Haydar Sancar- Seçim sonrası

Türkiye’yi sultanlıkla yönetme hevesini gerçeğe dönüştürme ve kendi dikatörlüğünü ilan etme konusunda, Başbakan Davutoğlu’ndan daha aktif bir seçim çalışmasına giren meydanlarda esip gürleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 400 koltuğa ya da parlamento çoğunluğuna bağladığı hayalleri, 7 Haziran’da seçim sandıklarının hemen açılmasından sonra, Cumhurbaşkanı ve de dolayısıla da partisi AKP için elem ve keder dolu korkulu bir sürecin de başlangıcına dönüştü. Türkiye halkları bir dönemin sonunun başlagıcı olacak kapıyı, birleştirdiği güçleri ile aralamasını, vurulmak istenen boyunduru- ğu parçalamayı mücadelesi sonucunda başardı ve sayfasına bir kazanım olarak ekledi. Baraj aşıldı ve demokrasi ve emek güçlerinin bu başarısı, hem yurt içinde hem de yurt dışında coşku ile karşılandı daha iyi bir mücadele anlayışını da pekiştirdi.

7 Haziran seçimleri, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra yurt dışında yaşayan TC vatandaşlarının oy kullandıkları ikinci bir seçim oldu. Hatırlanacaktır; muhtemel seçim senaryoları içerisinde yurt dışı oylarının belirleyici olacağı yönünde epey bir durum çözümlemesi yapılmış, cumhurbaşkanlığı seçiminde alınan kritik oy oranınında kalınması halinde, HDP’nin barajı geçmesinin anahtarı olarak yurt dışı oyları gösterilmişti. Dolayısıyla hem bu fiili durum hem de siyasi atmosferin başta Avrupa ülkeleri olmak üzere yurt dışına yansımasına dayalı olarak yurt dışı bir ilgi ve merak odağı olarak gündemde yer tutuyordu.

2 milyon 800 bin kayıtlı seçmeninin bulunduğu yurt dışında, 54 ülke ve 112 temsilcilikte 1 milyonun üzerinde oy kullanıldı, ki bu da %36 civarında bir katılıma denk düşüyor. Sınırlı yerlerde oy kullanılabildiği ve halkın oy kullanmak için kilometrelerce yol katetmek zorunda bırakıldığı gerçeği de göz önüne alındığında, bu oran ‘küçümsenecek’ olmaktan çıkıyor ve ülke dışında yaşayan Türkiyelilerin, Türkiye’nin iktidar partisi ve karşısındaki güçler açısından yansıyan tabloda politik yer tutmaya devam ettiklerinin işaretini de veriyor aynı zamanda.

Yurt dışı oy sandıklarının sonuçlarının işaret ettiği yönler ve eğilimler, bu sonuçların değerlendirmesini, zorunlu kılıyor. Bu değerlendirme 2 başlık altında yapılabilinir; birincisi seçimler öncesinde yürütülen çalışmanın verdiği sonuçlar, ikinicisi ise oyların dağılımının gösterdiği tablo. İlkine ilşkin; çalışmanın, daha çok Türkiyenin siyasi atmosferinin yarattığı etki dahilinde, yukarıda da vurgulandığı üzere Erdoğan’ın Kürt meselesinde yeniden inkarcılığı ağıza dolayan, baskıcı ve diktatörlük isteyen yönelimlerine karşı, duygu ve mücadele birliği içerisindeki, Kürtler, sosyalistler Aleviler ve diğer etnik köken ve inanç sahibi kesimlerin içerisinde yoğunlaşmış (bu kesim bütün siyasi örgütlenme ve hareketlerin sahip oldukları geniş bir taban olarak da adlandırılabilinir) ve doğal olarak HDP’ye giden oyların ağrılık merkezini de bu çevrelerin artan ilgisi ve duyarlıkları oluşturmuştur. Burada bir başarıdan söz edilebilinir. Ama bu çalışma Türkiyeli geniş kesimlerin içerisinde bir çalışma olma özelliğini taşımamış en azından o yönde gelişme gösterecek ciddi bir başlangıç yönelimine dönüşme tutumuna girememiştir. Sandık sonuçları da buna işaret etmektedir.

İkinci olarak ;AKP kullanılan toplam oy içierisinden 519 bin 474 oy alarak %49.88’le yurt dışıdan birinci parti olarak çıktı. HDP ise 211 bin 299 oyla 2.sırada yer alıyor. İsviçre’de ise HDP 17 bin 012 oyla ve %47,5 ile ilk sırada yer alırken AKP 8991 oy ve %25.11 lik oranla 2.sırada yer alıyor. CHP’inn yurt dışı oy oarını ise %17.21. Hem oylamaya katılım hem de sonuçlar açısından cumhurbaşkanlığı seçimlerinden farklı bir tabloyla karşı karşıya olduğumuz ortadadır. Şunu görmek gerekir; yurt dışı seçmenlerinden AKP, Türkiye sonuçlarının üzerinde 2011 genel seçininde aldığı oy oranı kadar oy almıştır. Aradaki farkın, yurt dışında yaşayan Türkiyelilerin yaşam merkezlerinin doğal olarak yaşadıkları ülkeler olduğu, Türkiye’nin sosyal, siyasal, ekonomik ve temel demokrasi meseleleri ile çok direkt daimi bir temas içerisinde olmadığı gerçekliği gözetilerek, ancak kimlik ve inanç siyaseti üzerinden yürütülen kutuplaşmanın yarattığı sonuçtan kaynaklandığı, din ve kimlik propagandasının, Avrupa devletlerinin bu konudaki tutum ve politikalarının yarattığı ayrımcı ve istismarcı sonuçlarla da birleşince Türkiyeliler arasındaki bu eğilimleri nispi olarak giderek uçlaştırdığı görülebilinir.

Sonuçlar Avrupa’da yaşayan Türkiyeliler arasında yürütülecek çalışmanın hangi temeller üzerine oturtulması gerektiği konusunda da somut bir tablo çizmektedir. Türkiyeliler içindeki çalışma, yukarıda vurgulanan kamplaşma ve kutuplaşma içerisinde yerini belirlemeye çalışan yığınlar içerisinde var olan bir çalışma değildir ve din ve kimlik siyaseti üzerinden yürütülen, kamplaştırıcı ve bölücü propagandaya açık hale gelmiş Türkiyeli kitleler içerisinde, yaratılmış etkinin kırılmasının şartı da henüz ol(a)mamış bir çalışmanın olur hale getirilmesi ile mümkün görünmektedir.

Seçim sonuçları halkların hanesine kazanım olarak yazılmıştır. Bundan sonrası için tutturulacak istikrarlı tutarlı bir mücadele birliği ve özgünlüğü, ezilen sınıfların ve halkların nihayi kurtuluşu için olanakların yaratılmasında önemli bir işlev görmeltedir. Bunda elde edilecek başarı, kuşkusuz ülke dışında yaşayan Türkiyelileri de etkileyecek, çalışmaların Türkiyelilerin ana gövdesi içierisinde merkezileşmesi sorununda engellerin aşılması için katkı sunacaktır.