İklim, çevre sorunu ve gençlik

Haydar Sancar

Her ne kadar Trump katılmaktan vaz geçerek, büyük baş sayısında bir azalmaya neden olduysa da Davos toplantıları, Davos Ruhu adı altında bir kez daha gerçekleşti. Konu başlıkları yıllara göre kimi zaman aynı kimi zaman farklı olsa da içerik olarak emperyalist sömürü ve talan düzeni ve onun uygulayıcılarının birbirlerine ayar verme arenası olarak işlev gördü. Konvoylar halinde giden camları karartılmış özel arabalar, inip kalkan özel helikopterler, ordu, istihbarat ve polis birimleri, toplantılardan alışılagelen görüntünün dışına çıkmadılar. Ancak alışılmadık bir durum oldu bu yıl Davos’ta: 16 yaşındaki Greta Thunberg İsveç’ten gelerek, Davos’ta medya karşısına geçerek, iklim ve çevre sorunu ile ilgili ‘Evimiz Yanıyor’ vurgusuyla, kendince politikacıları, ‘duyarlı’ işletme sahiplerini daha çok sorumluluk ve önlem almaya çağırıyordu.

Genç Thunberg’in vurgusu, uyarıları doğru bir yöne işaret ediyordu. Lakin çağrısına özne olarak seçtiği, burjuva politikacılar, CEO’lar ve diğer büyük başlar, bu çağrılara cevap verecek ve gereğini yerine getirecek kudrete sahipler midir? İşin esası da burada. Gerçi Davos toplantılarında, Avrupa’da iklimin tahribatını merkeze alan ve giderek yaygınlaşan protesto ve eylemlerin ardından, genç bir aktivistin boy göstermesi, görüntüyü cilalamak; bakın biz de bu sorunları çözmek amaçlı bir araya geliyoruz diyerek caka satmak olanağını da sununca üzerine atlamakta gecikilmediğini vurgulamamız lazım.

Thunberg’in kameralar önünde ‘petrol tekellerinin birinin temsilcisine rastlasaydım, insanlığa karşı suç işlediniz derdim’ diyerek tepkisinin sivri ucunu petrol sektörüne yöneltmesi, kapitalist-emperyalist tekellerin ve sistem olarak bütününün bu yağmadan, doğanın ve doğanın zenginliklerinin tahribatına neden olan yıkıcı tüm etkinliklerden muaf tutulduğu anlamı çıkartılmamalı. Öte yandan petrol ve petrol ürünlerinden elde edilen enerjinin farklı biçimlerde elde edilmesinin olanakları üzerine sürdürülen tekeller arası rekabet düşünüldüğünde ve bu kaynakların hakimiyeti üzerinde sürdürülen savaşların, işgallerin ve yıkımın doğada atık gazların neden olduğu tahribattan daha fazlasına yol açtığı da görülecektir. Çünkü bu, kâr için üretime dayalı sistemin tabiatıdır ve kendini her gün üretirken bu tahribatı da üretmektedir. Kapitalizm koşullarında doğa üzerinde yol açılan bu yıkımın bir bütün olarak ortadan kaldırılması olanaksız olmakla beraber, örgütlü halk hareketinin anti kapitalist bir mücadeleye bağlanarak, kapitalist üretimin doğa üzerinde neden olduğu yöntem ve biçimlere geri adım attırması mümkün olmakta, sistemin pervasızlığını bazı koşullarda frenleyebilmektedir.

İklim ve çevre sorunlarının etkilerinin giderek daha da görünür ve hissedilir olması, genç kuşakların, böyle devam ettiği sürece geleceklerine ve kedilerine bırakılacak dünyanın doğal dengesinin korunarak devam ettirilebileceğine dair beklentilerinin giderek daha da karamsarlığa sürüklenmesine, dikkatleri ve duyarlılığı arttırmakta, ortaya çıkan sonuçlarla sistem arasında daha net bağ kuracakları olanaklara sahip olmaktadırlar.

Geçtiğimiz ay içerisinde Avrupa’da ortaya çıkan öğrenim çağındaki gençlerin ezici çoğunluğunun oluşturduğu iklim ve doğanın tahrip edilmesine karşı sokağa çıkışı, bu olguları pekiştirmekte, genişleme potansiyelini içinde taşıyan bir hareketin koşullarını da olgunlaştırmaktadır.

Her şeyden önce İsviçre’de son yılların en büyük gösterileri olarak adlandırılacak ve ülke genelinde yapılan protesto eylemlerine gençliğin gösterdiği ilgi, talepler ve pankartlara yansıyan vurgular, mücadelenin doğru bir hedefe yönelmesi için taşıdığı potansiyel açısından da olumlu veriler sunmakta, gençlik yığınlarının politik ilgilerinin artmasına neden olacak olanakları da genişletmektedir.  Davos’ta WEF protestosuna katılan gençlerden biri, elindeki megafonla: ‘Gelecek biziz! Bizler size karşı mücadele eden 68 kuşağının çocuklarıyız. Bu mücadeleyi biz devraldık’ derken bu yönelimleri somutça simgelemektedir.

Sonuç olarak, dengeleri alt üst edilmemiş, insanın dönüştürücü eyleminin, doğanın ve bir bütün olarak toplumun yararına örgütlendiği, kâr için değil ihtiyaç için üretimin yapıldığı bir dünyaya duyulan özlemdir anlatılan ve dövizlerdeki çalınmış gelecekte tasvir edilen. Çetindir ama başarılacaktır.