Güncel Haberler...
Bağlantılar
İsviçre‘nin aylık haber ve yorum gazetesi

Fuat AKYÜREK
Salgın herkese felaket getirmiyor

Ergün ÖZALP
Ekim Devrimi ve Sovyetik Bilim

Yaşar ATAN
Bitmeyen acıların ozanı

B.M.AY
Verdammt dünnes Eis

Haydar SANCAR
İkinci dalganın gösterdikleri 
ve sovyet tipi sağlık sistemi


Müslime KARABATAK
La poète de l’espoir : 
Sennur Sezer


Saadet TÜRKMEN 
Travma sonuçlarıyla yaşamak


Ali KORKMAZ
29 Kasım Referandumu
İsviçre parası öldürüyor,
savaş ticaretine son


Metin ALAN
Kapitalizmde aşının
 adil dağıtımı mümkün mü? 






Çok okunanlar
Arkadaş  WEB TV
arkadas@arkadas.ch
________________________
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI


'Ji Bo Azadiye' filminin düşündürdükleri ../ Ekim 2020 
Doğu Akdeniz ve Ege'de neler oluyor? / Eylül 2020
‘Kanal İstanbul’dan Montrö’ye .. / Nisan 2020
16. yılı geride bırakırken .. / Mart 2020
Suriye’de Diplomatik mola!
Soykırım silinemeyecek bir belgedir/ Mayıs 2019
Kaburga mı omurga mı? / Nisan 2019
İzmir İktisat Kongresi /  Mart 2019
Nereye gidiyoruz / Aralik 2018
Döngel ekonomi / Ekim 2018
Endüstri 4.0 dedikleri  / Eylül 2018
Soyağacı soykırımlar haritasıdır / Mart 2018
Bir kripto para: Bitcoin.Kasım 2017
Mizaha dair izahlar / Eylül 2017
Bir çarpık ilişki alanı: Facebook / Haziran 2017
Yoghurt und Türken / Nisan 2017
Sovyetik bilim, internet ve üretkenlik/ Kasım 2016
Ekonomik iflas ne zaman / Ekim 2016
Kirlenmişlik ve temizlik/ Nisan 2016
Halep’in Baronları / Ocak 2016
Korkuya esir olmak / Ekim 2015
Soykırım kanayan bir yara/ Mayıs 2015
‘Eğin dedikleri’: Soykırım kavşağında küçük bir şehir./ Nisan 2015
Petroldeki kriz / Ocak 2015
İşid’in nesebi belli mi?/ Ekim 2014
Tarihin dilini anlamak/ Şubat 2013
13 yıl sonra / Aralık 2012
Hem modernist hem Vakanüvvis Z.Toprak eleştirisi / Eylül 2012
Propaganda ,gütme ve aldatma / Ocak 2012
Ahlak,onur ve cuntacılar/ Haziran 2011
‘Arap’ın bilime katkısı / Kasım 2010
Domuz gribi paniği / Kasım 2009
TÜBİTAK, Darwinsiz bilim ve Generaller/ Şubat 2009
Kriz psikolojik mi? / Mayıs 2009
Robotlar ya da insan kolonlamak /Haziran 2005
Quantumun eşiği cehaletmi dir?/ Mart 2005
Fala inanma faldan geri kalma /Nisan 2004







Sovyet Bilimi, Çocuk felci virüsünü nasıl yendi?


Ekim devrimi ve 
 Sovyetik bilim

Ergün ÖZALP












Ekim Devrimi’nin ayırdedici özellikleri

    1917 Ekim Devrimi, 103 yıl önce (yeni takvimle 7 Kasım 1917’de), yeni bir çağın kapısını açtı. Başta işçi sınıfı,emeği ile geçinen sovyetlerde örgütlenmiş tüm yoksullar; Bolşevik Partisi’nin önderliği altında,Çarlık Rejimi’ni devirerek iktidara geldi. Bu yeni tipte bir devrimdi. Daha önceki devrimlerde ve  burjuva devrimlerinde  görüldüğü gibi;  iktidar bir sömürücü sınıftan bir diğer sömürücü  sınıfa  geçerek, el değiştiriyordu. Ekim devrimi, önceki  bütün devrimlerden farklı olarak, insanlık tarihine, sınıflar mücadlesine ve  dünya işçi sınıfının sosyalist birikimine; birçok yenilik kattı.
Ekim devrimi, dünya kapitalist-emperyalist cephesini yararak, işçi sınıfını iktidara taşıyarak; proleter devrimler çağını başlattı.Üretim araçlarını  bütün toprak sahiplerinin ve kapitalistlerin elinden alarak; sosyalist toplumsal mülkiyete dönüştürdü. Burjuva devlet aygıtını parçalayarak, iktidarı işçi ve köylü sovyetlerine devretti.Burjuvalar siyasi haklardan yoksun bırakılarak, burjuva parlamenterizmden ibaret burjuva demokrasisinin  yerine; proleter demokrasiyi getirdi.  
    Ekim Devrimi, eski düzen yıkılıp parçalanırken; yeni sosyalist düzenin, nasıl inşa edileceğini ve emekçiler tarafından nasıl yönetileceğini gösterdi. Emperyalist sistem, sadece metropol merkezlerinde değil; Ekim  Devrimi’nin etkisiyle; cephe gerisinde de sarsıldı.Dünyanın bağımlı ve sömürge ülkelerinde  proletarya önderliğinde gelişen sömürge devrimleri dönemi,  başladı. 
    Ekim Devrimi, Bir halklar hapishanesi olan çarlık Rusyası’nda, ulusların hak eşitliğini sağlayarak; ulusal sorunun çözümünde  ilkel bujuva milliyetçiliğinden  başka bir çözüm olduğununu da gösterdi.Ekim Devrimi, ezilen halkları, gönüllü ve kardeşçe bir yaşam etrafında, enternasyonalist bir ruhla, Sosyalist Sovyet Cumhuriyetleri Birliği’nde birleştirdi.Dünyanın ezilen halkları ve devrim yolunda yürüyen diğer ülkelerin proletaryası; Sovyet  Rusya özgülünde, kendilerini destekleyecek  güçlü, devrimci  bir üsse sahip oldu.
    Ekim Devrimi, işçi sınıfının,kafalarında,ideolojisinde de devrim yarattı. Marksizm dışı akımların, başta sosyal-demokrasinin işçiler üzerindeki eğemenliğine son verdi. İkinci  Enternasyonal’in ve sosyal-demokrasinin işçi hareketindeki eğemenliğini sonlandırarak, üçüncü  Enternasyonalizm çağını başlattı. 
     Bununla birlikte,Ekim Devrimi’nin getirdiği devasa yenilikler, sadece  bunlarla sınırlı değildir. Sovyetler Birliği, Sosyalist  Ekonomiyi  inşa çabalarında  inanılmaz başarılar gösterdi; iç savaştan sonra, ülkeyi  1930‘lara doğru yeniden kurdu. 1945’te  Hitlerci  faşistlerin saldırısını da  püskürterek  zafer kazandı. SSCB  halkları, İki dünya savaşı ve bir iç savaş süreci sonrasında tahrip olmuş  ülkesini, adeta yeniden inşa etti. Kısa  bir süre sonra, 1950 başlarında, ABD ekonomisiyle başabaş bir konuma gelmekle kalmadı; demir – çelik, metal endüstrisi,otomasyon, uzay teknoloji, tıp vb. birçok alanda  ABD’yi geçerek, uzayı ilk keşfeden ülke oldu. Bu hızlı ekonomik toplumsal ve kültürel alandaki gelişmeler; hızını, bilimin özgürleştirilmesinden, bilim ve teknolojinin, her alanda  sosyalist bir anlayışla insanın hizmetine koşulmasından alıyordu. 
    Birinci ve ikinci beş yıllık planlar ve onun ardından gelen  planlamalar sonucu; emek üretkenliği en yüksek düzeye ulaştı.Dünya çapında, dev sanayi tesisileri kuruldu, birçok bilimsel buluşa imza atıldı.Uzay,ilk olarak  Rus kozmonotlar çıktı.Tüm  Kapitalist dünya ve onların bilim adamları; bu gelişmeleri ağızları açık izlemeye başladılar.Çünkü batılı emperyalistler ve onların kalemşörleri, Sovyetleri  Birliği’ni  halen; ‘’kırk yıl önce, tarımla uğraşan, kara cahil, yoksul geri bir ülke olarak’’ değerlendiriyordu.
    Ekim Devrimi, üretici güçlerin, bilim ve teknolojinin, özgürce  gelişmesinin, halkın refahı için kullanılmasının sınırsız olarak  onünü açtı. Sosyalist ekonomik düzenin inşasında, kazanılan zaferlerin  ardında, bilimin tüm alanlarda gelişimini, üretici güçlerdeki atılım ve sıçramayı görmeksizin; Ekim Devrimi sonrası kazanımları anlamak, olanaklı değildir.

Sovyetik bilimin, gelişme süreci

    Bilim, insanlığın ilk ortaya çıkışından günümüze gelen bir sürecin birikimiydi. Rusya  devrim öncesi dönemde, dünyada bu birikimin yoğunlaştığı, birkaç ülkeden biriydi. Bizim Deli  Petro diye tarih kitaplarından  adını duyduğumuz  Petro,  gerçekte Feodal – Ortaçağ Rusya’sında bilime önem veren, kendi adıyla  St Petersburg Bilimler Akademisi’ni kurduran, çağının  diğer despot padişahlarına göre reformcu bir zattı. D.I. Mendelyev gibi, kimya bilimine adını yazdırmış, yine psikoloji alanında  tartışılmaz üne sahip Pavlov  gibi bilimadamları, Petro’nun kurduğu  bu  Bilimler  Akademisi’nden yetişmişti.
    Ekim Devrimi sonrasında bu Akademi , SSCB  Bilimler Akademisi olarak yeniden potaya döküldü. Kendileri de çağının bilgi birikimini, okudukları üniversitelerde özümsemiş  yetenekli entellektüeller olan, ama bununla yetinmeyerek, bu birikimim artık toplumun  gelişmesi önünde köstek olduğunu gören; zekalarını, uyanan emekçilerin hizmetine sunarak,onları, RSDİP( Rusya sosyal Demokrat İşçi Partisi)’de örgütleyen, çarlığı yıkan, yeni bir çağı başlatan devrime önderlik eden, Lenin’in başında bulunduğu  bolşevik yönetici kadro;  baştan beri, bilimin gücünü  biliyor ve bilim adamlarını, sanatçıları ve tüm aydınları devrime  kazanmaya çalışıyordu. 
    Ekim Devrimi sonrasında da, Bolşevik Parti  Merkez Komitesi, aldığı yeni kararlarla,  çarlık döneminin  bilim adamı ve sanatçılara değer vererek; mali imkanlarını ve çalışma olanaklarını  genişleterek, onları sosyalist bir ruhla donatarak;enerji ve birikimlerini, sosyalizmi inşaya girişmiş emekçilerin enerjisine katmayı  becerdi. Değişik alanlarda, değişik bölgelerde, kent ve kasaba büyüklüğünde  onlarca  Bilim Akademisi, yüzlerce  bilimsel araştırma enstitüsü kuruldu ve bu bilim yuvalarından, A.F.JoffeKurchatovL.P.LandauP.Kapitza gibi; binlerce bilim işçisi mezun oldu. Dünya bilim tarihine katkı yapan ve bazıları nobel ödülü  almış  olan, sayısız keşfe imza atan  yüzlerce  bilim adamı; Stalin önderliğinde ilerleyen  sosyalist inşa döneminin ürünüydü. Marksizmi  kılavuz edinen  Bilim akademilerinin  araştırmaları ve ekonomik planlamalarına; ‘’halkın gereksinimleri ve onların problemlerinin nasıl çözüleceği’’, damgasını vuruyordu. Bilim sadece labaratuvarlarda yapılan  bir  iş olmaktan çıkmıştı, bilim adamları, bilim işçileri üretim alanlarında, fabrikada, tarlada her yerde halkla içiçeydi. Bilimin ilk nüveleri, Babil kulesinde rahiplerin yıldızları gözlemesinde olduğu gibi, dinle içiçe harmanlanmıştı,ama Ekim Devrimi’ yle  birlikte  bilim, artık  yeryüzüne, halkın arasına inmişti. Yüzlerce dilde basılan, milyonlarca tirajlı bilim dergileri halkın sofrasına girmişti, üretenler yanıbaşındaki bilim adamlarıyla sohbet ediyor, tartışabiliyor, önerilerini iletebiliyordu. Bilim adamları, 2. Dünya Savaşı esnasında olduğu gibi, kuşatma altındaki kentlerin halkı iskorbit hastalığına yakalanmasınlar diye; sokaklarda  halkı eğitiyor, çam ağacı yaprağından  nasıl C vitamini  elde edebileceklerini öğretiyordu. Lisenko gibi bilim adamları, soğuk Sibirya kışına dayanıklı, hububat tohumlarının  nasıl elde edileceği  konusunda, deneyler yapıyor; genetik değişim ve mutasyon üzerinde kafa patlatıyordu.Lisenko’nun anlayışı, kapitalist tarım tekellerinin hizmetindeki bilim adamlarının, tekel kârı için  bitkilerin, meyvelerin, hayvanların genetiğini değiştirme çabalarına, taban tabana zıt bir anlayıştı.“ Bilim için bilim ‘’‘’ kapitalist  kâr için bilim’’ yapmak; bilime gerçeküstü özellikler yapıştırarak, bilimi fetişleştirmek; sömürü düzenine yakışan bir işti.. Sosyalizmde bilim, eğemenlerin kârlarını artırmak için değil, halkın refah ve mutluluğunu  arttırmak, yaşamı kolaylaştırmak için yapılıyor, bilimsel araştırma ve  keşiflerin yönü de, bu amaç tarafından belirleniyordu.1950 sonlarına doğru, Soveyetler Birliği’nin, bilimin birçok dallarında ‘ilk’ leri gerçekleştirmesini sağlayan da buydu..
    Sovyetler, fizik bilimine, diyalektik  mataryalist ilkelerle yoğun  yönelişinin ürününü, ABD’den çok daha önce, roket proğramlarına başlamakla aldı. Alman  planlaması olan V2 roketlerini geliştirdi.Uzaktan kumandalı yöntemle, uyduları yöneterek (o dönemin  Sputnik 1,2,3 serileri); ayın dünyadan görünmeyen yüzünün, ilk olarak fotoğraflarını çekti ve daha sonra da, Strelka ve Belka  isimli uzay kabinini kontrol etmekte  yardımcı olan köpekler sayesinde; uzaya gidişi ve yeryüzüne dönüşü gerçekleştirdi. Ve böylece, uzaya, canlı insan göndermenin yolu açıldı. Bir süre sonra da Yuri Gagarin, uzayda Sovyetlerin  kızıl bayrağını dalgalandırdı.
    Sovyetik Bilimin başarıları, sadece fizik bilimiyle sınırlı değildi.Jeoloji ve toprakbilim demek olan Pedoloji, Rusya’da sürekli güçlü bulunan, iki bilim dalıydı.Şimdiki biçimiyle Pedolojinin, hemen hemen  bir Rus yaratımı olduğu söylenebilir. Ekonomik büyüme için temeli hazırlayacak bir jeologlar çekirdeği, Rusya’da vardı.Onlar, Sovyetler Birliği’ndeki doğal kaynakları araştırıp, bunları halkın yaşamına uyguladılar.Ruslar, jeo- kimyadan (maden yataklarının saptanmasında toprak örneklerinin kimyasal analizinin kullanılması) ve jeo-botanikten (Madenlerin saptanmasında, hem bitki fosillerinin hem de bitki örneklerinin kimyasal analizinin kullanılması);herhangi bir ülkenin yararlanacağından çok daha fazla yararlandı.Jeo-botanikçiler, 1945’ten sonra, bütün önemli ve uzun keşif gezilerine dahil oldular.Bu durum, tüm jeo kimyasal araştırmalar için,1955’ten itibaren zorunlu hale getirildi.Sovyetler, demir cevheri yataklarının belirlenmesinde,havadan manyetik tarama yöntemini kullanmada da; ilki başardı.Ve Yakut Bölgesindeki, bir elmas yatağının keşfedilmesinde, elmas damarı ile bağlantılı olan  nehir yatağındaki elmasların dağılım büyüklüğüne dayanarak;yeni bir olasılık yöntemi geliştirdiler.
    Kimya alanında - ki, Akademi başkanlığı yapmış  prof. Nesmeyanov  bir organik kimyacıydı- endüstrinin gereksinimlerini önceden karşılamak için, yeni polimerlerin geliştirilmesinde, atomik enerji talebinin karşılanmasında başarıya ulaştı.1932-37 planı döneminde, biyolojik araştırmaları tarıma uygulamaktan sorumlu olan, uluslararası ün sahibi ve Royal Society ‘in yabancı üyesi olarak seçilen prof. N.I.Vavilov, - ayrıca ünlü fizikçi  kardeşi de vardır.-  Sovyet tarımının gelişmesinde olağanüstü hizmetlerde bulundu.Onun döneminde, çiftçiliğin makineleştirilmesi, yeni büyük alanların tarıma açılması, geniş bir alanda, günlük pratik ihtiyaçların basit tavsiyelerle karşılanması; gerçekleştirildi.Vavilov, uzmanlık alanı olan bitki yetiştiriciliği konusunda, kültürlü bitkilerin nesnel kökenini açıklamak için, dünyanın değişik bölgelerine altmıştan fazla  gezi yaptı. Vavilov’ dan sonra bu alanda ünlenen Lisenko ise, tezinde; Vavilov’un ilkelerini saptadığı yüksek standartlara, temel ilkeleri kabul edilmiş yeni koşullara; bitkilerin uyum sağlayabildiğini ileri sürerek onu geliştirdi. Daha sonra ise pratikte benimsenen, ekinlerin büyüyebileceği  arazi ve koşullara uygun tohumlar yetiştirmek; oldu. Burada, kısaca  özetini verdiğimiz Sovyet Biliminin gelişmesi ve adını andığımız bilim adamlarının keşifleri, işçi sınıfının Stalin önderliğindeki partisinin ve  Bilimler Akademisi’nin; örgüt ve çalışma planlarını yönlendirmesi, desteklemesi  sayesinde gerçekleşti.  
    Tüm bunlardan sonra, Sovyet Biliminin, ayırdeci yönlerinin anlaşılması gereklidir. Bu kısaca ‘emekten ve halktan yana insanlığın hizmetinde bir bilim’ olarak ifade edilebilir.Bilim, adetâ halkın  sofrasına, günlük konuşmalarına girmişti.Bilim adamları, en ciddi bilimsel sorunları, halka yönelik miyonlarca tirajlı ve onlarca dilden yayınlanan Pravda (Gerçek) gibi, günlük gazetelere yazdıkları makalelerle tartışıyordu. Bilimin bu popülerleşmesi, bilimsel düzeyi düşürmediği gibi, emekçilerin düzeyini yükseltti, yaratıcılık ve verimliliği teşvik ettiği gibi, işçiler arasından mühendis, teknisyen, bilim adamı ve kaşiflerin ortaya çıkmasını sağladı.Bu şekilde tüm yük, Bilimler Akademisinin üstüne yıkılmayarak, uygulamada alt düzeylerdeki onbinlerce uzman ve teknisyenin enerji ve birikimi; çekirdek bilim adamlarının yönetimi altında uyumlu kılınıyordu.. Kuşkusuz, bu tarz bilime yön veren, ilk başlangıçta en  temel  gereksinim olan eylem hızıydı. Bu,felsefesine bakılmaksızın, olanaklı olan tüm şeyleri; hızlı ve zeki bir tutumla üretmek ; onu daha fazla felsefe ile destekleyerek, beslemek anlamına geliyordu .Parti örgütü ve Bilimler Akademisi; o dönem bunu başarabildi.

 Bir örnek: Çocuk felci aşısının,Sovyet bilimadamları tarafından geliştirilmesi.

    Dünya’nın bir yıldır COVİD-19 salgınıyla boğuştuğu bir milyondan fazla insanın öldüğü günümüz koşullarında, halen etkili bir ilaç ve aşı bulunamadı.Birbirleriyle rekabet içideki İlaç tekelleri, farklı ülkelerdeki  labaratuvarlarda onlarca  aşı çalışması yapıyor, ama henüz ortada  bir sonuç yok. Yazımızın bundan sonraki bölümü, 65 yıl önce salgın yaratan çocuk felci virüsüne karşı, Sovyet biliminin, Sovyet bilim adamlarının savaşını ve çocuk felci virüsünün kökünü nasıl kazıdıklarını; dünya halklarını bu beladan nasıl kurtardıklarını, konu edinmektedir.
    1950’lerden sonra, tüm dünyada salgın haline gelen çocuk felcine karşı, etkili bir aşı üretmek için, tüm bilimadamları seferber olmuştu.Çocuk felci geçirenlerin arta kalan yaşamlarında, bir daha bu hastalığa yakalanmadığı, bağışıklık kazandıkları; bilinmekteydi.Yeni bulunacak aşının, bağışıklık yaratırken çocuklara zarar vermemesi, çocuk felci semptomlarına yol açmaması; gerekiyordu.
    İlk aşı,1954 yılında Amerikalı bilimadamı  Jones Salk tarafından bulundu.Salk,önce formalinle virüsleri öldürüyor, daha sonra maymunların böbrek dokusundaki canlı hücreler içinde geliştiriyor, olumlu virüsleri  elde ediyordu. Elde edilen aşı, üç kez şırınga ile  deri altına, ya da  kas içine enjekte ediliyordu.Gözlemler, bu aşıyla  çocuk felcine yakalananların, üçte bir ya da dörtte bir oranında düştüğünü göstermişti.Bu salgına karşı kazanılan, ilk zafer olarak önemliydi. Ama hastalıktan korunan çocukların oranını, % 75’in üzerine çıkarmak mümkün olmamıştı. Geride kalan çocuk kitlesi, virüsün kurbanı olmaya adaydı.Ayrıca, bağışıklık sağlaması için, bu aşıyı üç kez yapmak ve bunu  iki üç yılda bir yinelemek gerekiyordu.Aşı karmaşık ve pahalı yollarla elde ediliyordu. Çin ve Hindistan’dan getirilen maymunların böbrek dokusu kullanılıyor,
    1 milyon doz aşı elde etmek  için,1500 maymun gerekiyordu. Oysa Sovyetler Birliği’nde aşılanması gereken çocuk ve genç insan sayısı 80 milyondu. Ölü aşının bu sakıncalarını gören Rus bilimadamlarının tüm dikkati; üretimi basit - ve mali olarak hazırlanması da kolay  - canlı aşı geliştirmeye odaklandı. İnsanın sinir hücreleri üzerinde üreme yeteneğinden yoksun bırakılan ve sinir hücrelerine zarar vermeyen, zararsız virüsleri elde etmek gerekiyordu. Milyonlarca aktif virüs parçacığı içeren canlı aşı, insanlar kadar çocuk felci virüsünden etkilenmeyen maymun türlerinde  ve diğer hayvanlarda denendi.Beyinlerine şırınga ile uygulandığında da, aşının zararlı bir etkisi görülmemişti..Canlı aşının büyük bir avantajı vardı. Hem basit olarak hazırlanıyor hem de pahalıya mal olmuyordu. 100.000 doz aşı, tek bir maymunun böbreğinden hazırlanabiliyordu.
Fakat canlı bir aşının insanlar üzerinde geniş ölçekte kullanıma girmesi, resmi olarak onaylanması için, daha birçok gözlem gerekliydi. Geniş bir insan kitlesi üzerinde bu aşının denenmesi, ilk kez Sovyetler Birliği’nde gerçekleşti.
    1957 yılı başlarından itibaren, aşının etkileri gözlenmeye başlandı.İlk olarak 1250 çocuğa aşı yapıldı. Bu  aşılanan çocuklar, bir başka aşılanmamış 1250 çocuk grubu  ile yakın ilişki içine sokuldu. Sonuç olarak, her iki çocuk kitlesinde de, herhangi bir çocuk felci belirtisi görülmemişti.
Sürecin bundan sonra nasıl geliştiğini, süreci başından itibaren izleyen, Profesör Anatoly Smoroddintsev, o dönem yazdığı makalesinde şöyle özetliyor:(*)
      ’Yeni itirazlar yükseldi: canlı aşı onayı için, 2500 çocukta test yapılmıştı.Ama bu rakam,  böyle önemli bir problemin çözümünde çok küçük kalıyordu. Aşının zararsız olduğunun resmi olarak ilanından önce, en azından 100.000 çocuk aşılanmak zorundaydı.Son yılın ilk çeyreğinde, Litvanyalı doktorların yardımıyla,20.000 çocuğa aşı yaptık. Ve ikinci çeyrekte, Litvanya,Moldovya ve Belarusya’da, 14 yaşa kadar olan  yarım milyondan  daha fazla çocuğa; aşı yaptık. Sovyetler Birliği Tıp Bilimleri Akademi’sine bağlı Çocuk Felci Araştırma Enstitüsü,1959’ dan beri benzer çalışmalar yapıyordu. Geçen yılın sonu itibariyle, Sovyetler Birliği’inde canlı aşıyla aşılanmış olan 12 milyon çocuk vardı. Ve onların arasında, aşılanma nedeniyle  ortaya çıkmış tek bir çocuk felci vakası bulunmuyordu. Salgın sezonunda (Haziran- Kasım arasında) canlı aşıyla aşılanmış olan çocuklar arasındaki vaka sayısı, aşılanmayan çocuklar arasındaki oranın onda biriydi. Direnci düşük olan çocuklarda , iki ya da üç canlı aşı enjeksiyonun; tamamıyla zarasız olduğu ve Salk’ın ölü aşısına oranla, hastalığı önlemede daha fazla etkili olduğu test edildi. Aşılanmış çocukların bağırsak sisteminde, virüsler yeniden  üreme  ortamı bulamadıklarından,canlı aşı ile aşılananların  bünyeside dolaşan  herhangi bir  çocuk felci virüsüne de; rastlanılmadı.
    Çocuk felci, canlı aşının saldırısı karşısında hızla geri çekiliyor ve yeni bir salgın tehlikesini kökünden söküp atmaya yönelik olarak, sıkı bir  ilerleme sağlanıyordu.
    Canlı aşı, çocuk felci araştırması yapan Moskova Enstitüsü tarafından, bir tatlı kaşığı  su ya da şurupla yutulacak sıvı formunda; yeniden üretildi. Aşı, sıvı ya da tatlı olarak ağız yoluyla verildiği zaman, bağışıklık kazanmak kolay ve menuniyet verici  bir süreç oluyordu. Sovyetler Birliği’ndaki 20 yaşa kadar olan tüm genç  nüfus, çocuk felcine karşı, önümüzdeki aylarda, aşılanacak.
    Canlı aşının son derece etkili olan  yardımıyla çocuk felcine yönelik enerjik atak, ilk kez dışarı taşınıyor ve tüm dünyaya  Sovyet sisteminin  üstünlüğünü  gösteriyor.’’
    Yukarıda, şanlı bilimsel gelişmelerini özetlemeye çalıştığımız Sovyet Bilimi de, Kruşçevle başlayan restorasyon sürecinden; adım adım nasibini aldı. Gorbaçov sonrası,Yeltsin ve Putin’li süreç, artık kapitalist ilkelerin  bilim alanında da bütünüyle eğemenlik kurduğu ve bilimin  Amerika’ya benzetildiği; bir süreçtir. Kuşkusuz Putin Rusya’sı, geçmişin sosyalist dönemin bilgi birikiminden, kapitalist-emperyalist emelleri için yararlanmaya, diğer emperyalistlerle bilim ve teknolojide de rekabet etmeye çalışırken; elbette yeni bilimsel keşiflere de ihtiyaç duymaktadır. Putin son olarak, Covid-19 karşı, iki aşı ve bir ilaç geliştirdiklerini ve aşının insanlar üzerinde denenmeye başladığını; duyurmuştu. 
     Rusya, diğer kapitalist-emperyalist devletlerden önce, dünya halklarına yararlı bir aşı sunabilirse; bunu elbette kâr motivasyonuyla yapacaktır. Fakat  öte yandan, Sovyetik Bilim  mirasının işe yaradığını; bir kez daha  tanıtlamış olacaktır...
 

(*) SSSCB Bilimler Akademisi Başkanı olan Profesör A.N. Nesmeyanov  tarafından tanıtılan Sovyet Bilimi’ndeki son  dönemdeki  Gelişmeler (Recent Advances Soviet Science- 1961) adlı kitabın; ingilizce baskısında yeralan  Profesör Anatoly Smoroddintsev’ in makalesinden alındı.