etsede;  bu tezini, dünyada kimseye inandıramaz durumdadır.. Suriye’nin toprak bütünlüğü adına yürütülen operasyonlar, işgalci hamlelerdir. Suriye’deki  sorunlar, suriye halkları tarafından çözülmeli,  tüm emperyalistler ve onların oyuncağı duruma gelmiş Türkiye’nin , derhal Suriye’den çekilmesi; Ortadoğu ülkeleri  ile barış ve dostluk ilişkilerini  geliştirmesi, Türkiye ve bölge halkları açısından yararlı, biricik politik adım olacaktır.  Bu diplomatik mola süreci ,iyi değerlendirilmelidir. Aksi bir tutum , bölgede savaşın uzaması, Türkiye’de kaosun artması ve yıkım getirecek; Türkiye, emperyalistlerin dayatacağı savaş suçları ve  mali bilançunun; yani  yenilgisinin faturasını ödemekte  daha fazla zorlanacaktır.

Çok okunanlar