Haydar Sancar- Sahnede ne oynanıyor?

18

Ellerinde oyuncak silahlar ve dönemin asker üniformalarıyla yer alan çocuklar, Türk bayraklarının her tarafı kapladığı sahnede Gelibolu konulu gösteri canlandırıyorlar. Bu canlandırma 25 Mart tarihinde Uttwil’de Anadil ve Kültür dersi sırasında gerçekleştiriliyor. Okul çağı çocukların, tarih denilerek Yunan, Ermeni ya da komşu diğer halkların düşman bellettirilerek ırkçı propagandayla donatılmaya çalışılması, birçoğumuzun maruz kaldığı ya da eğitimden bildiği bir gerçekti ve bu bilenler için çokta şaşırtıcı değil. İşin pedagojik ya da eğitimi ilgilendiren yanları ve bunların eleştirisi bir yana bırakılırsa geriye şöyle bir tablo kalıyor: İsviçre’nin göbeğinde, ellerine oyuncak silah tutuşturulmuş ve askeri üniformalarla gösteri yaptırılan çocuklar, resmi ideolojinin örgütlü propagandasına maruz kalmalarıyla beraber yerli basına konu olmakta, basında yer alan kimi haklı eleştiriler ve değerlendirmelerin yanında göçmenlere karşı ırkçı mihraklarca yapılan propagandaya da olanak sunar hale gelmektedir.

Yıllardır devletin tüm olanaklarıyla yurtdışı temsilcilikleri vasıtasıyla yürütülen lobi çalışmaları, Diyanet, DİTİB gibi kurumlar aracılığıyla, cami ve derneklerde iktidar partisine yontulan ilişkilerin, Türkiye’nin sosyal çelişkileri ve etnik ve inanç farklılıkları mesnet edilerek yürütülen propagandanın bilinir bir durum olması, bu kurumların sadece Türkiye’den değil, İsviçre’den de yardım görüyor olması yönetici güçler arası ikiyüzlü politikaların nasıl sürdürüldüğünün de göstergesi durumundadır. Bunu gerekçe yaparak göçmen düşmanlığını körüklemeye çalışan İsviçreli ayrımcı odakların, yine bu çevrelerle ciddi dirsek teması içerisinde olduğu, Türk günü gibi etkinliklere de katıldığı bilinmektedir. Bu kadar içli dışlı olmuş çıkar ilişkilerinin varlığı es geçilerek, AKP rantçılığının popülist, ırkçı-ayrımcı propagandaya malzeme vermesi karşılıklı kışkırtmayı teşvik etmekte yine bu çevrelere siyasi rant sağlamaktadır.

Bu anlayış kuşkusuz bununla sınırlı değil. Yurtdışında yaşayan TC vatandaşlarının Türkiye seçimlerinde oy kullanabilmelerinin yasal değişiklikle mümkün hale getirilmesinden sonra Türkiye politikasının,  Avrupa ve diğer ülkelerde yaşayan Türkiyeli göçmenler arasında daha çok gündem olması ve ülkede iktidar partisi AKP tarafından sürdürülen gerilim ve ayrıştırıcı politikaların, yine bu ülkelere daha çok yansımasına neden olmuş, aynı kamplaşma ve kutuplaştırma siyaseti iktidar partisinin yürüttüğü siyasete uygun olarak bu ülkelerde de sürdürülmüştür. İstihbarattan, provokasyon birimlerine kadar Avrupa sınırları içerisinde örgütlenme de gerçekleştiren ve AKP yanlılığını da açıktan sürdüren bu kurumlar, bu kışkırtma, muhalifleri sindirme ve tehdit etme yöntemlerinin sürdürücüsü olmuşlardır. İktidar partisi etrafında içine kapalı bir toplum yaratarak düşmanlaştırmayı körükleyen bu tutum, yerli halkla Türkiyeli göçmenler arasına da barikat örmekte, Türkiyeli göçmenlerin geri bilincine oynamaktadır.

Siyasi iktidarın bu tutumunun 24 Haziran baskın seçimlerine kadar artan bir ivmeyle devam etmesini beklemek şaşırtıcı olmasa gerek. Keza bir önceki seçimlerde de izlenen yol benzerdi. Hollanda, Avusturya, İsviçre krizleri hatırlanacaktır.

AKP ve arkasındaki sermaye güçlerinin tek adam rejimini inşa etme çabası görüldüğü üzere sadece Türkiye’de yıkıcı olmamakta, Avrupa’da yaşayan farklı milliyetlerden Türkiyeli göçmenlerin yaşantısına, yerli emekçilerle kaynaşmasına zarar vermekte, emek-sermaye mücadelesinde işçi ve emekçilerin saflarının güçlenmesi olanaklarını baltalamakta, içine kapalı, inanç farklılıklarının ötekileştirdiği bir politikayla Türkiyeli göçmenleri hem kendi içinde bölmekte hem de yerli emekçilere karşı kışkırtmaktadır.

Dolayısıyla bu tablodan çıkarılması gereken; ülkeyi gerilim siyaseti ve kardeş halklara düşmanlıklara dayalı propagandayla yönetmeye kalkan, burjuva demokrasinin kurumlarını bile işlevsiz hale getiren, ekonomik ve siyasi bakımdan uçurumun başına sürükleyen KHK ve OHAL yasalarıyla hak arayanları keyfi cezalarla mahkûm ve işinden ettiren, onlarca basın yayın kumrunu kapatan 200’e yakın gazeteciyi cezaevine atan, iktidar ve rant hırsı etrafında bileşke olmuş diktatörlük rejimi sevdalılarının, ülkenin sırtında daha fazla kambur gibi durmasını engellemek ve bu kamburdan kurtulmak üzere, Türkiye emek demokrasi ve mücadele güçlerine destek olmak üzere harekete geçmek, kısa süre kalmasına ve oy kullanma süresinin kısa tutulmasına rağmen, dinamik bir çalışma yürütmek, hem katılımı hem de tek adam tek parti rejimi inşasına karşı sürdürülecek mücadeleyi güçlü tutmaktır. Bu başarıldığı takdirde özgürlük ve demokrasi mücadelesi daha çok güç kazanacak ve ilerleyecektir ve bu da mümkündür.