Haydar Sancar- Sonuçlar, neden ve nasıl?

12

25 Eylül’de yapılan halk oylamalarının içeriği ve sonuçları, içinden geçtiğimiz dönemin karekteristik özelliklerini de sergiliyor aynı zamanda.

Hem iç politika hem de dış politikaya bağlı olarak yaşanan gelişmeler, egemen sınıfın yönelimi ve olgu ve olaylardan yararlanma tutumu hakkında da önümüzdeki dönem karşılaşacaklarımız hakkında da bilgi veriyor aynı zamanda.

Oylama ulusal ölçekte 3 ayrı başlık altında yapıldı. Ancak bu yazıda, 2 başlığı ve sonuçlarını değerlendireceğiz. Bunlardan ilki emekli maaşlarının yüzde on arttırılmasını ön gören AHVplus inisiyatifiydi. İsviçre Sendikalar Birliği (SGB)’nin öncülüğünde gerçekleştirilen inisiyatifin, ilk başlarda kabul edileceği yönünde ‘iyimser’ bir tablo görünmesine rağmen, sonuçlar ters yönde oldu. %60’a yakın bir oranla ret edildi. Bu sonuç, iki yönlü bir gelişmenin de başlangıç noktası oldu. Bunlardan ilki, geçen sayımızda da değindiğimiz, sermaye sözcülerinin oylama sonucunda gündeme daha yüksek sesle getirmeye, yasalaştırmaya çalışacağı reform paketi 2020’nin halk nazarında kabulünün örgütlenmesi, diğeri ise ‘bu halk kendi yararına olan hiçbir şeyi de kabul etmiyor! ‘ anlayışının mücadele eden güçler cephesinde yarattığı yılgınlık ve umutsuzluk duygusunun biraz daha yayılmasıydı.

Sonuç neden böyle oldu?

İşçi hareketinin henüz güç biriktirememesini, mücadeleci örgütlerinin kimi zaman zayıflığını ya da yokluğunu fırsat olarak kullanan egemen sınıfların ve onların temsilcilerinin, her fırsatta işçi sınıfına ve emekçi halk katmanlarına yönelik saldırıları ‘reform’, ‘yasal düzenleme’ ‘ geleceği garanti altına alma’ gibi adlandırma ve formülasyonlarla, hayata geçirilirken, sermayenin ve tekellerin ihtiyacına göre, pazarı ve üretim ilişkilerindeki avantajlı ve hakim durumunu sağlama alma, en yüksek kârı elde etme çabaları sermayenin bu yönlü saldırı ve gasplarının merkezinde yer aldı. Bir taraftan işçi ve emekçiler üzerindeki kıskaç daraltılırken, diğer taraftan da dizginsiz sömürü koşullarının yaratılması için tüm pazarlar uluslar arası tekellerin talanına daha açık hale getirilmek üzere sistematik bir biçimde yeniden yapılandırıldı. TISA,TTIB gibi, hizmet sektörünü denetim dışı sömürü yağmasına açan serbest ticaret anlaşmalarıyla da aktif rol alan İsviçre egemenleri, bunların eşliğinde kazanılmış hakların yok edilmesi, taşeronlaştırmanın arttırılması, özelleştirmelere hız verilmesi vb. hamleleri de peş peşe atmaya devam ettiler.

Son olarak sermaye sınıfı ve temsilcileri tarafından uzunca bir dönemdir dillendirilen ancak uygun zaman olup olmadığı konusunda pek uzlaşma sağlayamadıkları koşullar, oylama sonucunda oluştu. Ancak reform 2020 paketinin ‘sorunsuz’ kabul ettirilmesi meselesinde sermaye cephesinin muhtelif partileri arasında gerekçeleri farklı olan kısmi ayrılıklar var. Bunlardan en önemlisi ise emeklilik yaşının 67’ye yükseltilmesi meselesi. SVP’nin bilinen tabanı olan orta sınıf köylü ve çiftçi katmanlarının, kısa bir süre öncesine kadar emeklilik yaşının yükseltilmesine pek de sıcak baktıkları söylenemez. SVP’nin kendi içerisinde bu sorunu aşma arayışlarının olduğu bir dönemde, Federal Parlamento’da yapılan oylamada emeklilik yaşının genel olarak yükseltilmesi kararı çıktı. Bundan hareketle özellikle SVP’nin kendi tabanını hızlı bir biçimde ikna etme sürecini işleteceği anlaşılıyor. Ayrıca Federal Parlamento anlaşıldığı kadarıyla, emeklilik yaşının yükseltilmesi meselesini, reform paketinden ayrı ele alarak, paketteki diğer kısıtlama ve gasp maddelerini ret edilme ihtimaline kurban vermek istemiyor. Bununla ilgili gelişmeler önümüzdeki günlerde daha da netleşecek.

İnisiyatifin neden ret edildiği meselesine gelince, aktif üretim süreci ve iş hayatında bulunan emekçi birey ile, üretim ve çalışma yaşamı aktivitesini sonlandırmış birey arasında, iş hayatının emeklilik ile bitmesinden sonrasını finanse edecek fonların beslenmesi sorununda çıkan çelişkiler, işçi ve emekçi karşıtı cephe ve partiler tarafından iyi kullanılan nesnel bir durum oldu. Talep edilen emeklilik maaşı artışının, yaratacağı ek bütçe ihtiyacının çalışanlardan kesilerek oluşturulacağı propagandası, özellikle genç ve orta yaş çalışan nüfus üzerinde etki yarattı.

Doğru talep – etkili propaganda

Emekli maaşlarının düşüklüğü bilinir ve dillendirilir olmasına rağmen sonucun ret yönünde olmasının en önemli sebeplerinden biri de Pensionskasse olarak adlandırılan ‘emekli sandığı reformu’ paketinin yaratacağı etki oldu. Bilindiği üzere, Pensionskasse olarak adlandırılan emeklilik fonu, özel sigorta şirketlerinin kontrol ve denetiminde. Bu fonlardan nemalanan sigorta şirketlerinin ise parlamentoda güçlü bir lobi faaliyetine sahip olduğu da biliniyor. Bu kafa kol ilişkilerine bağlı olarak yapılan değişiklikler, özel sigorta şirketlerinin kasalarını dolduracak şekilde düzenlenirken, emekli sandıklarının (Pensionskasse) emeklilik halinde ödeyeceği maaşların kademeli olarak düşürüleceği bakanlar kurulu tarafından duyurulmuş 2020 yılına kadar ise istenilen seviyeye çekileceği ilan edilmişti. Dolayısıyla emeklilerin reel satın alma gücünü düşürecek bu girişimi dengelenmesinin, AHV maaşları üzerinden yapılıyor olacağı algısı da, inisiyatifin kabul edilmemesinde önemli bir rol oynadı.

Şunu vurgulamak gerek; yukarıda belirtilen sebepler, inisiyatifin kabul edilmemesinde etkili olmakla beraber, tayin edici değildi. Nedeni de şu; bu inisiyatif belirtildiği üzere İsviçre Sendikalar Birliği tarafından oluşturulmuştu ve yukarıda belirttiğimiz sebeplerin farkında olmadığı, bilmediği, gibi gerekçelerle açıklanabilir olmaktan uzaktır. Neticede talep edilen bir artışın kaynak olarak desteklenmesi meselesi, bu yönlü daha ileri talepler dillendirilip propagandası yapılmamıştır. Yürürlükteki yasaya göre AHV primleri, işçi ve işveren tarafından yarı yarıya ödenmektedir. İşverenin daha yüksek bir prim ödemesi, emekli maaşlarının arttırılması için gerekli olan kaynağın da bu yolla sağlanması ne sendikalar ne de inisiyatifi destekleyen kurumlar açısından bir talep olmuştur. Durum böyle olunca da sermaye, çalışanla emekli olanı karşı karşıya getirme ve cepheyi bölme olanağına sahip olmuştur.

Oylama öncesi sıklıkla yapılan çalışanlar arası dayanışma çağrısı elbette önemlidir. Ancak bu dayanışma, sınıflar arası mücadelede karşıt sınıfı hedefleyen, ekonomik kazanımlarda da sermaye sınıfının çıkarlarını darbeleyen bir talep etrafında birleşilerek olduğunda güçlenip anlam kazanacaktır. Aksi halde, hedefi sermaye sınıfı olmayan içi doldurulmamış çağrılar boş çağrılar olmaktan öteye geçmeyecek, tersine egemen sınıfın kendi çıkarına kullanabileceği, emekçileri bölebileceği olanağa bu örnekte olduğu gibi dönüşecektir.

Dolayısıyla çalışmanın bu yönlü eksikliği, doğru propaganda dili ve taleplerin doğru ifade edilmesi meselesinde yaşanan sorunlarla da bağlantılı olarak baskın olunca, halkın kazanılmasında ciddi sorunlar yaşanmakta ve karşı cephe açısından da bir olanağa dönüşmektedir. Bilinen bir gerçektir ki oylamaların sıklığı belirli bir marjinalleşmeyi de beraberinde getirmiştir. Katılım ortalamasının %45 olduğu oylamalara bakıldığında, doğru yöntem, disiplinli ve ısrarlı bir çalışma, gerçek taleplerle tamamı olmasa da kazanılacak %55’lik bir kesim hala var olmaktadır. Durum böyle olunca da ‘bu halk hiç bir şeyi kabul etmiyor’ un kolaycı bir yaklaşımı ifade etmekten öteye bir anlamı olmadığının vurgulanması gerekiyor.

Aynı gün oylanıp kabul edilen diğer bir madde ise, istihbarat faaliyetlerini düzenleyen, güncel yaşamın daha çok denetim altına alınmasına olanak sağlayan Federal İstihbarat Yasası değişiklikleri oldu. Suriye ve Orta Doğu’da yaşanan gelişmelere bağlı olarak, Avrupa’ya sıçrayan kanlı tablonun arkasına sığınıp, halk üzerinde yaratılan korku ve panik havasından istifade edilerek, güvenlik uğruna, halkın kendi hak ve özgürlüklerinden ‘gönüllü’ vazgeçmesinin olanaklarının hakim güçlerce kullanılması olmuştur ki, bunun gelecek dönemde de devam edeceği ortadadır. Irkçılığın, yabancı düşmanlığının, dinsel ve mezhepsel ayrılıkların körüklenerek kullanıldığı, emperyalist müdahale ve saldırganlığın etkilerinin ülke içi politik hayatı kontrol altına almanın aracı haline dönüştürüldüğü, bu burjuva cephe karşısında etkili bir mücadele cephesi bu gün daha büyük bir ihtiyaç haline gelmiştir. Bu sağlanılmadığında sermaye partileri tarafından planlanan saldırıları püskürtmek de pek olanaklı olmamaktadır.