Haydar Sancar- Reform 2020 oylamasının gösterdikleri

14

24 Eylül oylaması sonuçları ile önümüzdeki dönem yaşanacak gelişmeler hakkında önemli veriler sunuyor. Üzerine en çok revizyon senaryoları üretilen AHV, İsviçre halkı için hassas tabir edilecek konulardan biri durumundaydı. AHV sisteminin yürürlüğe girmesinden buyana geçen sürede yaşananlar bu hassasiyetin varlığını destekliyor ve bu oylamanın sonucu da keza aynı yönde. Bu tutumun değişip değişmeyeceği ise önümüzdeki dönem içerisinde yeniden gündeme gelecek yasal değişiklik maddeleriyle bir kez daha sınanacak. Çünkü sermaye mevzisinden yapılacak salvo atışlarının hedefi şimdiden ilan edilmiş durumda. Ancak buradaki temel vurgu kendiliğinden oluşan bir hassasiyetten öte, sermayenin ihtiyaçlarına göre yeniden  ‚yapılandırılan‘ yasal çerçeve ile budanan sosyal kazanımlar meselesi olduğunda kolektif bir tutum almada, öngörülü olma durumunun tecrübeye dayalı etkisi üzerinedir. İsviçre’de parlamento içinde yer alan hemen hemen tüm partiler AHV sisteminiİsviçre’ninortakkazanımıolarakkabuledervesavunurgörünürler. Kuşkusuz bu savununun ana gövdesi emeklilik fonunun nasıl oluşturulduğu üzerine değil, fonun olmaması durumu karşısında, olmasını savunan bir pozisyon üzerine kurulmuştur. Lakin bu da kendi içerisinde bir illüzyon taşımaktadır. Emekçi yığınların sosyal güvenlik sistemine sahip olmasını ister görünen İsviçre sermayesinin esas derdinin ölümü gösterip sıtmaya razı etme tutumu olduğu tartışılmazdır. Bir taraftan önümüzdeki 20 yıl içerisinde ‘reform’ yapılmadığı takdirde fonların suyunu çekerek iflas edeceği propagandasına sarılan her kesim ve renkten sermaye temsilcileri ve sözcüleri, kepçeyi daha derine indirmenin hesabını güder durumdalar. Yapılan oylamadan Reform 2020’ye hayır çıkması iştahlarını daha da kabartmış saldırı cephesini top yekûn bir araya getirmiştir.

Ret edilen reform paketi, SP ve CVP konsensüsü taşısa da amacın halkı ikna etme ortaklığı üzerinden şekillendiği bilinmektedir. Daha önceki yazılarda da vurgulandığı üzere, sendika merkezleri de reform 2020 paketine evet çağrısı yapmışlardı. Ancak referandum sonuçlarına bakıldığında bu çağrının istenilen karşılığı bulmadığı, SP’nin sol kanadının ve sendikaların mücadeleci bölge örgütlerinin merkez yönetimin karşısında bir tutum aldığı ve bunun da sonuçlara yansıdığı görülmektedir. Bakanlar kurulunun da evet çağrısı yaptığı reform paketinin halkın onayına takılması sonrasında, liberal burjuvazinin papağanları FDP’ye çağrı yaparak daha saldırgan bir tutum izlemesini görev biçerlerken, merkez ve aşırı sağın çözeceği bir sürecin başlatılması gerektiği tartışmalarını da alevlendirmiş oldular. Neticede de sermaye sınıfının en keskin sözcüleri bir süredir 67 yaşında emekliliği daha çok dillendirir hale gelmiş, saldırı planlarını da bunun üzerine inşa etmiş durum daydılar. Dolayısıyla sermaye sözcülerinin daha saldırgan tutum alma çağrısının bu planının hayata geçirilmesi çağrısı olarak algılanması gerekmektedir.

Bugün ‚sosyal fonlar tehlikede, her an batabilir‘ diye feryat figan edenlerin derdinin emekçi katmanlar olmadığı, aksine en cüzi kırıntılara halkın, çalışanların biat ettirilmesi, bunun için de şer cephesini top yekûn bir plan arkasında toplama gayretinde olduğu bilinmelidir.

Bu saldırı planları karşısında kazanımların korunması ya da ilerletilmesi sorunu ise, karşı mücadelenin örgütlenebilmesine bağlıdır. Bugün emek örgütlerinin halkın ve emekçi yığınların talep ve beklentilerini gerçekçi bir bakış açısıyla ele alması, soyut karşı çıkışların yerine bu taleplerin merkezde olduğu ve alttan örgütlendiği bir yönelime girmesi sonuç getirici olacaktır. Aksi durumda ortaya çıkacak tablo, soyut çağrılar sonrası kayıp olacaktır.