İhmal edilen Almancı çocukları

Capture.PNG1

Ülkede bırakıldılar, ihmal edildiler, birçoğu hala bugün çocukken hasret kaldıkları anne baba sıcaklığını ve sevgisini arıyor.
“Eger siz beni sevsezdiniz beni terk edip gitmezdiniz”. Anne babalar ise: “Bizler çocuklarımızın hayatını kurtarmak için bu gurbet ellere geldik ve bu kadar çileye, acıya katlandık “
Bir danışanım: “Hergün ağlayarak evin önünde oturup karşıdaki dağın arkasında anne ve babamın gelmesini beklerdim”. Onların o dağın arkasında olduklarını sanardım.
Başka biri: “Bana birgün bu senin baban dediklerinde kabul etmeyip, bu benim babam değil “ diyerek gerçek babasına nasıl yabancılaştığını belirtmişti.
“Gurbet Acı Vatan “ deyimi o yıllardaki gurbetteki ailelerin dramını anlatmaktadır. Bunun altında birçok travma, hiç bir yere ait olamayan çocuklar, yüreğine taş basıp gurbette yaşama savaşı veren anne babalar, parçalanmış aileler, sonuçta birbirine yabancılaşmış aile bireyleri.

Çocuklarına daha iyi bir gelecek için Avrupa’ya, gurbete gelen aileler, hayatını kurtarmak için geldikleri çocuklarını geride bırakarak onları bu uğurda feda ettiler. Anadolu`da ülkenin zor koşullarında yaşayan, bir taraftan fakirlikle boğuşan, diğer taraftan ise siyasi baskılar sonucunda birçok aile Avrupa`yı bir kurtuluş olarak görmüş, Avrupa`nın herhangi bir ülkesinde oturum sahibi olmak, maddi kazanç elde etmek ailelerin temel motivasyonu olmuştur. Avrupada yaşama uğruna insanlar herşeylerini geride birakmış, hatta en değerli varlıklarını, “çocuklarını” bile içleri kan ağlayarak geride bırakıp gurbetin yorlunu tutmuşlardır. Terk edilmişlik sendromu:

Terk edilmişlik sendromu: Küçük yaşarda edinilen temel güven duygusu (Urvertrauen) ve anne baba ve çocuk arasındaki güvenli bir bağlılık ilerideki yaşlarda kişinin hayatına yön verip, kişinin davranış şekline büyük etki yapmaktadır. Terk edilmişlik duygusu bazen bir ömür boyu sürebilen çok önemli bir travma. Terk edilmişlik, çocuklarda derin bir kendine güvensizlik, yanlızlık ve değersizlik duygusu bırakıyor. Bu travmayı yaşayan onca çocuk (günümzün yetişkinleri), şuan Avrupa`nın bir çok şehirlerinde hayatını sürdürmeye devam ediyor.. Çocuk yaşta en güvendikleri ve en çok ihtiyaç duydukları kişiler tarafından, yani ane babaları tarafından terk edilmek, bu çocukların beleklerinde ve kişiliklerinde derin yaralar açmıştır.

Genellikle nene, dede veya başka bir aile ferdi anne ve babanın rolünü üstleniyordu. Bu duruma alışan ve gerçek anne babasına yabancılaşan bu çocuklar başka büyük bir yıkımı ise, anne baba bildikleri bu insanlardan ayrıldıklarında ve kendileri için duygusal olarak birer yabancı olan gerçek anna babalarının yanına Avrupa’ya geldiklerinde yaşıyorlardı. Duygusal anlamda anne baba duygusu hissetmedikleri iki yabancı kişiyi( biyolojik anne baba) anne baba olarak kabul etmek, ilk defa aynı ortamı paylaştıkları çocukları ise kardeş olarak kabul etmek çok da kolay olmayan bir iç şatışma süreciydi. Öyle ki bazı çocukların anne babalarına anne veya baba diye hitap etmeleri yıllar alabiliyordu. Gerçek annelerine, anne; babalarına, baba; kardeşlerine ise kardeş diyememenin acısını hala derinde yaşayan yetişkin bireylerin sayısı az değil. Bu durum bazen “Ben diğer kardeşlerime göre daha değersizim” duygusuyla diğer kardeşlere karşı derin bir kıskançlık veya rekabet duygusunu da beraberinde getiriyordu. Sarsılan temel güven duygusu bu çocukların iç dünyasınada tamiri mümkün olmayan kocaman bir yanlızlık ve değersizlık duygusu bırakıyordu. Bu duygular belki de onlara ömür boyu refakat edecekti. Bunu dengelemek, iç dünyalarındaki acıyı hafifletmek için farklı arayışlar, aşırılıklar içine girebiliyorlardı. Terk edilen bazı çocuklar büyük çabalar harcayıp, başarılı hikayelere imza atarken, bunu başaramayan birçoğu ise bu acıyı uyuşturucu, alkol veya diğer maddelerle veya farklı aşırılıklarla dindirmeye çalışıyorlardı. Bu terk edien generasyonun çocukları karmaşık duygularla büyüdüler. Anne babalarında aile ortamında bulamadıkları sıcaklığı, sevgiyi ve şevkatı dışarıda başka şeylerden arama yoluna gidiyorlardı. Çocukken terk edilmişlik sendromu yaşayan çocuklarda temel güven duygusu derinden zedelenmektedir. Bu duygunun zedelenmesi ileri yaşlarda bazı psikolojik rahatsızlıkları da beraberinde getirmektedir. Benim terapist olarak bu generasyonda tespit ettiğim en sık görünen sorunlardan birisi “Panik Atak” problemi. Yani bu bireyler sık sık sebepsiz bir yere ani korku atakları yaşamaktalar, ölüm, kalp krizi, çaresiz ve savunmasız kalma, sahip olduklarını kaybetme, terk edilme, felaket beklentisi gibi bir çok konuda korkulara kapılmaktadırlar. Bu kişilerle geçmişlerine ve çocukluklarına doğru terapik bir yolculuk yaptığımızda, bir çocuğunda çocukken terkdilmişlik travması ile karşılaşıyoruz. O yıllardaki terk edilmişlikten kaynaklı korkular, yanlızlık, değersizlik duyguları yıllar sonra hiç beklenmedik bir anda panik atak olarak karsımıza çıkabilmektedir.

Not: Almancı deyimi Avrupa`da yaşayan insanlar için kullanılmıştır.

Atilla Toptaş / M.Sc. Psychologe