Haydar Sancar- Sınıfın savaşı ve SP

Sosyal sınıf vurgusu ve sınıf savaşı tanımlaması, akabinde gelir dağılımı vesilesiyle sermayeye vergi artırımı inisiyatifinin kabul edilmesi İsviçre sermayesinin en keskin sözcülerini ürkütmüşe benziyor. SP’nin bu yönelimi diğer burjuva partiler ve onların her alandaki sözcüleri tarafından kıyasıya eleştirilirken SP içerisinde Juso’nun öncülüğünde sunulan önergelerin delegelerce kabulünün yarattığı tablo, ülke siyaseti açısından da değişken bir duruma da işaret ediyor.

Bu yılın Ekim Devrimi’nin 100. Yılı olması sebebiyle İsviçre’nin bilinen tüm sermaye basını, sosyalizmi ve onun şahsında emekçi sınıfların tüm kazanımlarını aşağılamaya, yığınların sömürüden kurtuluş özlemini gereksiz, var olan sömürü sistemini de ebedi ilan etmeye her zamanki kabalığından ayrılarak daha bir özen gösterirken, halka da bu tür ‘sapmalara’ prim vermeme, önerilerini sistemlerine övgüler dizerek anlatmaya büyük gayret gösterdiler.

Bu özenin bilinen genel gerekçelerinin yanı sıra, son zamanlarda SP’nin gençlik örgütü Juso’nun SP içerisinde bir çizgiye dönüştürmeye çalıştığı yönelimin, hem SP tabanında kabul görmesi hem de, bunun daha geniş bir kitle içerisinde kabul gören genel bir duruma dönüşme ihtimalinin yarattığı tedirginlikten de kaynaklandığını belirtelim. 100.Yıl sebebiyle sosyalizme ve onun kazanımlarına bir kez daha saldırmaya çalışan burjuva cephenin, SP gibi sisteme eklemlenmiş bir parti üzerinden girişmiş olmasının da ayrı bir anlamı vardır.

Avrupa’nın diğer sosyal demokrat partileri ile benzer bir gelişim çizgisine sahip SP’nin, İsviçre’de kapitalizmin gelişmesiyle beraber, işçi sınıfının ve emekçi katmanların örgütlendiği, sosyalizm fikrinin kitlelere taşındığı ilk odak olması ve bu geçmişten taşıdığı izlerin, bugün farklılaşmış, sermaye sınıfının diğer partileriyle beraber iktidarın yürütmesini paylaşan bir partiye dönüşmüş bir partinin saflarında konuşulup tartışılmasına ve hatta SP’nin delegeleri tarafından kabul edilerek SP programına alınmasına, diğer sermaye partileri cephesinden yükseltilen itiraz, SP’nin bir sınıf partisine, sosyalist inşayı hedefleyen bir partiye dönüşme ‘ihtimaline’ yapılan itiraz değildir. SP’nin burjuva devlet aygıtıyla bütünleşmiş bir parti olduğunu sermaye sınıfı ve en azgın temsilcileri de bal gibi bilmektedirler. Lakin bu itiraz, daha 40lı 50li yıllarda programının dışına aldığı, sınıf savaşımı ya da kapitalist özel mülkiyet karşıtı formülasyonların  bir eğilim olarak ortaya çıkması ve daha geniş kitlelerce tartışılır ve bilinir olması, kapitalist sömürü düzeni karşısında halkın bilincinde sosyalizmi ve emekçi yığınların sömürüden kurtuluşunu canlandıracak en küçük bir vurguya ve yönelime gösterdiği tahammülsüzlük ve korkuyu simgelemektedir.

Bu eğilimin SP’nin gençlik örgütü tarafından dillendiriliyor olması ise bu tahammülsüzlüğü daha da arttırmaktadır. Zaten sermayenin kaşar zevatı da saldırılarını gençlik üzerinden yapmakta, SP içerisindeki sağ kanadı bu yönlü kışkırtmaktadır. Ancak SP tabanının ve delegelerin Juso çizgisine onay vermesini hali hazırda tüm burjuva cephe yayınlarında küçümsese de, bu durum bir gerçeğin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Gelir dağılımındaki uçurum giderek derinleşmekte, düşük ücretli emekçi yığınlar artmakta ve halk daha da yoksullaşmaktadır. Devlet eliyle yapılan her türlü reformun faturası emekçi yığınlara kesilmekte,  sosyal sigortalar sistemini yıkıntıya götüren, güdükleştiren uygulamalar emekçi katmanlarda gelecek korkusunu arttırmakta ve körüklemektedir. Tabanın sınıf karşıtlıkları üstünden yapılan formülasyon ve uygulamalara kulak kabartması ve destek vermesi bu maddi koşullar üzerinden olmaktadır. Diğer taraftan Reform 2020 oylamasında SP’nin merkezinin evet oyu çağrısında bulunmasına rağmen, kitlesinin ve seçmeninin önemli bir kısmının karşıt oy kullanmış olması da bu maddi koşulların sonucudur.

Şurası açıktır ki; SP merkezi ve hükümette yer alan bakanları üzerine uzlaşılmış devlet aygıtının ve merkezi devlet politikasının aksine bir politik yönelime girmeyecek, parti içerisinde ortaya çıkan antikapitalist yönelimleri de denetim dışına çıkarmayacaktır. Parti programına sınıf savaşımı ve özel mülkiyet vurgusunun alınması pratik karşıtlığını bulmadığı takdirde bir laf yığını olarak kalacaktır. Ancak bu eğilimlerin ortaya çıkması ve bunun maddi temellerinin varlığı, mücadelenin hangi kulvara çekilmesi gerektiğine işaret etmekte ve bir veri sunmaktadır. Bu olanak değerlendirilmelidir.