Haydar Sancar- Oylama sonucu ne anlama geliyor

10432970_613895442040263_1777557791934330575_n

Yasal asgari ücret oylaması Mayıs ayı içerisinde yapıldı ve oylama sonucunda da ret edildi. İnisiyatifin kabul edilmeyeceğine dair ön görüler, yapılan kamu oyu araştırmalarına dayanılarak dillendirilse de, oylama sonrası yapılan değerlendirmelere bakıldığında,  farkın bu kadar fazla olacağının beklendiği pek göze çarpmıyor,  kabul edilebilir aralık ise daha çok 60-40 arası olarak işaret ediliyordu.

Neticede  %78’lik bir ret oyu oranı ortaya çıktı ve bu durum doğaldır ki bazı tartışmaları da beraberinde getirdi. Fırsattan istifade liberal sermaye çevreleri ve bir takım sözcüleri meseleyi getirip, ‘solcuların’ müzmin kaybeden cephe belirlenmesine bağlayarak, halkın, devlet eliyle dayatılan bir ücretlendirme sistemine geçit vermediğini öne çıkarıp, liberal ekonomi savunucuları ve örgütleyicilerinin halkın tam desteğini aldığı söylemiyle, sorunu pazar ekonomisinin kudretli çarklarının ezip geçtiğini yorumlarında ve kamu oyu açıklamalarında dillendirdiler. Yine onlara göre halk bu ‘solculara’ tokat atmıştı!

Eğer değerlendirme sadece ortaya çıkan reel sonuç üzerinden yapılırsa, bu işin elbette bir kazananı ve kaybedeni olduğu çıkarsaması kaçınılmazdır. Asgari ücret uygulaması inisiyatifi savunucuları da yine bu sonuçlar üzerinden işin kaybedenidir. Bu doğru. Ama sorun kaybetme ve kazanma meselesinden öte bir anlam kazanmıştır. Çünkü son dönemlerde, temsilciliğini şu ya da bu sermaye çevresi üstlensin, işçi ve emekçilere yönelmiş her türlü saldırı karşısında ya ada kazanılmış hakların korunması ve ilerletilmesi mücadelesinde, hem bir bütün olarak sermaye partileri hem de farklı biçimlerdeki sözcüleri ve uzantıları, halkın çoğunluğunu temsiliyetini sürdürdükleri politikalara yedekleyebilmekte, ayın zamanda da ‘moral’ üstünlüğünü iyi kullanmaya çalışarak, mevcut saldırılara karşı tutarlı bir mücadele göstermeye çalışan, dürüst, sınıf davasına bağlı hem sendikacıları hem de mücadele mihraklarını dağıtarak, halk kesimlerinden yalıtmayı hedeflemektedirler. Bu yaparken, en sık baş vurdukları propaganda yöntemi ise;  ‘sol’ kavramı olarak kullandıkları genel bir söylemle emekçilerin gerçek taleplerinin üzerinin örtülerek,bu ‘sol’ un ne kadar gerçek dışı taleplerle ortaya çıktığının ‘ispatlı’ gerekçelerinin bulunması ve  sermaye çıkarlarının, emekçilerinin tümünün çıkarı gibi gösterilmesi, bu ‘dengenin’ bozulduğunda her şeyin bozulacağına emekçilerin inandırılmasıdır.  Yani iş kafa bulandırmaya geldiğinde, liberal sermaye sözcüleri maharetlerini  göstermede şapka çıkartan cinsten, ince ayarlarla konum belirleme  ve halk kitlelerini kendilerine yedekleme de büyük beceri göstermişlerdir. Asgari ücret oylamasında ortaya çıkan tabloda bu propagandanın ciddi bir etkisi olmuştur ve propagandanın yarattığı etkiye bağlı olarak, emekçilerin kendi talepleri etrafında birleşmesini sağlamak üzere kullanılan etkili  bir propaganda dilinin ve yöntemin uzun zamandan beridir zayıflamasının da bir sonucu olarak, oy barometresinde makas daha da açılmıştır.

Bu durumun farkında olan Tagesanzeiger ve aynı kulvardaki liberalizmin katışıksız sözcüleri, sayfalarında bu etkiyi arttırmak üzere bolca analiz yapmakta, sonucu şapka fırlatarak kutlamakta, halkın sağ duyusunun liberal Pazar ekonomisinin arkasında durarak, ucube solculara tokat attığını yazıp durmaktadır.

Ama bu çabalara rağmen ücretler üzerinden dillendirilen emekçilerin talepleri, bastırılmış ve yok edilmiş değildir. Kanton Jura ve Neuenburg, yaklaşık 2 yıl önce yapılan kanton oylamasında kabul edilen, kantonal düzeyde asgari ücret uygulamasını hayata geçirmek üzeredirler. ( 18 Mayıs’ta yapılan oylamada bu kantonlarda da asgari ücrete hayır sonucu çıkmıştır. Örneğin Jura Kantonu’nda 2015’in Mart ayına kadar yürürlüğe konulması gereken kantonal asgari ücret seviyesi, TİS’olmadığı sektörleri kapsamakta, ülke genelinde talep edilen 22 Franklık saat ücretinin 2 Frank altında olsa da emekçilere sektörel bazda ücret güvencesi sağladığının altı çizilmelidir. Bu kantonlarda elde edilen sonuçlar üzerinden yapılmış istatsitiki verilerin eksikliği olmakla beraber bu çelişik durumun varlığı yukarıda sözü edilen liberal propagandanın etkisinin bir sonucu ve mücadeleci bir çalışmanın yoksunluğunun etkisi olarak görülebilinir.)

Sendikalar sonucu nasıl görüyor?

Oylama sonrası SGB ve Unia cephesinden yapılan açıklamada ortaya çıkan sonuçtan üzüntü duyulduğu dile getirilerek, kampanya süresince yürütülen faaliyetlere bağlı olarak Lidl gibi perakende satış sektörü firmalarından bir kaçının, kendi iş yerlerinde asgari ücreti 4000 Frank’a yükselttikleri bunun da bu sürecin en büyük kazanımı olduğu değerlendirmesinde bulundular. Adı geçen firmalarda ücret artışlarının sağlanması elbette olumludur, ama sendikaların, bu sonucu kabullenir tutumunun karşısında, daha çok eleştirel bir bakış açısıyla meselenin değerlendirmesinden uzak olması ve konuyla ilgili takip edebildiğimiz kadarıyla (dışarıya yansıyan) bu yönlü tek satır bile edilmemiş olması her halde ortaya çıkan sonucun başlangıcı ile ilgili de bir gerçeğe işaret etmektedir. Bu durum değişmediği müddetçe de benzer akıbetlerin ortaya çıkması kaçınılmaz bir hal almaktadır. Bu yüzden sendikal örgütlülükler genelliğin dışında emekçilerle daha gündelikli bir ilişki kurabilmeyi kendine hedef edinmeli, bu ilişkinin merkezinde de emekçilerin gerçek talep ve ihtiyaçları olmalıdır. Bu anlayışın vücut bulması ise bürokratik sendika aygıtı dışında mücadeleci sendikacıların tutumuna bağlı olmakta, kabuğun kırılmasında mücadeleci çevrelerin ısrarlı tutumunun belirleyici rol üstleneceği görülmektedir.

Sermaye daha çok saldıracak!

Dolayısıyla emekçilerin örgütlülüklerinde bu yönlü eğilimin gelişip güçlenmesi, önümüzdeki dönem sermayenin giderek daha çok artacak olan saldırılarına karşı güçlü bir mücadele platformu sağlayacaktır. Liberal özgürlük sloganıyla, emekçilerin ortaya atılan her türlü talebini piyasaya devlet müdahalesi olarak yaftalamaya çalışan, liberal burjuvazi, aldığı bu son gazla saldırma yönelimini sürdürecek, daha genel sorunlardan, emeklilik, özelleştirme, sağlık, eğitim kamu bütçesi gibi alanlar başta olmak üzere baskısını arttıracaktır. Bu saldırılar karşısında ise emekçilerin SP, sendika ve diğer küçük grupların üst biçim ittifakından çok, ciddi bir mücadele örgütüne ve aygıtına ihtiyacı vardır. Bu aygıtın yaratılmasının ana unsurları ise yine ileri bilinçli işçi ve emekçiler ile sınıftan yana dürüst sendikacılar, aydınlar ve politikacılardır. Bütün bu çevrelerin bu gün içerisine girmesi gereken tutum budur, Türkiyeli emekçiler de bunun bir parçasıdır. Türkiyeli emekçiler arasında sürdürülecek bu çalışma bizlere daha somut ve önemli görevler yüklemektedir. (Oylama ile ilgili haberlerin Türkiyeli malum basına yansıma biçimi de bu görevin altını bir kez daha çizmektedir. Bir kısım, emekçilerin daha iyi bir ücret talebini, alaya alan bir tarzda 4000 Frank kavgası olarak vermiş, diğer kesim ise, en yüksek asgari ücret talebi gibi işin magazin yönüyle ilgilenmiştir.)