HDP zor koşullarına rağmen başarılı olmuştur

SONY DSC

HDP zor koşullarına rağmen seçimlerde başarılı olmuştur

 

AKP iktidarının iç ve dış politikadaki tıkanıklığı yanı sıra, 2014 yerel seçimleri öncesi ortaya saçılan yolsuzluk ve hırsızlık tapeleri ve iddiaları, seçimler sonrasında düşük profilli bir yapıya bürünse de, bu durum adeta fırtına öncesi sessizlik gibi görünmektedir.

Türkiye’nin önemli aydın ve entelektüellerinden biri olarak kabul edilen Aydın Çubukçu ile Türkiye’nin bugününü ve yarınını konuştuk.

Yazar ve politikacı Aydın Çubukçu, Türkiye`de 68 kuşağının tanınmış isimlerindendir. İdama mahkum edilen Çubukçu yaklaşık 19 yıl cezaevinde kalmıştır. 1991 yılında cezaevinden çıktıktan sonra bir çok yayın organında araştırma ve siyasi düşünce yazıları ve kendisiyle yapılan söyleşiler yayınlanmıştır.

Evrensel Kültür Dergisi ve Hayat Televizyonu Genel Yayın Yönetmenliği yaptı ve Hayat Tv kurucuları arasında yer aldı. EMEP yöneticiliği yaptı ve halen HDP`de yöneticilik yapmaktadır.

Marksizm, Diyalektik Materyalizm ve Sosyalizm üzerine bir çok eseri bulunan Çubukçu, bu çalışmalarıyla Dünya`da ve Türkiye`de Marksist Felsefeyi en nitelikli şekilde yorumlayan kişiler arasında yer almaktadır.

Çubukçu`nun Teoride ve Eylemde Diyalektik Materyalizm, Mantık ve Diyalektik, Kültür ve Politika, Kültür ve İdeoloji Sorunları, Bizim 68 gibi bir çok kitabı yayınlanmıştır.

Abidin Çetin

Geçtiğimiz günlerde yerel seçimler yapıldı. Benim sorum şu; bu seçimlerde solun başarısı ya da başarısızlığı nedir, nasıl değerlendiriyorsunuz?

HDP zor koşullarına rağmen başarılı çıkmıştır. Eğer seçimler öncesinde oluşturulan sert kutuplaştırma olmasaydı ve normal bir yerel seçim atmosferinde olsaydı oy oranı daha çok yükselirdi. Gerek HDP bileşiminde yer alanlar gerekse de dışarıdan destekleyenler göz önüne alındığında, oy oranının çok daha yüksek olduğunu biliyoruz. Bu seçimlerin özel havasından dolayı oylar tam olarak sandığa yansımamıştır. Özellikle solcular dediğimiz kesimlerin davranışları Tayyip`e karşı olmak veya olmamak şeklinde belirmiş ve çoğunluğu da bundan dolayı CHP`ye oy vermiştir. Normal seçim şartlarında HDP`nin hem belediye meclislerindeki oy sayısı, dolayısıyla da üye sayısı artardı. Ayrıca HDP çok kısa bir zamanda seçimlere girme ve çalışma durumunda kalmasına rağmen önemli bir halk gücünü bir araya getirmeyi başarmıştır.

Gezi direnişi döneminde ortaya çıkan halk muhalefeti ve en son Berkin Elvan`ın cenazesinde kendini gösteren büyük kitlesel güç, aslında HDP`nin basarı hanesine yazılacak bir sayıyı ifade ediyordu. Söylediğim gibi bu gerilim ortamında oyların CHP`ye gitmesine neden oldu.

CHP yanlış bir secim politikası izlemiştir

Bu gerilim ortamını düzen partileri oluşturdular. Ancak sol ve sosyalist kesimlerin de bu seçimleri bir referandum havasında görmeleri ve adeta “dananın kuyruğunun koptuğu an” olarak değerlendirmeleri de bir o kadar yanlıştı…

Bence de doğru. Ancak bunu sadece bize, sosyalistlere yöneltmek yerine CHP`ye yöneltmek gerekir. CHP bundan önce de bütün muhalefetini Erdoğan`ın söyledikleri üzerine kurmuştur. Yani bir sistem eleştirisi gerçekleştirmek yerine ve mevcut adaletsizlikleri, haksızlıları, antidemokratik uygulamaları eleştirmek yerine, Tayyip Erdoğan`ın kişiliğine yönelik bir muhalefet yapmıştır. Bu hem kendi taraftarlarının ikna olması açısından yeterli olmamıştır hem de Tayyip Erdoğan taraftarlarını kemikleştirmek gibi bir sonuç doğurmuştur.

Evet oldukça konsolide etmiştir..

Konsolide edip birleştirmiştir. Tayyip Erdoğan da bu durumu sonuna kadar kullanmıştır. Bana saldırıyorlar, aileme saldırıyorlar, beni yıkamazlar, ben dik duruyorum, ben ben ben diyerek bir propaganda yapmıştır. CHP de onun peşine takılmış sen sen sen diyerek yanlış bir propaganda yapmıştır. Bu da son derece yanlış bir sonuç veren siyasal bir taktik olmuştur.

Sistem partilerinin arasındaki çelişkiler gerçekten de bu kadar keskin midir? Ben kayıkçı dövüşü yaptıklarına inanıyorum.

Gerçekten de aralarındaki çelişkileri düzen bazında ele alırsak; CHP`nin ne özelleştirmelere itirazı vardır, ne işçi haklarının tırpanlanmasına ve ne de sendikaların sıfırlanmasına itirazı vardır. O düzeyde muhalefeti yürütecek bir programa sahip olmaması da ister istemez kişisel zıtlaşma noktasına götürmüştür onları.

AKP, CHP ve MHP şeklindeki üçlüsünden oluştuğu anlayışını kıracak bir çalışmanın yapılması önemlidir

Bu tartışmalar önümüzdeki süreçte daha sertleşecek gibi, zira Ağustos 2014`te Cumhurbaşkanlığı Seçimleri var. Ayrıca bir değişiklik yapılması gündeme gelmezse Haziran 2015`te de Genel Seçimler var. Genel anlamda sol ne yapmalı?

Her şeye rağmen Türkiye`de bir 3. güç olduğunu göstermek gerekiyor. Yani siyasetin sadece AKP, CHP ve MHP şeklindeki üçlüsünden oluştuğu anlayışını kıracak bir çalışmanın yapılması önemlidir. Biz yerel seçimlerde büyük kentlerde kazanamayacağımızı zaten biliyorduk. Ancak İstanbul`da olduğu gibi bir 3. güç olduğumuzu gösterecek bir sonuç elde etmemiz önemlidir. Bu halkın kendisine olan güvenini tazelemektir. Birleşik bir gücün yani Kürtlerin, Alevilerin, Sünnilerin, azınlık yurttaşların vs. birleşerek değişiklik yapabileceklerini göstermeleri çok önemlidir. Oy oranı olarak düşük olmasına rağmen HDP bunu bir çok yerde 3. parti olarak gerçekleştirdi.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de bizim göstereceğimiz adayımızın kazanması ihtimali düşüktür ama halkın demokratik taleplerini dile getiren bir gücün olduğunu gösteren bir netice almak çok önemlidir. AKP`nin adayı ve eğer ortak aday gösterirlerse CHP ve MHP`nin adayının dışında ortak bir cephenin adayı olarak da bizim adayımız olmalıdır. Bu toplumda olması gereken bölünmenin gerçekte hangi esaslara dayanacağını göstermesi bakımından bir fırsat olacaktır. Biz halkı birleştirmek, ezilenleri birleştirmek ve demokrasi güçlerini birleştirmek iddiasındayız.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde BDP`nin AKP ile işbirliği yapabileceği tartışmaları da var. Sizce bu mümkün mü?

Böyle bir şey olması bahsettiğim amaçlarımızın Gerçekleşmesini güçleştirebilir ama bu çok özel şartlara bağlıdır. Örneğin İmralı`dan gelebilecek bir işaret, böyle bir yol açabilir. Bu ihtimalleri de düşünerek şunu söyleyebilirim; buna rağmen 3. bir kuvvetin ortaya çıkması önemlidir. Halkın birleşme fikrini savunanların üçüncü bir aday etrafında bir araya gelmeleri doğru olacaktır.

BDP`nin böyle bir tavır almasına karşı diğer bileşenlerin kendi adaylarıyla seçime girmeleri yeni bir sorun yaratacaktır…

Bunları göze almak lazım. Her şeye rağmen halkın bağımsız adayını göstermek önemlidir. Kürt ulusal hareketi siyasi taktikler gereği böyle bir uzlaşmaya girebilir ama bizim ille de böyle bir uzlaşma içinde yer almamız gerekmez.

“Çalıyorsa benim paramı çalıyor kardeşim, sana ne”, ya da “çalıyor ama iş de yapıyor”. Bu söylem bütün o ahlaki değerlerin, dinsel dogmaların, inancın, her şeyin berhava olduğu bir noktadır.

AKP`ye, onun daha çok dini söylemleri ve dinci politikaları hayata geçirdiği bunu sömürdüğü yönünde eleştiriler yapılır. Oysa AKP`nin, neoliberal politikaları başarı ile yürüttüğünü biliyoruz. Bu bakış açısını sol cenahta çok sık görmekteyiz.

Özellikle son dönemlerde ortaya çıkan yolsuzluk hırsızlık gibi olaylar, İslamiyet üzerinden propaganda yapmayı güçleştirmiştir. Dikkat edilirse, Tayyip Erdoğan, millet, vatan ve ben üzerinden propaganda yürütmüştür. Esas olarak Müslümanlığa dayanan bir propaganda yürütmemiştir. Zaten ona oy veren tabanda söyle bir anlayış geliştirmiştir ki, bunu benim de tek tek yaptığım görüşmelerde ve genel propaganda çerçevesinde de gördüm; çalmayı meşrulaştıran bir anlayışı yaygınlaştırmıştır. Mesela demişlerdir ki, Müslümanlıkta hırsızlık meşru mudur? Buna verilen bazı cevaplar ilginçtir: “çalıyorsa benim paramı çalıyor kardeşim, sana ne”, ya da “çalıyor ama iş de yapıyor”. Bu söylem bütün o ahlaki değerlerin, dinsel dogmaların, inancın, her şeyin berhava olduğu bir noktadır. Dolayısı ile din burada çok önemli bir rol oynamamıştır ama kendi taraftarını kemikleştirme, kendi taraftarları karşısında mazlum duruma düşme önemli bir rol oynamıştır. “Bana saldırıyorlar” propagandasının yarattığı merhamet duyguları önemli bir rol oynamıştır ve liderin arkasında birleşme güdüsü canlı kalmıştır. Bu, Dünya tarihine baktığımızda bütün diktatörlerin ortak özelliğidir. Liderin etrafında birleş gerisini boş ver. İdeoloji önemli değildir. “Liderimizi koruyalım, Führer`i koruyalım, Duçe`yi koruyalım” duygusu diktatörlüklere özgü bir duygudur. Bunu çok açık bir şekilde görmekteyiz.

Yeşil Kuşak projesinin Türkiye yansıması olan siyasal İslam`ın sonu geldi mi? Son dönemlerde buna çok vurgu yapılır.

Siyasal İslam`ın ABD tarafından kullanılış şekli değişmiştir. ABD artık, kendi kontrolünde olmayan ve kendi hesapları dışında hareket edebileceğini düşündükleri bir güç yarattıklarını fark etmişlerdir. Dolayısı ile inançlar üzerinden değil, doğruda doğruya siyaset ve sermaye üzerinden ittifaklarını geliştirmektedir. Bugün Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri ile olan ittifakı sermaye üzerinden olan bir ittifaktır.

Tayyip Erdoğan ABD`ye karşı gerçekten de diklenebilir mi?

AKP`nin başından beri şöyle bir hesabı vardı; “ABD`nin atına biner, Osmanlı`nın kılıcını sallarız. Bir yere kadar ABD`nin istediği her şeyi yaparız ama işimize geldiği an kendi hesabımıza uygun hareket ederiz” diye bir planı vardı. Bunu önce NATO dışında hareket edebilecekmiş gibi Libya`da denedi. Ancak NATO dizginleri sıkılaştırınca başaramadı. Suriye`de inatla denedi ama başaramadı. Şimdi ABD artık Ortadoğu`daki işleri bakımından, AKP`nin güvenilmez bir güç olduğuna karar vermiştir. O bahsettikleri atı altından çekmiştir. Altında artık ABD atı yoktur. Buna rağmen Osmanlı kılıcı sallamaya niyet ediyor, ki bu da onun çılgınlık derecesini gösteren bir durumdur.

Bundan sonraki olası gelişmeler ile ilgili neler söylenebilir?

Bundan sonraki gelişmeler ilginç boyutlar kazanabilir. Çünkü bir yandan Şanghay İşbirliği Örgütü`nü zorluyor oraya girebileceğini düşünüyor. Diğer yandan Ortadoğu`daki Müslüman Kardeşler Örgütü`nün kendisine destek olabileceği umudunu taşıyor. Müslüman Kardeşler de aslında ABD desteğini çektikten sonra zayıf bir durumdadır. Başlangıçta ABD bunları Ortadoğu`daki Sovyet yanlısı rejimlere karşı bir güç olarak destekliyordu. Zamanla AKP gibi kendi hesapları doğrultusunda hareket etmeyi seçince ABD Mısır`dan başlayarak bu ilişkiyi kopardı.

Şanghay İşbirliği Örgütü`ne girme çabaları başarılı olabilir mi?

Bu çabalar bir hayaldir. Tayyip Erdoğan kendi planlarını gerçekleştirmek için herhangi bir emperyalist güce dayanmasının gerçekçi bir politika olduğunu düşünüyor. ABD olmazsa Rusya, Avrupa olmazsa bir başka yer gibi hesaplar yapıyor. Fakat Dünya`nın bugünkü dengeleri içinde böyle bir şeyi hayal olduğu da görülecektir. Dolayısıyla dış politikadan iç politikaya kadar, önümüzdeki dönem AKP`yi kendi planlarını gerçekleştirmesi yolunda çok büyük engeller ile karşılayacaktır.

Bütün bu söyledikleriniz ışığında Türkiye`nin AB üyeliğinin sizlere ömür aşamasına geldiğini söyleyebiliriz.

En azından bu iktidar döneminde gerçekleşecek gibi görünmüyor.

AKP`nin bir çöküş sürecine girdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz

AKP açısından bir çöküş sürecinin söz konusu olduğundan bahsedilebilinir mi?

Bir çöküş sürecine girdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Son yerel seçimlerde elde ettiği başarı hiç bir anlam ifade etmiyor. Sadece şunu söyleyebilirim; ölmekte olan bir insan can havliyle ayağa kalkabilir. Bu ölümden sonraki son ayağa kalkışıdır. Ondan sonrası gelmez.

Bu çatışmalı ortamı kullanarak taraftarlarını konsolide etmiştir, ancak karşıtlarının öfkesi daha da artmış ve güçlenmiştir. Bu durumda daha ne kadar yönetebilir?

Tabii. Örnek olarak yerel secim sonucu elde edilen sayılara bakarsak, %45`e %55 bir bölünme vardır. Demek ki halkın çoğunluğu Tayyip`e karşıdır. Bunun birleşik bir güç haline gelmesi durumunda, Tayyip`in böyle bir diktatörlüğü sürdürme imkanı kalmayacaktır.

Avrupa`daki göçmenlere mesajınızı da almak isterim.

Öyle sanıyorum ki, Türkiye`deki seçim sonuçları burada da bir moral bozukluğuna neden olmuş. Bunun bir görünüş olduğunun fark edilmesi gerekir. Yani görünüşte bir seçim kazanılmıştır. Gerek balkon konuşmasında gerekse de seçim sonrası yürüttüğü politikalarda da görünmektedir ki Tayyip Erdoğan`ın elinde gerçek bir sosyal ve siyasal güç kalmamıştır. Bunu ancak baskıyla yürütebileceğini düşünmektedir. Üflesen yıkılacak bir duruma geldiğini kabul etmek lazım. Üflemek için nefesimizi güçlü toplayalım. Herkese mesajım budur.