İmtiyaz sermayeye, fatura emekçiye

Capture2

Haydar Sancar

Tekellere vergi indiriminin getireceği ‘faydalar’ üzerine liberaller ve sermayenin ateşli savunucuları vaaz vermeyi sürdürüyorlar. Alışılmadık bir durum olduğunu tabiî ki söylemeyeceğiz. Ancak lafazanlığa bakılırsa, sermayeye hibe edilecek her kuruş, halkın ve ülkenin yararınaymış! Her renkten analizciler, lobici sermaye bürokratları, tekellerin temsilcileri bu işten ülkenin nasıl kârlı çıkacağından dem vurup duruyorlar. Ama kazın ayağı öyle değil. Ne neo ne de klasik tüm liberallerin görünür ülke seviciliği kâr hırsından başka bir hedef gütmüyor. Bundan gayrı ne derlerse desinler laf salatası.

3.süne gelinceye kadar daha önce çıkarılan sermayeye peşkeş çekme yasalarının yeni sistem mantolanması ‘reform’ denilen paketle süslenirken, halkın her zaman sahip olduğu korku, Demokles’in Kılıcı gibi sallandırılıyor; Vergilerde ayarlama yapmazsak sermaye kaçar, işsizlik artar diyor kaymağı götürecek her renkten sermaye patronları. Burada anahtar kelime tabiî ki işsizlik. Resmi rakamlarla %3-%4 arasında dalgalanan bir işsizlik oranına sahip ülkenin karabasanı haline getirilmiş yüksek işsizlik korkusu. Bu korkuyu ‘savmanın’ bedeli olarak, sosyal hak ve kazanımları tırpanlanmış, süper esnek çalışma yaşamı, düşük ücrete, taşeron olarak çalışmaya razılık tercih edilmiş. Liberal burjuvazi de buna güveniyor. Çünkü bu korkuyu beslediği her oylamada kazanmış. Kartlar yine bu kozun üzerine yatırılmış durumda. Üçüncü vergi reformu yasasının geçip geçmeyeceğini 12 Şubat sonrasında hep beraber göreceğiz. Bu yasanın püskürtül(e)mediği durumda sıranın iş yaşamı ile ilgili saldırı paketlerinde olduğunu da unutmamak lazım.

Bu tür oylamalarda halkın olurunu almanın yolu olarak başvurulan yöntem genelde; vergi gelirlerinin, daha çok yatırım sayesinde de istihdamın doğal olarak ta çalışanların sayısının arttığının/artacağının propagandası oluyor. Yatırımcıları çekmek amacıyla vergi indirimine gidilmesinin zorunlu olduğunu ileri süren sermaye sözcüleri, 2008 yılında yapılan Vergi Reformu II oylamasında da gerçekleri ters yüz ederek ortaya çıkan rakamları istismar etmiştir. Vergi Reformu II ile beraber, milyarlarca Frank maliyete neden olan değişiklik hazineye katkı sağlamış şekilde servis edilmiştir. Bugün bile 2. Vergi indirimi paketinin yol açtığı bütçe zararları hususunda federal makamlar net bir şeyler söyleyebilecek bilgiye sahip değildirler. Vergi indirimi yoluyla ülkeye sermaye çekmeyi hesaplayan burjuva siyasetçilerin, İsviçre’nin tamamının olmasa da birçok kantonunun vergi cenneti olduğunu görmezden gelerek sermayeye sınırsız bir hareket özgürlüğü sağlama gayreti propaganda edildiğinin tersinedir. Aksi halde İsviçre’de bugüne kadar kapanan, taşınan, küçülen firma ve tekeller, başka ülkelere gitmek yerine kanton değiştirelerdi sorunda çözülürdü.Tekellerin her türlü avantajı kullanmak istediği, elde ettiği ayrıcalıklarla kârını ve pazar payını arttırmayı hedefledikleri malum. Ancak azami kârın belirleyeni sermayeye vergi indirimi değil.Vergi indirimleri sermayeye avantaj sağlar o kadar. Capture3Sömürülecek ucuz emek ve yağmalanacak kaynak olmadan reel üretimde sermaye dolaşımı ve yatırımları coğrafi hareketliliğe yönelmez. Yoksa İsviçre bir üretim cenneti olmuştu bile. Mali sermaye açısından ise bu ayrıcalık olabilecek en üst noktada. Finans, banka ve sigorta sektörü yıllık ciro sıralamasında liste başında olsa bile, vergi gelirleri içerisinde sadece bir görüntüden ibaret kalıyorlar. Federal istatistik dairesi verilerinde de bu durum sabittir. 1990 yılı ile 2104 yılı verileri karşılaştırıldığında, kişisel gelirlerin vergilendirilmesinde elde edilen gelirlerde %40’lık bir artış göze batarken aynı dönem sermayenin vergilendirilmesine %26’lık bir gelir artışı sağlanmış. Bunun anlamı şudur; hazineye akan vergi gelirlerinin ezici çoğunluğu, katma değer vergisi de dahil edildiğinde işçi ve emekçi katmanlardan tahsil edilmektedir. Sermayeye vergi avantajı sağlandığı durumlarda toplam gelir dengesinin bozulmaması ya da bütçede açık verilmemesi amacıyla vergi gelirlerinin azalan kısmının başka bir biçimde dengelenmesinin beraberinde getirir. Ya çalışan emekçi sınıfların sırtına bindirilen vergi yükü arttırılır ya da kamu giderlerini kapsayan harcamalarda kısıtlamaya gidilir. Kısıtlamalarda da ensesinde boza pişirilen yine emekçi katmanlardır. Sağlık eğitim, sosyal yardım kasaları, emeklilik fonları, diğer kamu hizmetleri ortadan kaldırılarak emekçilerin yararlandığı kamu hizmetleri, özel ve paralı hizmetler sınıfına dahil edilir.

Neo liberal bozuntuların ortaya savurdukları şöyle dursun, reformlar kapitalist tekellere sınırsız olanaklar sağlamak üzere bir bir yasallaştırılırken, karın tokluğuna çalışan işçi sınıfı ve emekçiler ise kesilen faturanın adresi oluyor. Kesilen bu faturanın adresi olmamak için mücadeleci bir hatta ilerlemek kaçınılmaz. Ancak bugünkü koşullarda sendikaların ve diğer emek örgütlerinin sokağa taşan mücadele biçimlerini kullanmakta ciddi bir tutukluk içerisinde oldukları, yükselen itiraz seslerinin de sınırlı bir alanda gezip durduğu ortada. Bu tablonun değişim göstermesi ise mücadeleci kesimin ısrarına ve direncine bağlı. Aksi halde sermaye tarafından yöneltilen saldırıların ivmesi de sertliği de artacak.