Haydar Sancar- Referandum, öncesi ve sonrası

Türkiye ve bölgedeki gelişmelere bağlı olarak solunan siyasi atmosfer, AKP ve başındaki fiili başkanın tutumu, küheylanca minderi işaret etmesi ve kışkırtıcı tavrıyla da Avrupa’da yaşanan siyasi krizler eşliğinde gündemi işgal etmeye devam ediyor. 16 Nisan’da yapılacak referanduma sadece Türkiyeliler, Kürdistanlılar dikkatlerini çevirmiş değil. Hem yerli halkın hem de yerli halkın egemen sınıflarının dikkati de referandumdan nasıl bir sonuç çıkacağı tablosuna yönelmiş durumda. Dış politikasında yalnızlaşmış bir ülkenin iktidar gücü ve arkasındakilerin, tutacağı konum ve emperyalist Avrupa devletlerinin çıkarları ile sürdüreceği ‘uyumlu’ politika ya da daha büyükleri karşısında diz çöküş; şekillenecek referandum sonrası dönemin de olguları olmaya devam edecek. Ancak bu genel tablonun altında, yaşanan kriz, kışkırtma ve tehdit söylemlerinin, Avrupa’da yaşayan Türkiyeli göçmen işçi ve emekçilerin nasıl etkilendiği çıkarılacak sonuçları itibarıyla önemlidir ve değerlendirmeye ihtiyaç duymaktadır.

AKP ve fiili başkan iktidarı ile Avrupalı devletler arasında yaşanan diplomatik kriz furyasının yarattığı tablo, siyasi sonuçları bakımından, sadece ülkeler arasında, karşılıklı gerginlik ve misilleme olarak okunup değerlendirmekten çok, mevcut durumun o ülkelerde yaşayan göçmen işçi ve emekçiler açsından ne ifade edeceği, Avrupa ülkelerinde ırkçı-gerici akım ve çevrelerin kışkırtılmış gerginliği, istismar ederek, yabancı-göçmen düşmanlığına çevirtmek üzere yaşanan gerici hareketliliğin, Türkiye iç siyasetinde de halkın yedeklenmesi için malzeme olarak kullanılması durumunu da beraber getirmiştir.

Daha önce de değerlendirildiği üzere, AKP Türkiye’de ve bölgede sürdürdüğü gerginlik siyasetini, aynı dönem içerisinde Avrupa’ya da taşımış, bir taraftan, Osmanlı Ocakları adı altında çete vari örgütlenmelerle saldırgan bir odak oluşturmuş, 38 Avrupa ülkesinde de yürüttüğü casusluk ve ispiyonculuk faaliyetleri ile Cemaat başta olmak üzere  muhalif örgüt ve kurumlara karşı en başta imamlar, din görevlileri  ve istihbarat elemanları ile fişleme ve kayıt altına alma hatta ve hatta sosyal medya paylaşımları da dahil olmak üzere, kişilere yaşadıkları ülkelerin hukuk kurumları aracılığı ile soruşturma açılmasını talep etme tutumunu sürdürmüş ve bütün bu gelişmelerin kendisi, yerli kamuoyu tarafından da daha açık bir biçimde bilinir hale gelmiştir. Bununla beraber, referandumla yapılmak istenen anayasa değişikliklerinin ne anlam ifade edeceği, inşa edilmek istenen diktatörlük rejiminin, nelere dayanacağı konusunda da İsviçreli yerli kamuoyu daha net fikir edinir olmuştur. Burada şunu vurgulamak gerekir; Blick gazetesinin manşetten Türkçe attığı Hayır başlığı, İsviçreli yerli medya da tartışma konusu olmuş, Blick gazetesinin tutumu, gazetecilik ve popülist magazin gazeteciliği açısından, eleştiriye tabi tutulmuştur. Aynı gazetenin, göçmenler ve yabancılar söz konusu olduğunda dönem dönem giriştiği kışkırtıcı ve hedef gösterici yayın anlayışı bu eleştiriler arasında da yer almıştır.

Dış İşleri Bakanı Çavuşoğlu’nun Avrupa’da gidecek yerinin kalmamasının ardından İsviçre’de bakanlık düzeyinde yaptığı görüşmenin bazı pazarlıkları içerdiği kesin. Basına yansıyan kısmına bakılırsa, pazarlık konularında birinin İsviçre’ye sığınma başvurusunda bulunan Bern Büyükelçi Yardımcısı Volkan Karagöz’ün, güvence alınarak Türkiye’ye geri gönderilmesi olduğu vurgulanıyordu. Ancak 25 Mart tarihinde İsviçreli yerli kurum ve kuruluşların Türkiyeli göçmen örgütlerle Bern’de gerçekleştirdiği  ortak mitingde taşınan bir pankartın içeriği ile ilgili olarak, yeni bir diplomatik ‘kriz’ daha yaşandı. Taşınan pankart hakkında İsviçre’de adli soruşturma başlatılırken yanı sıra,  Türkiye’nin casusluk faaliyetleri kapsamında UETD ve Türk İslam Vakfı’nın da adının geçtiği başka bir soruşturma da açıldı.

Bütün bu gelişmelerin yaşandığı dönemde 9 Nisan’a kadar 2 haftalık süre içerisinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları referandum için oy kullanıyorlar. Daha önceki seçimlerle kıyaslandığında kısa olan oylama süresi sonucunda nasıl bir katılım oranının olacağına dair net bir veri henüz yok. Ancak İsviçre’de Hayır’ın açık ara ile sandıkta çıkacağı beklentileri hayli yüksek.

Oylama sonrasında ise yukarıda sıralanan sorunların ortadan kalkmayacağı kesin. AKP’nin izlediği emekçileri etnik kökenine, inançlarına göre bölme ve bir birine kışkırtma politikasının davam edeceği, Türkiye iç ve dış politikasına bağlı sorunların, Avrupa yönetimleri tarafından çekiştirilmeye devam edeceği ve karşılıklı bu çekişmelerin faturasının da Türkiyeli göçmenlere adres edileceği ortada. Dolayısıyla bu dönem açısından yerli-göçmen emekçi yığınların bölünmesine neden olacak her türlü kirli siyasetin karşısına birlikte yaratılmış ortak bir mücadele hattıyla çıkabilme başarısı tayin edici olacaktır.