GŁncel Haberler...
Bağlantılar
İsviçre‘nin aylık haber ve yorum gazetesi

Fuat AKYÜREK
Salgın herkese felaket getirmiyor

Ergün ÖZALP
Ekim Devrimi ve Sovyetik Bilim

Yaşar ATAN
Bitmeyen acıların ozanı

B.M.AY
Verdammt dünnes Eis

Haydar SANCAR
İkinci dalganın gösterdikleri 
ve sovyet tipi sağlık sistemi


Müslime KARABATAK
La poète de l’espoir : 
Sennur Sezer


Saadet TÜRKMEN 
Travma sonuçlarıyla yaşamak


Ali KORKMAZ
29 Kasım Referandumu
İsviçre parası öldürüyor,
savaş ticaretine son


Metin ALAN
Kapitalizmde aşının
 adil dağıtımı mümkün mü? 






Çok okunanlar
Arkadaş  WEB TV
arkadas@arkadas.ch
BERLİN’DE ŞAŞKINLIK: 
ÇİN’DEKİ EKONOMİK BÜYÜME
Jörg KRONAUER  / Junge Welt
























Çin ekonomisi yeniden canlanıyor: Pekin istatistik dairesinin verdiği bilgiye göre Kovid-19 salgınının baskısı altında yılın ilk çeyreğinde yüzde 6.8 çöktükten sonra, ikinci çeyrekteki yüzde 3.2’nin ardından üçüncü çeyrekte yüzde 4.9 büyüdü.
Dairenin bir sözcüsü, pandeminin Avrupa ve ABD’de yeniden başlayan patlamasının önemli bir büyüme faktörü olan Çin ihracatını tehdit ettiği için tehlikenin geçtiğinin söylenemeyeceği uyarısını yaptı. Çin Halk Cumhuriyeti de ikinci bir dalgayla boğulmamak için çok dikkatli olmalı ama ülkenin 2020 için genel olarak pozitif büyüme kaydedebileceği neredeyse kesin görünüyor.
Almanya için ne büyük bir fark ki, geçenlerde ekonomide yaşanan çöküşün “sadece” yüzde 5.5 ile sınırlı olacağını gururla duyurma ayıbı yaşandı! Siemens Patronu Josef Käser, pazartesi günü Alman iş dünyasının çevrim içi Asya-Pasifik konferansında “Çin sisteminin krizle mücadele konusunda batı sistemlerinden üstün olduğunu” açık bir şekilde kabul etti. Eskiden tamamen ya da kısmen sömürgeleştirilmiş ülkelerin kendilerini sollamalarına alışık olmayan Alman seçkinleri, buna izin vermeye niyetli değiller. Pandemi krizini eski Batı’dan daha hafif atlatan Halk Cumhuriyetinin, dünya ekonomisinin ve siyasetinin zirvesine çıkma yolunda ivme kazanıyor olması bile tahammül edilemeyecek bir durum. Şansölye Angela Merkel, Asya-Pasifik Konferansındaki konuşmasında, gelecekte Çin ile daha az, bölgedeki diğer ülkelerle, Güney Kore, Vietnam, Endonezya veya Hindistan ile daha fazla iş yapmayı tavsiye etti. Bunun amacı Pekin’in etkisini yok etmek ve karşı dengeler yaratmaktı. Tek sorun şudur: Sermaye, kendini artırmak için en uygun koşulları bulduğu yere gider. Örneğin, Alman şirketlerinin Hindistan’a Çin’den çok daha az yatırım yapmasının nedeni budur. Ve küresel kapitalizmde, boş çağrıların piyasanın ham güçlerine karşı pek faydası yoktur. Ne anlamda? Federal Ekonomi Bakanı Peter Altmaier, “Korona kriziyle Çin’le aynı derecede etkili şekilde mücadele edebileceğimizi göstermeliyiz” dedi. Ancak bu, nüfusu Alman nüfusunun on yedi katı olan Çin’deki 86 bin vakaya karşın ikinci salgın dalgasının başlangıcında Almanya’da 370 bin vaka olduğu düşünüldüğünde oldukça zor.
Siemens patronu Käser, krizin kötü şekilde ele alınmasını terk ederek, “Batı değerlerini savunarak” krizle mücadele edilmesini tavsiye etti. Bu, Alman seçkinleri için kolaylıkla uygulanabilecek bir şey. Yakın gelecekte, “Avrupa”nın ve Batı’nın büyük kahramanca eylemleri ve hepsinden önemlisi, Çin’in sözde çirkin eylemleri hakkında muhtemelen daha çok şey duyacağız. Şairlerin ve kokuşmuşların ülkesinin en iyi yapabildiği şey propagandadır.
 (Çeviren: Semra Çelik)

JOHNSON HEM KOVİD-19 HEM DE BREXIT’İ ATLATABİLECEK Mİ?
Alex CALLINICOS / Socialist Worker
Zayıf ve fesat, Margaret Thatcher’ın 30 yıl önce devrilmesinden bu yana tüm muhafazakar hükümetlere uyan bir tanım. İçlerinden bu tanıma en uygunu ise şimdiki Boris Johnson yönetimi.
İlk bakışta böyle görünmeyebilir. Johnson, Brexit karmaşasını kullanarak başbakanlığa gelmiş, Muhafazakar Partinin Avrupa yanlı kanadını partiden aforoz etmiş ve parlamentoda 80 koltukla çoğunluğu elde etmiş görünüyor. Farklı koşullar altında -örneğin Tony Blair hükümetinin keyfini çıkardığı gibi göreceli olarak huzurlu bir ekonomik ortamda- bu yeterli olabilirdi. Fakat günümüz koşulları çok daha acımasız ve Johnson’un önünde iki büyük sorun var.
Bunların ilki AB ile gelecekteki ticari ilişkiler üzerine anlaşma; ikincisi ise Kovid-19 pandemisi. İkisinde de zorlanıyor olması, payı olmasına rağmen, sadece kendi beceriksizliğiyle bağıntılı değil.
Daha büyük bir sorun hükümetin içindeki ideolojik bağdaşmazlık. Geleneksel Thatcher politikaları ve onun “serbest pazar” fetişi ile Financial Times gazetesinde geçen ay çıkan ilginç bir yazıda bahsedilen “bağımsızlık ekseni” arasında sıkışmış durumdalar.
Partinin Brexitçi kanadı AB’yi Britanya’nın diğer pazarlara erişmesine engel olan korumacı bir blok olarak gören ultra neoliberallerden oluşuyor. Dolayısıyla 2016 Brexit referandumunu “global Britanya” retoriği ve başarısız ticari anlaşma arayışları takip etti. Bu proje başlamadan bitti.
Herkesin farkında olduğu kaçınılmaz gerçek ise dünya ekonomisine büyük, rekabet halinde ve gittikçe acımasızlaşan üç ticari blokun hakim olduğu; ABD, Çin ve AB.
Dolayısıyla hükümet ekonomiye daha fazla müdahaleye etmek zorunda kaldı. AB ile görüşmelerde sorun yaratan önemli noktalardan birisi Britanya’nın endüstri alanında devlet desteği sağlamadaki ısrarı. Bunun sebebi de Johnson’un Başdanışmanı Dominic Cummings’in yüksek teknoloji şirketlerini teşvik etme sözde isteği.
İSTİKRAR
Pandemi süreci ise muhafazakarların Thatcher politikalarından kopmadığını gösterdi. Virüsün dolaşımını kontrol etmek, halkı ve işyerlerini sınırlamaların etkisinden korumak için yüksek seviyede devlet müdahalesinin istikrarlı bir biçimde uygulanması gerekiyor.
Johnson bunun hiçbirini başaramadı. Muhafazakarlar pandeminin ilk dönemlerine “özgürlük” adına uykuda yürür gibi girdiler; sokağa çıkma sınırlamaları çok geç gerçekleştirdiler ve çok erken kaldırdılar ve ikinci dalgaya yarım yamalak ve karmaşık bir tepki gösterdiler. Bunun sonucu rezalet gözler önünde.
Üç basamaklı sistem bölünmüş bir hükümet tarafından, bilim adamlarının uyarılarına karşı uygulamaya kondu. Pandeminin tekrar yükselişini önleyebilecek bir evden çıkma kısıtlamasına karşı hükümet içi muhalefete Maliye Bakanı Rishi Sunak önderlik etti. Johnson onu Muhafazakar Parti liderliğinde olası bir rakip olarak görüyor ve 80 koltuk çoğunluğuna güvenemiyor.
Rivayete göre Başbakanlık konutu Muhalefet Lideri Keir Starmer’ın kısa süreli bir “zincir-kıran” ulusal sokağa çıkma kısıtlaması çağrısının muhafazakarları birleştireceğini umuyordu fakat 42 muhafazakar milletvekili daha sıkı önlemlere karşı oy kullandı.
Bu arada Johnson’un ihmali kuzey İngiltere’de Kovid-19’un büyük oranda yükselmesine yol açtı. Bunun görüldüğü bölgeler tam da İşçi Partisinin eskiden ‘kırmızı duvarı’ olarak görülen ve geçen kasımdaki seçimlerde muhafazakarlara kayan eski sanayi bölgeleri.
Lynsey Hanley’in Financial Times’da söylediği gibi “Asıl ‘kırmızı duvar’ bu; yani batıda Liverpool’dan doğuda Newcastle’a uzanan kesintisiz yüksek Kovid oranları. Bu açıdan ‘kuzey’i birleştiren ve bu ‘kırmızı duvar’ın üzerine ışık tuttuğu emekçi yoksulluğunun doğası”.
Hükümetin beceriksizliği Manchester Valisi Andy Burnham ve kuzeyli muhafazakar milletvekilleri arasında, bölgede daha sıkı tedbirlere karşı bir ittifak bile oluşturdu.
Bu iki kriz birbirini etkiliyor. Johnson büyük bir olasılıkla hâlâ AB ile bir ticari antlaşma peşinde. Geçen cuma verdiği, AB’nin “Yaklaşımında gözle görünür bir değişim” talep ettiği ültimatom beklenen bir manevraydı.
Fakat AB avantajın kendisinde olduğuna inanıyor. Johnson’un pandemi dolayısıyla hissettiği baskı da manevra alanını daraltıyor. Bu her iki tarafın da eline haddinden fazla güvendiği bir oyun.
(Çeviren: Haldun Sonkaynar)