MAIL:arkadas@arkadas.ch


GŁncel Haberler...
Bağlantılar
İsviçre‘nin aylık haber ve yorum gazetesi
Çok okunanlar
________________________
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI


Başarıda zeka ve yetenek mi, 
yoksa doğru bir eğitim mi belirleyicidir?











Atilla Toptaş
Klinik Psikolog/ Psikoterapist 






Doğduğumuz coğrafya mı kaderimizdir, yoksa bizi  dünyaya getiren ailemiz mi? 
Başarımızı zeka ve yeteneğimiz  mi belirliyor,  doğru yönlendirme ve doğru eğitim mi? 
Yapılan birçok araştırmada hem içinde doğduğumuz toplum hem de anne babaların sosyo- ekonomik durumlarının (gelir durumu, eğitim ve sosyal statüsü) bizim hayatımızda ve mesleki başarımızda çok büyük rol oynadığı görülüyor. Tabiki başarı göreceli bir kavramdır. Gerçek başarı nedir, mesleki olarak başarılı olan her birey mutlu bir birey midir? Bu da farklı açıdan ele alınması gereken bir konudur.
Yazıma eğitimin genel bir tanımıyla başlamak istiyorum. Eğitim veya eğitmek nedir, doğru eğitim nasıl olmalıdır? Eğitim; anne karnında başlayan ve yaşam boyu süren  bir etkileme ve etkilenme sürecidir. Her birey atalarından kendisine miras kalan, genlerinde  taşıdığı  gizli bir potansiyel ile  dünyaya gelir. Fakat bu potansiyelin ortaya çıkması, gelişmesi ancak  bireyin  ailesinde, çevresinde veya okulda aldığı eğitim ve doğru yönlendirme ile mümkündür.  Genlerinizde bir dahinin potansiyeline esdeğer birçok farklı yeteneğe sahip olabilirsiniz, eğer doğdugunuz yerde okula gitme imkanınız kısıtlıysa, anne babanız sizi doğru destekleyip yönlendiremiyorsa, maddi veya bilinç yoksunu bir ortamda büyümek zorunda kalıyorsanız, başarınız şansa veya tesadüfe kalıyor demektir. Tabi bunun tersi de mümkün. Sınırlı bir potansiyele sahip olabilirsiz, maddi ve sosyal imkanlarınız kısıtlı olabilir  ama doğru yönlendirilip cesaretlendirilirseniz yolunuz biraz engebeli de olsa basarılı olabilirsiniz. 

Bireyin çevreyi, sahip olduğu imkanları  doğru algılama becerisi, değişime açık olup, uyum sağlama yeteneği hayattaki başarısında büyük rol oynamaktadır.  

Burada sorulması gereken soru, genlerimiz mi  sahip olduğumuz imkanlar, aldığımız destek mi başarımızı belirliyor? Her ikisinin doğru harmanlanması diyebiliriz aslında. 

Hem aile içi hem de okuldaki eğitimin temel amacı: Bireyi ilgi ye yetenekleri doğrultusunda toplumsal hayata hazırlamaktır. 

Bireye  biyolojik, fizyolojik ihtiyaçlarının giderilmesi yanında; duygusal, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarının nasıl  giderilmesi gerektigini  öğretmektir. Bireyleri özgür kişiler  olma yolunda cesaretlendirmek, onların olgunlaşma sürecine ve mutlu kişiler olmalarına katkı sunmaktadır.
Günümüzün şehirleşen çekirdek aile yapısında  anne babalara çocuğun sosyal, duygusal gelişimi yanında yeteneklerinin gelistirilmesinde de önemli  görevler düşmektedir. Eski klasik büyük aile ortamında annenin yanında dede, nine, hala, teyze, amca hatta komşular bile çocuğun egitim sürecine katkı sunuyordu ama bugün çocuklar genellikle sadece anne ve babalarıyla büyüyorlar. Cok küçük yaşlarda teknoloji ile tanışıp soysal medyanın etkisinde kimlik ve kişilik ediniyorlar.
 Her çocuğun farklı bir dünya olduğunu unutmamak gerekiyor. Her çocuk çevreyi ve dünyayı farklı algılıyor. Aynı anne babadan olan kardeşlerin verilen eğitimi farklı algılaması da doğaldır.  Özellikle ilk 6 yaş çocuk gelişiminde en temel dönemdir. Cocukların motor, dil, duygusal, cinsel kimlik gelişimi bu dönemde olmaktadır. İkinci kritik dönem ise 12 - 18 yaş arası ergenlik dönemidir. Bu iki dönemde temel güven duygusuna sahip olan, gerekli sevgi ve saygıyı alabilen ve buna ek olarak doğru yönlendirilen çocukların hayatlarının ilerleyen aşamalarında daha başarılı olması doğaldır. 

Yaşamın ilk yıllarında alınan temel güven, sevgi, saygı, ve değerlilik duygusu bütün yaşam boyunca başarıya ve mutluluğa etki eden en temel faktörlerdir.  

Doğru sevgi eğitimin temel anahtarıdır. Çocuklarımıza verdiğimiz sevgi ve saygı belli bir şarta bağlı olmamalıdır. 
Şartsız, yerinde ve doğru sevgi çocukların kendilerini değerli hissetmelerine; cesaretli, özgür bir kişilik geliştirmelerine büyük katkı sunar. Sadece başarıya endeksli sevgi çocuklarda derinden bir değersizlik duygusu geliştirir. Bu bireyler belli alanlarda başarılı olsalar da gerçek anlamda mutlu olmaları zordur. 
Çocuğumuza doğru sevgi vermek demek; çocuğumuzu öncelikle olduğu gibi, her yönüyle kabullenip  duygularımızı ona  direkt ve dürüst olarak göstermek demektir. Yerinde, zamanında  ve ölçüsünde verilen  sevgi,  çocukların kendi özgüvenlerinin oluşmasında ve toplum icerisinde kendilerinin  güçlü ve zayıf yönlerini kavramalarında  önemli bir  etkendir. 
Aile içerisinde belli kararlar  alırken veya yeni bir konuyu değerlendirirken tartışmak  oldukça doğaldır. Bu tartışmalara çocukları da dahil edip onların aile içerisindeki kararlara aktif katılımlarını sağlamak gereklidir. Bu onların hem aile ile bağlarını  güçlendirir hem de çocukta aile içerisinde değerli olduğu, kabul gördüğü  düşüncesini  geliştirir. Bizler çocuklara  olumsuz düşüncelerini de söyleme fırsatı vermeliyiz. Bu sayede karşılıklı tartışarak uzlaşma yolu bulunabilir. Sert bir münakaşadan sonra yapılan uzlaşma ve barışma ailede anne, baba ve çocuk arasındaki sevgi, saygı ve bağlılık  duygularını sağlamlaştırır. 
Cocukları aktif  olarak dinlemek, onların fikirlerini tartışmak önemlidir. Çocukları etkili dinlemek, onların fikirlerini tartışmak onlara verdiğimiz önemin göstergesidir. 

Anne babaların en önemli görevlerinde biri çocuklara belli sınırlar koyabilmektir. 

Çocuklara yerine göre belli  sınırlamalar  getirmek ve bu sınırların çerçevesine sadık kalabilmek anne babalar için en zor şeylerden biridir. Çünkü çocuklar her zaman kendilerine verilen sınırların dışına çıkmaktan ve kendi sınırlarını genişletmekten büyük zevk alırlar ve bunu her fırsatta denerler. Hem çocuğun kendi güvenliği hem de çocuğun hayatın gerçekleriyle başa çıkmayı öğrenebilmesi için belli  sınırlar gereklidir. Bu sınırlamalar çocuğa kendisinin ciddiye alındığı mesajını verir.  Yapılan bazı araştırmalar sınırlarını bilmeden ve tanımadan büyüyen çocukların hayat içerisınde oldukça zorlandıklarını göstermektedir. 
Eğitimde en sakıncalı ve olumsuz şeylerden biri anne babaların kendi koydukları kurallara kendilerinin uymamaları veya tutarlı olmamalarıdır. Bu durum çocukta bu kuralların aslında önemli olmadığı duygusunu geliştirir ve anne babanın çocuk üzerinde otorite kurmasını zorlastırır. Sınır çizerken ve kural koyarken anne ve babanın, bu kuralları önceden iyice düşünüp sözbirliği yapmaları ve tutarlı olmaları gerekir; çünkü  birinin söyledigini diğeri ihlal ederse   çocuğa kuralları kabul ettirmek oldukca zor olur.  

Eğitim çocuklara özgürlük alanı tanıyabilmektir.

Çocukların yaşamda erken  deneyim kazanmaları, hayatın iyi veya kötü yönlerini öğrenebilmeleri ve güçlü birer birey olabilmeleri  için onlara özgürlük alanları  tanımak gerekir.  Çocukların küçük yaşlarda kendileriyle ilgili karar vermeye teşvik edilmeleri, yapacakları bos zaman etkinliklerini veya spor faliyetlerini kendilerinin belirlemelerini sağlamak onlara büyük deneyim kazandırır ve karar verme yeteneklerinin gelişmesine yardımcı olur. Küçük yaşta karar vermeyi öğrenen bireyler, kendilerine daha fazla güvenirler ve kendilerini daha değerli hissederler. 
Sevinç, üzüntü, korku, utanma, acı ve öfke gibi duygular her ailenin günlük yaşamının ayrılmaz parçalarıdır. Sevginin, üzüntünün veya kızgınlığın çocuklara direkt gösterilmesi normaldir. 

Günümüzde çocuğumuza verebileceğimiz en değerli şeylerden biri  zamandır. 

Her çocuk anne ve babasıyla kaliteli zaman geçirmekten hoşlanır. Anne ve  baba çocuğun yaşamı tanımasındaki  en önemli modelleridir.  Çocuklar birçok şeyi anne babadan taklit yoluyla öğrenirler. Çocuklarımızla birlikteyken  tamamen onlara yoğunlaşmalı ve onlara “Şu an ben tamamen seninleyim“  mesajını vermeliyiz, 
Çocukları her zaman pozitif olarak motive etmek gerekir. Olumlu davranışları ödüllendirmek, olumsuz davranışlarını cezalandırmaktan daha  etkilidir. Her çocuğun kendi cevresinde, ailesinde beğenilmeye ve kabul görmeye ihtiyacı vardır. Çocuklar kazandıkları  yeni deneyimler ve başarılardan dolayı takdir edilmek isterler. Onları takdir edip cesaretlendirmek onların özgüvenlerini geliştirir. Çocuklara küçük yaştan itibaren altından  kalkabilecekleri sorumluluklar verip, onlarda kendine güven duygusunun gelismeşine yardımcı olmalıyız. Ancak aşırı ve abartılı takdir de iyi degildir. Çocukların basarısızlığı da öğrenip kabullenmeleri gerekir. 
Unutmayın! Çocuklarınız sizden doğma olsalar da, tamamıyla size ait değiller. Asla sizin dilediğiniz gibi de olmayacaklar.  Onlara tek bir yol göstermeyin, birçok yolu bilmelerine imkan sağlayın ki gidecekleri yolu kendileri seçsinler.
Amacımız sadece başarılı bireyler değil, aynı zamanda kendileriyle barışık, mutlu bireyler yetiştirmektir. 

Atilla Toptaş
Klinik Psikolog, Psikoterapist